Sezen'i de İtalyanlar'a sevdirdi

Sezen'i de İtalyanlar'a sevdirdi





Geceyarısı Ekspresi ne yazık ki çok güçlü bir filmdi. Taraflıydı, haindi, abartılıydı, ama yıllarca beyinlerde o filmden çirkin görüntü ve duygular kayıtlı kaldı. Türkiye markasının değerini artırmak için anlamlı ve tutarlı bir stratejimiz olmadığı için ülkemizin algılanışı bu tür her ataktan zarar görüyor. Turizm Bakanlığı çeşitli reklam kampanyalarıyla turistik beldelerde çekilen görüntüler yayınlasa da Türkiye markası bir türlü tutarlı, teksesli ve sürekli bir stratejiyle yönetilmiyor. 'Made in Turkey'nin değerini sadece çeşitli kuruluşlar ve sanatçıların kazandığı başarılar artırıyor. Bu açıdan Nuri Bilge Ceylan ve Ferzan Özpetek'in aldığı ödüller Türkiye markasına 2003'te çok önemli katkıda bulundu. Her iki film de dünyanın çeşitli yerlerinde başarı ve Türk kelimelerini birlikte algılattı.
Özpetek'i bağrına basan İtalya, yüzlerce yıllık burjuva kültürüyle yaşama sanatının vatanı. Ancak, kozmopolit olmayan bir kültür. En büyük kentlerde bile yabancı mutfaklar barınamıyor. Yabancı filmler dublajla izleniyor. Gezmeyi çok seven İtalyanlar'ın çoğu Kapadokya, İstanbul ve Efes'i görmüş, beğenmiş, halı ve kilimler alarak geri dönmüş olsalar da, Türkiye'yi de Orta Doğu'lu bir ülke olarak görüyorlar. İtalyan basınında Türkiye felaket ve futbol haberleriyle yer alıyor.

Barbaros'un torunu başrolde
Arada iki saaatlik bir uçak mesafesi olmasına rağmen İtalyanlar için Türkiye başka bir dünya. Kaderin cilvesi olarak da, İtalyan sinemasının son dönemdeki rönesansının başrolünde Barbaros'un torunlarından birisi var. Ülkenin en büyük sinema ödülleri bir Türk'e veriliyor. Özpetek'in başarısını bu perspektiften görmek gerekli
İtalya, Ferzan Özpetek'i Hamam'la (1997) birlikte kabul etti, 1999'da Harem Suare'yi çok sevdi, ancak Cahil Periler (2001) bir dönüm noktası oldu. Filmin müthiş başarısı Özpetek ve Serra Yılmaz'la birlikte tüm oyuncular için zirve yolunu açtı. Özpetek'in son filmi Arka Pencere büyük bir gişe başarısı ve İtalyan sinemasının en önemli ödüllerini kazandı.
Ferzan Özpetek'le Milliyet Business için uzun bir söyleşi yaptık. 27 yıldır İtalya'da yaşayan Özpetek, kendisini 'iki pasaportlu bir adam ve iki kültürün çocuğu' olarak tanımlıyor.
Aslında onun tek dünyası sinema ve hayatındaki en önemli şey işi. Türklük ve İtalyanlık hakkında şunları söylüyor:

