Geri Dön

Şirketleri de uyum sorunu bekliyor

Gıda, kira, giyim, ulaşım ve sağlıkta fiyatlar ortalamanın üstünde arttı





Türkiye, tek haneli enflasyonu en son 1976'da gördü. Sonraki yıllar ise 'yüksek enflasyon'da rekorlarla geçti. 'Enflasyonlu yaşama' şaşırtıcı uyum gösterdi. Yüksek enflasyonun 'ekonomik statüko' haline gelmesi yüzünden, enflasyonu düşürmeye yönelik programlar, dirençle karşılandı ve çöktüler. Türkiye ekonomi literatürüne 'enflasyon lobisi' gibi 'yepyeni' bir kavram kazandırdı.
Ancak şimdi durum oldukça değişmiş görünüyor. 'Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'nın en önemli hedeflerinden biri olan 'enflasyonu düşürme' hedefi de programla birlikte iki yıldır gündemde ve sorunsuz yürüyor. Türkiye'de ilk kez 'tek haneli' rakamlara ineceği konusunda ciddi bir beklenti oluştu.
Geçtiğimiz kasım ayında tüketici fiyatlarında (TÜFE) yakalanan yüzde 19.3'lük enflasyon düzeyi en son 1977'de yaşanmıştı. Bu yıla ilişkin yüzde 20'lik hedefin tutacağına ilişkin de genel bir mutabakat var. Ancak bu mutabakat, analistler, akademisyenler, siyasiler ve bürokratlar katında. Halkta aynı düzeyde bir iyimserlik yok.

'Bu nasıl düşüş?'
Açıklanan rakamlara göre enflasyonun düştüğü doğru. Ancak en büyük yanılgı da burada başlıyor. Halk 'enflasyon düşüyor' sözünü 'fiyatlar düşüyor' olarak algılıyor. Çarşı pazarda fiyatların hâlâ arttığını görünce de 'açıklanan enflasyon oranları palavra' diyerek 'milleti kandırıyorlar' yargısına varıyor.
Oysaki 'enflasyon düşüyor' sözünün teknik anlamı 'enflasyon artış hızı'nın düşmesi. Başka bir ifade ile enflasyondaki aylık artış, açıklanan ay itibariyle, önceki aylara (veya bir önceki yılın aynı ayına kıyasla) daha az oluyor. Örneğin geçmişte aylık olarak yüzde 5 - 10, hatta kriz dönemlerinde yüzde 15 artarken, şimdi yüzde 1 - 2 artıyor. Hatta bazı aylar eksi çıkıyor. Bu yıl örneğin, aylık artışlar yüzde -0.2 ile 2.6 arasında değişti.
Tüketicinin algıladığı biçimde enflasyonun 'düşmesi' için, artış hızının önce sıfırlanması, sonra da eksiye geçmesi gerekiyor. (Son bir yılda bazı ürünlerde bu gerçekleşti). Mal ve hizmet fiyatlarının etiket fiyatı üzerinden düşmesi ancak böyle mümkün.

Özel gün alışverişi yanıltıyor
Enflasyonda 'fiyatlar düşmüyor' algısını besleyen bir unsur, 'özel günler'in ve ayların fiyatlar üzerinde yarattığı baskı. Ramazan'da (ekim) tüketici fiyatlarındaki yüzde 1.6'lık artışın 'yüzde 1'lik kısmı gıda fiyatlarından kaynaklanmış. Yine okulların açıldığı aylarda, okul eşyalarına talep zirve yapıyor ve fiyatları ortalamaların üzerine çıkabiliyor. Eylül ayında (okulların açıldığı ay!) fiyatı en fazla artan kalemler okul ile ilgili mal ve hizmetler oldu. Servis ücretlerinde yüzde 17.4, kreş ve anaokul ücretlerinde yüzde 15.4, okul önlüğü fiyatlarında yüzde 11.2, okul çantası fiyatlarında yüzde 7.3 artış olmuş. Oysaki eylül ayı tüketici fiyatları genel artışı yüzde 1.9'du.
İşte bu nedenle, konjonktürel olarak talebi ve dolayısıyla fiyatları ortalamaların üzerinde artan mallara bakan tüketici, 'enflasyon artış hızı'nda gerileme olduğuna ilişkin açıklamaları pazarda doğrulayamıyor.

Kuru soğan fiyatını görünce
Ücretli kesime göre bir endeks düzenleyen ('İstanbul ücretliler geçinme endeksi') İstanbul Ticaret Odası'nın (İTO) verileri, 'halkın enflasyonu'nda işlerin pek de parlak gitmediğini gösteren örneklerle dolu. Bu endekste gıda harcamalarının ağırlığı yüzde 42, giyimin yüzde 13, ulaşımın ise yüzde 6 civarında... Özetle; halkın cebini ilgilendiren temel kalemler ağırlıklı.
İTO'nun geçinme endeksi de enflasyon artış hızının düştüğünü gösteriyor. Ancak temel tüketim maddelerinde fiyatları ortalamanın çok üzerinde artan ürünlerin sayısı da bir hayli fazla. Örneğin en 'fiyakalı artışlar' sebzelerde olmuş. Kuru soğan geçen kasıma göre fiyatını ikiye katlamış; kabak fiyatları yüzde 62, patlıcan yüzde 50 artmış. Ulaştırma fiyatlarındaki artış Kasım 2003'te yüzde 27.4 olmuş. Koyun eti geçen yıla göre yüzde 54, dana eti yüzde 41, içki ve sigara fiyatları yüzde 32 ile yüzde 64 arasında yükselmiş. Giyim grubunda özellikle çocuk ve iç giyim fiyatlarında hızlı bir artış olmuş.
Geçen yıldan bu yana devlet hastanelerindeki fiyat ayarlamaları bile yüzde 50 ile 130 arasında değişiyor.
Halkın en temel harcama gruplarını oluşturan bu mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki artışlar, ortalamaların üstünde kaldığı için, ekonomi çevrelerinin enflasyon düşüşü ile ilgili 'neşeli' açıklamaları tüketici katında bir yankı bulmuyor.

Eksi enflasyon da var ama...
Fakat, 'fiyatların düşmesi' anlamında 'enflasyon düşüşünün' olduğu mallar da var. Bakliyat böyle. Kuru fasulye, mercimek, nohut fiyatları geçen yıla göre düşmüş. Yani bu mallarda eksi enflasyon yaşanıyor. Bunun yanında makarna, pirinç, bulgur gibi temel tüketim maddelerinin fiyat artışları ise yüzde 10'un altında kalmış.
Onlar da 'alışamadı.'

Aslında, yüksek enflasyonla yaşamaya 'alışmış', fiyatlama ve iş süreçlerini enflasyonist koşullara uyarlamış şirketler de yeni döneme uyum sorunları yaşayacak. Bu sorunlar birkaç noktada kendini gösterecek:

  • Birincisi, yüksek zam alışkanlığı... Üretici, (psikolojik etkilerle de) zam oranlarını sürekli bir 'ihtiyat - risk' payı ekleyerek yüksek tutuyor, tüketicinin, maliyet artışlarını aşan zam oranlarına tepkisi, 'yüksek enflasyon' gerekçeli bir savunma ile karşılanıyor, 'maliyet artışı - zam oranı' dengesizliği hissedilse bile kolaylıkla hesaplanamıyor, arada kaynayıp gidiyordu. Ancak enflasyonun yüzde 3 - 5'lerde seyrettiği bir dönemde, bunun birkaç puan üstündeki zamlar bile 'fahiş' görünecek. Tüketici fiyat artışlarına çok daha duyarlı hale gelecek. Şirketler daha düşük kâr marjları ile çalışmak zorunda kalacaklar.
  • İkincisi, yüksek enflasyonu yüzünden gerçekliğini yitirmiş yanıltıcı bilançolar dönemi kapanacak. Şirketlerin kâr, zarar, gelir vs. rakamları daha gerçek daha şeffaf rakamlar olacak. Bilançolarla oynamak, zarardaki şirketi kârda göstermek zorlaşacak. Varlıklarla ilgili değerleme hesapları üzerinde spekülasyon yapılamayacak. 'Balon büyüme' olamayacağı gibi, yüksek enflasyon şartlarının yarattığı 'fırsatlar' artık söz konusu olamayacağından, şaşırtıcı hızla büyümeler de azalacak. Şirketler maliyet, kalite gibi gerçek rekabet unsurlarında üstünlük yakalayarak büyüyebilecekler. Enflasyon muhasebesinin de yürürlüğe girmesiyle bilançolarda enflasyondan kaynaklanan şişkinlik azalacak. Bugüne kadar fazla önemsenmeyen stok yönetimi, kâr marjlarının daralması nedeniyle, küçük - büyük tüm şirketler için önem kazanacak.
  • Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, şirketlerin işleri yerine faizden kazanmaları dönemi bitecek. Bilindiği gibi Türkiye'de faiz piyasasının yüksek getirisi şirketlerin kaynaklarını devlet kâğıtlarında değerlendirmelerine yol açmış, bu da bilançolarda faiz gelirlerinin, esas faaliyet gelirlerini aşmasına, şirketlerin esas işlerinden kazanan yapılar olmaktan uzaklaşmasına neden olmuştu. Şimdi ana gelirlerini artık esas faaliyet gelirleri oluşturacak. Başka bir ifade ile şirketler işlerinden kazanmak zorunda kalacaklar. Daha önce faiz piyasasından sağlanan gelirlerin ortadan kalkması şirketlerin gelir gider dengesinde bir süre bozulmalara, dengesizliklere yol açacak. Ancak uzun vadede bu kaynaklar yatırıma dönüşecek.


  • ÜrünFiyat artışı (%)
    Enflasyonun üzerinde kalanlar
    Kuru soğan99.5
    Kabak 61.7
    Koyun eti54.4
    Patlıcan50.4
    Lahana47.1
    Dana kemiksiz41.2
    Maydonoz40.1
    Salam33.2
    Biber32.4
    Çay 32.2
    Ispanak30.1
    Un (kg)27.6
    Zeytin25.3
    Taze fasulye25.2
    Tavuk24.3
    Toz şeker23.9
    Mandalina23.3
    Ekmek 20.0
    Enflasyonun altında kalanlar
    Makarna12.8
    Bulgur9.8
    Pirinç9.4
    Süt7.4
    Yoğurt6.5
    Margarin5.6
    Sıvıyağ5.4
    Mercimek-1.3
    Kuru fasulye-5.1
    Nohut-8.4
    ÜrünFiyat artışı (%)
    Akşamcılar pahalı demlendi
    Rakı61.8
    Sigara (kısa filt.)52.1
    Sigara (uzun filt.)48.8
    Bira 44.4
    Yabancı sigara 32.0
    Ulaşım fiyatları hız kesmedi
    Köprü geçiş66.7
    Taksi34.9
    Şehiriçi otobüs33.3
    Banliyö treni33.3
    Ş. İçi minibüs30.8
    Şehiriçi vapur29.4
    Çocuk giyim fiyatları arttı
    Çocuk pijama45.8
    Bayan iç çam.43.0
    Çocuk iç çam.42.7
    Erkek pijama42.7
    Çocuk ayakkabı37.8
    Çocuk gömlek28.9
    Çocuk ceket25.0
    Kadın ayakkabı23.4
    Sağlıkta fiyat artışı yüksek**
    Ameliyat129.2
    Yatak ücreti60.0
    Diş tedavi47.7

    * Not: İTO'nun Geçinme Endeksi artışı yüzde 18.3, DİE'nin açıkladığı yıllık enflasyon oranları kasım itibariyle TÜFE'de yüzde 19.3, TEFE'de yüzde 16.2. * *Devlet hastanelerindeki fiyatlar alınmıştır.

    1 Ocak 2003 (TL)10 Aralık 2003 (TL)Değişim (%)
    Doğalgaz (metreküp)327.891276.003-15.8
    Elektrik (Konut/Kwa)*194.625127.800-34.3
    Telefon (şehiriçi/dakika)63.00072.00014.3
    Su (Konutlar/metreküp)1.140.0001.343.00017.8
    İthal Kömür (ton)200.000.000280.000.00040

    * Konutların elektrik tüketiminde 150 Kwa'dan fazla kullanım için geçerli olan fiyat baz alınmıştır.

    Uzun yıllar süren yüksek enflasyon, kira artışlarında yüksek artışı 'alışkanlık' haline getirdi. Son zamanlarda kiralara yapılan zamlar, oransal olarak eskiye kıyasla düşse bile genelde hâlâ enflasyon oranının iki katına ulaşıyor. Yüksek oranda zamda gerekçe aynı: "Sen devletin dediği enflasyona kulak asma kiracı!' Kiralık gayrimenkul sahipleri de 'enflasyon düşüşü'ne inanmıyor. Onlar da yaşamlarında bu 'düşüş'ü hissetmiyor. Bir kiracı, eylül ayı itibariyle DİE'nin 'tüketici enflasyonu' oranlarına bakıp, kirasına yüzde 25 zam yapmak istediğinde ev sahibinin 'Ben enflasyon falan anlamam. Herkes yüzde 50 - 100 zam yapıyor. Sen şaşırdın mı, nerede görülmüş yüzde 25 zam' gibi bir tepkiyle karşılaşabiliyor.
    Sözleşmeler ile ilgili yasal içtihatlar genellikle dikkate alınmıyor. Enflasyon, eğer sözleşmede belirtilmişse geçerli olabiliyor. Bu kapsamda DİE oranlarının bazı pazarlıklarda baz alındığı gözlemleniyor. Emlakçılardan alınan bilgilere göre kira zamları enflasyon oranları baz alındığında yüzde 15 ile yüzde 20 arasında değişiyor.

    Devlet İstatistik Enstitüsü Başkanı Ömer Demir, enflasyonun düşmesine rağmen etkisinin halk üzerinde hissedilmemesini 'çok gürültülü ortamda bulunan insanların, oradan çıktıktan sonra kulaklarında uğultunun devam etmesine' benzetti. Vatandaşın enflasyonun düşmesini ucuzluk gibi anladığını belirten Demir, "Bizim kullandığımız terminolojiyle vatandaşın algısı arasında boşluk var" dedi.
    Enflasyondaki düşüşün 80 kilometreyle giden bir arabanın hızını 20 kilometreye düşürmesiyle aynı anlama geldiğini belirten Demir, "Yani fiyatlar artmaya devam ediyor. Sadece artış hızları düştü. Toplum gecmişte yüksek enflasyona uyum sağlamakta da sorunlar yaşadı. 25 - 30 yıl önce insanlar enflasyonun neden olabileceği etkileri anlayamadığı için tasarruflarını Türk Lirası ile yapmıştı. Enflasyona alışmak da maliyetli oldu" diye konuştu.
    Şimdi düşük enflasyona uyumda da sonun yaşayacağını anlatan Demir, "Fiyat artışı enflasyon değil pahalılıktır. İstikrarlı fiyat artışı enflasyondur. Vatandaşlarımız enflasyonun içeriğini bilmiyor. Ama toplumu suçlamamak lazım. Reyting alacağını bilsek 'enflasyon nedir' programı yaparız. İnsanlarımız Zerda dizisini daha çok merak ediyor. Anketörlerimizin suratına kapı çarpıyorlar" dedi

    Bugünlerde Merkez Bankası yönetiminden kime 'Nasılsınız?' diye sorsanız, 'Daha ne olsun, enflasyon düşüyor. Keyfimiz yerinde' yanıtını alıyorsunuz. Enflasyon düşüşüyle birlikte psikolojik ortamın değişeceğine inanan yetkililer, önemli olanın güven kazanmak olduğunu belirtiyor.
    Merkez Bankası, 'enflasyonsuz ekonomi' denildiğinde Türk Lirası'ndan (TL) 6 sıfır atılmasını öngören kanun tasarısına dikkat çekiyor. Yetkililer "6 sıfırı atılmış TL, kalıcı düşüş için turnusol kâğıdı işlevi görecek" diyor. Bu nedenle yeni TL'nin tanıtımına ve benimsetilmesine büyük önem veriliyor. Bir kampanya üzerinde çalışılıyor. İkili etiket sistemi insanların psikolojisini iyice bozmaması için etkili bir kampanya olacak. Bir Merkez Bankası yetkilisi, "Euro kampanyalarını inceliyoruz. Biz de benzerini yapacağız. Yeni TL'ye ilk elde kuvvetli talep olacak. Piyasada 250 bin liralık banknot pek bulunmuyor. Nedeni talebin olmaması. İnsanlar madeni parayı daha sempatik buluyor. Yeni TL düşük enflasyon koşullarının simgesi olacak" dedi.

    Giderlerini, vergi gibi 'normal' kaynaklar ile karşılamaktan uzaklaşan devletin kaynak ihtiyacı, Türkiye'de yıllarca enflasyonun 'zirve' yapmasının en önemli nedeni olan 'yüksek faiz' dönemini başlattı. Yüksek risk primi ile enflasyon oranını zaman zaman katlayan faiz oranları şirketlerin de tasarruf sahiplerinin de önemli bir kazanç kapısı oldu. Türkiye, şirketlerin en büyük gelirinin 'faiz' olduğu bir dönem yaşadı. Daha da önemlisi hiçbir mal ve hizmet üretimi olmadan, parasını faizde değerlendirerek yüksek kârlar sağlayan 'rantiye' kesimi doğdu. Şimdi şirketlerin gelirlerinde bir açık doğdu gibi, rantiye kesiminin de geliri de azalıyor.
    Emekliler, küçük tasarruf sahipleri de yüksek enflasyon döneminde, birikimlerini faiz piyasasında değerlendirerek, düşük maaşlarının yanında yüksek faizden ek gelir sağladılar. Yıllarca yaşamlar faiz gelirleri eklenerek bu gelir üzerine kuruldu. Özellikle bu kesim, çarşıda pazarda, 'enflasyon düşmesi'nin nimetlerinden yararlanamadan faiz gelirlerinden de oldu.
    Yeni dönemde, faizler ile enflasyon düzeyi arasındaki marj 10 - 15 puana gerilemiş durumda. Faiz geliri hâlâ yüksek ama yine de artık eski kazançları getirmekten çok uzak.

    Genel olarak, 10 - 15 yıllık endeksler dikkate alındığında mal ve hizmet fiyatları artarken, maaş ve ücretlerin reel olarak gerilediği görülüyor. Dolayısıyla bu durum, talep üzerinde 'sürekli' bir baskı yarattığı gibi; tüketicinin enflasyon artış hızındaki düşüşü hissetmesini de engelliyor.
    Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu'nun, 1997 bazlı 'özel imalat sanayi çalışma göstergeleri'ne göre TEFE'ye (özel imalat) göre reel saat ücreti endeks değeri 1997'de 126.3, bu rakam 2002 yılında 94.4, bu yılın birinci çeyreği itibariyle ise 95.9.
    1999 - 2003 birinci çeyrek döneminde nominal saat ücreti endeks olarak 326.3'ten 1.080.7'ye yükselmiş, ancak aynı dönemde reel olarak 127.3'ten 95.9'a düşmüş.
    Memur kesiminde de durum farklı değil. 1993 yılı değeri 100 kabul edilerek yapılan değerlendirmeye göre, 2002 itibariyle yüzde 13.4 puanlık reel kayıp var. İşte bu tablo içinde ücret ve maaşla geçinen kesimler, 'enflasyonun artış hızındaki düşüş'ü, ücret artışlarındaki reel kayıplarla karşıladıklarından, hayatlarında bu 'düşüşü' satın alma güçlerinin artışı olarak hissetmiyorlar.

    YıllarÜcret İndeksi (%)Reel Artış (%)
    1993100,0
    200085.1-11.5
    200181.9-3.8
    200286.65.7
    2003*85.7-1.0

    Kaynak: Maliye Bakanlığı, DPT , KESK

    Yıl dönemNominal saat ücretiTEFE'ye (Özel imalat) göre reel saat ücreti
    1999326.3126.3
    2000494.4127.4
    2001647.8100.3
    2002900.694.4
    2003-I1.080.795.9

    * 1999-2000 dönemi değişim oranı yüzde 24
    * DİE Özel İmalat Sanayi Temel Çalışma Göstergeleri (1997 = 100 endeksleri)




    BUSINESS


    Gürültüsü geçti, şimdi uğultusu baş ağrısı yapıyor
    Senden ayrılırken şaşkınım...
    Çalışanların 2003 yılı vergi iadesi, eskisi gibi hesaplanacak
    Bir benzinin, bir de Ayşe'nin kokusuna âşık
    Kastamonu'da üryani eriği seferberliği var
    'Türkiye markası'nın değerini artırıyor
    Fransız Bertrand getirdi ilk kez Osmanlı sarayı izledi
    "Lap - top" etiği
    Türk girişimci dünya sahnesine çıkacak
    Roman, köyüne dönüyor
    Hayyam Garipoğlu arabada ne yapıyor?
    Kötülüğün banalliği...
    Fransız timsahı, Türk taklitçinin ahı tuttu
    ABD, pornoya bir milyar dolar harcıyor
    Ekip ve strateji değişti Sıemens cep'te büyüdü

    17 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteniİşte magazin dünyasındaki günün gelişmeleri...

    İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

    Sıradaki Haber