'Roma'da olmak istiyorum'
"Yönetmenin sadece yönetmen olduğunu düşünüyorum. Bir filmin de İtalyan, İran, Fransız filmi değil, iyisinin kötüsünün olduğunu düşünüyorum. Dünyada tam tersine bir gidiş var, son dönemde, bir globalleşme var. Bazen düşünüyorum, 44 yaşındayım yakında 45 olacağım, bazen soruyorum kendime 60 - 70 yaşına geldiğinde ne olacak. Hangi ülkede yaşlılığını geçirip, hangi ülkede ölmeyi düşünüyorsun. Roma'da olmayı istiyorum, dostlarım Roma tatiline gelsin istiyorum.
İtalya'yla bağlarım çok. 27 yıldır ordayım. İstanbul'da özlediğim çok şey var. Ama ne yazık ki 'Özlemlerin Eski Tadı Yok.' Türkiye'de doğmasaydım, böyle bir sinema yapamazdım. Çocukluğumun, gençliğimin verdiği çok şey var. Gördüğüm çelişkiler, duyguların çok hızlı yaşandığı olaylar var.
Hamam'ı çektiğimde mesela, Türkiye'den gelen eleştiri 'yabancı bir iş yapmışsın, oryantalizme kaçmışsın' şeklindeydi. Ama, baktığım gördüğüm her şey sonradan çok moda oldu. Kendi kültürümüzde olanlar insanların hoşlarına gitmeye başladı. Türk kahvesi, hamam gibi şeylere ilgi duymaya başladılar.
Hoşuma giden başka bir şey de 'İstanbul'un neresini çektin. İstanbul'a nasıl bir bakış bu? Hiç bu yönünü görmedik' diyorlar. 'Bilmediğimiz yerler bunlar' diyorlar. İtalyanlar Hamam'a deli oldular. Çok çok beğendiler. Ayağıma takılan bir top Hamam, yalnızca İtalya'da değil gittiğim her ülkede görüyorum. 'Ben o filmi gördükten sonra İstanbul'a gitmeye karar verdim' diyorlar. Bundan gurur duyuyorum, mutlu oluyorum.

'Engellendim, korktum'
Adnan Başar Kafaoğlu arayıp, 'Sen bir sürü sefirin yapamadığını yaptın' dedi. Ne yazık ki, o zaman destek görmedim, kösteklendim. Sonraki proje, Harem Suare kapıların yüzüme kapatıldığı bir film oldu. Bu zorlukları geçmişte çok söyledim. Bazen soruyorum kendime, neden İstanbul'a gidip film çekmiyorsun diye. Hep o devirden, Harem Suare'den, o zamanlardan bir şartlanma var kafamda. Hayatımda en önem verdiğim şey mesleğim, sinema, onu zorlaştıracak, karşısına çıkacak engeller beni çok korkutuyor. Onun için ilerde bir gün yaparım diyorum.


İtalya'da filmlere devlet desteği var. Ama iyi bir biçimde dağıtımı olmuyor. Bence yeni bir sinema dili getirecek insanlar için önemli. Devlete dayanmamak lazım. Ben ne Türkiye'den ne İtalya'dan yardım aldım. Her iki taraftan da destek almadım. Bundan da mutluyum
AB'den, Euroimaj'dan destek aldım. Benim devlet desteğine ihtiyacım yok. Filmlerim iş yapıyor, satışı oluyor, İtalya'daki prodüktörüm, Tilde Corsi, önce devlet desteği istiyor, kazanıyor ve sonra o parayı almıyor. Teşekkür ediyor, reddediyor. Devlet desteğinin uğurlu gelmediğini düşünüyor. Türkiye'de sinema sahiplerinin benimle çok iyi bir ilişkisi var. Onlarla yaptığımız toplantılarda kazandırmanın hazzını duyuyorum. Kazanmak güzel ama kazandırmak daha da güzel bir duygu. Hiç beklemediğim bir şekilde ilk defa bu sene Kültür Bakanlığı'ndan tebrik mektubu geldi. Sekiz yıldır ne bir tebrik, ne bir telefon almıştım. İlk defa film çıkınca tebrik geldi, ödül alınca da geldi. Bunun yapılmış olması çok hoşuma gitti.

Osmanlı'dan çok korkmuşlar

Çok acı bir şey. İlk defa haber programında İstanbul'un çağdaş bir görüntüsünü gördüm. Banka bombalandığında gökdelenler, beyaz gömlekli insan görüntüleri vardı. Bana acı geldi. Çünkü, her zaman Türk olduğunu bile zannetmediğim görüntüleri gösteriyorlar. Ama her Türk hapisten çıkacak, her Türk kaçak ya da katil olacak, kafalarında belirli fikirler var. İtalyanlar'da o kadar yok, Avrupa'da daha çok. Onların yerine kendimi koyduğumda anlayabiliyorum. Osmanlı onları bayağı korkutmuş. Bazıları 'Sevdiğim bir yönetmen olduğun için Türkiye ilgimi çekti' diyor. Bu bana çok haz veriyor.


Bunu hiç kuramadığım insanlar var. Hangi kültürden olursa olsun, ilgilenmeyen, duygulanmayanlar var. Sana benzeyenler seninle film yapanlar. Beğenmeyenlerin olması hoşuma gidiyor. Filmi yaparken tek korkum, karşılıklı kafa uyumum olan insanları hayal kırıklığına uğratmak. Benle olanlar, benle filmi beraber yaptığına inandığım insanlar bunlar. Filmin en güzel sahnelerini tamamıyla duygularla yapıyorum. Fikriniz kağıda döküldüğünde ölüyor, sonra yeniden canlanıyor. Hiçbir zaman yazdığım gibi çekmiyorum.
Böyle olunca bir film benim için bir heyecan oluyor. Ağlıyorum, gizli gizli gülüyorum, kendi kendime konuşuyorum. Belirli bir seyirci de bu heyecanı benimle yaşıyor. Sanatta, sinema ve tiyatroda en önemli şey heyecan. Bir filmde beş dakika heyecanlandım mı bu film iş yapar diyorum.
Karşı Pencere öncesi, Cahil Periler'in yarattığı bir zemin vardı. O film sessiz sedasız çıktı, patlama yaptı. Bana Cahil Periler'in devamını çekmemi teklif ettiler istemedim."
Şöhreti her an kaybolabilecek bir duman olarak gören Özpetek, kendisini sürekli yenilemeye ve her filmi için özgün bir dil geliştirmeye çalışıyor. Karşı Pencere, sıradan insanların, sıradan yaşamlarının raslantılarla nasıl değişebileceğini, seçimlerin mutlaka bir faturası olduğunu ve aslında ne kadar da kırılgan olduğumuzu gösteriyor. Ferzan Özpetek izleyicinin kalbini eline alıyor ve duyularla, duygularla, müzikle ve renkle dolu bir dünyada herkesi kendi hesabıyla başbaşa bırakıyor.


Film için Sezen Aksu bana hoş bir şarkı hazırladı. Bir de mırıldan dedim. Onu filmin açılışına koydum. Yapım şirketim filmin başında bir Türkçe şarkı var, hiç olmazsa sonunda bir İtalyanca şarkı olsun dedi. Ben Sezen için çok ısrar ettim. Sonunda, İtalya'nın en ünlü seslerinden Giorgia geldi montaja. Ben istemiyorum, düşman gibiyim. Mesafeli durdum. Birkaç sahneyi izlettim, heyecanlandı, hüngür hüngür ağladı. Ben seninle çalışmak istiyorum, filmin müziğinin üzerine bir şarkı yazıp göndereceğim, tercih senin dedi. Çok güzel bir çalışmayla geri geldi. Şarkı gelince, birkaç cümleyi değiştirdim ve şarkı platin plak oldu. Soundtrack çok başarılı oldu. Giorgia'nın heyecanı müthişti. İtalya'da ortaya çıkan şey şu: Özpetek'in filmi. Hoş bir duygu, haz veriyor. Hayal kırıklığına uğratmamam lazım. Devamlı olarak şüphedeyim. Bir süre sonra kendimi heyecanıma bırakıyorum.



BUSINESS


Gürültüsü geçti, şimdi uğultusu baş ağrısı yapıyor
Senden ayrılırken şaşkınım...
Çalışanların 2003 yılı vergi iadesi, eskisi gibi hesaplanacak
Bir benzinin, bir de Ayşe'nin kokusuna âşık
Kastamonu'da üryani eriği seferberliği var
'Türkiye markası'nın değerini artırıyor
Fransız Bertrand getirdi ilk kez Osmanlı sarayı izledi
"Lap - top" etiği
Türk girişimci dünya sahnesine çıkacak
Roman, köyüne dönüyor
Hayyam Garipoğlu arabada ne yapıyor?
Kötülüğün banalliği...
Fransız timsahı, Türk taklitçinin ahı tuttu
ABD, pornoya bir milyar dolar harcıyor
Ekip ve strateji değişti Sıemens cep'te büyüdü

12 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber