'Umutsuzluğa kapıldığım üç an oldu'

'Hüsamettin Özkan fiili Başbakan'dı'




Kemal Derviş 1 Mart 2001'de Türkiye'ye adım attığında, herkes onun gözlerinin içine bakıyordu. Şubat krizinin sarsıntıları içinde adeta bir kurtarıcı gibi görülüyordu. Dünya Bankası'nın yoksulluktan sorumlu Başkan Yardımcısı olduğu ve dönemin Başbakanı Bülent Ecevit tarafından Türkiye'ye çağrıldığı biliniyordu o kadar. Türkiye O'nu kısa sürede tanıdı. Derviş, kendini dışarıdan görünenden çok daha ağır sorunların ortasında buldu ve Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizinin yaşandığı o günlerde 'Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı' gibi iddialı bir sloganla yola çıktı. Üç yıl sonra geriye dönüp baktığında o günleri şöyle değerlendiriyor:


Türkiye'de olan türde krizler orta gelirli ülkelerin çoğunda oluyor. Bunlarda ülke içindeki yanlış politikaların rolü var. Uluslararası para piyasaları da bu içerdeki hataları daha da abartarak, büyüterek cezalandırıyor. Krizin temelinde on yıllık aşırı popülizm var. Bunun bütçe açıklarına yansımaları oldu. En önemlisi hem kamu bankalarının hem özel bankaların ciddi denetimden yoksun biçimde bırakılmaları ve banka içindeki gizli devlet borçları... Bunların sebebi 10 yıllık aşırı popülist politikalar ve bu popülizmin bankacılık sistemine yansımaları. 2000 yılında böyle bir ortamda IMF'nin sabit kur rejimine geçilmesi önerisi krizi sadece bir bütçe krizi, bir kamu finansmanı krizi değil aynı zamanda büyük bir kur krizine dönüştürdü. Ortam müsait değilken, bankacılık sistemi çok kırılgan bir yapıdayken sabit kura geçmek çok büyük risk almaktı. Kamu finansman sorunlarına ayrı bir kur meselesi eklendi. Böylece şubat ayında devletin tepesindeki bir tartışma büyük bir çöküşe yol açtı. Ama kriz kaçınılmazdı. O gün olmasaydı da sonra olacaktı...


Bu krizin üstünden gelebilmek için topyekün bir reform sürecine, kararlı bir dönüşüme, birçok sektörde, birçok ekonomi politikalarında çok kararlı bir dönüşüm sürecine girmek gerekiyordu. Ekonomiye yön verecek bir yönetime ihtiyaç vardı. Onun üzerine işte bakanlık teklifi gelişti. Ben de eşgüdüm ve siyasal destek boyutunu vurgulayarak kabul ettim.


Ben Sosyal Demokrat bir insanım ve dolayısıyla MHP'ye özellikle yakın hissetmem gibi birşey beklenemezdi. Ama ben hükümetin bütün partileriyle çalışmak arzusundaydım. Ancak maalesef özellikle MHP'li bakanlardan ilk aşamadan itibaren Sayın Devlet Bey'den değil ama bakanlarından bütün yapısal reformlara karşı, krizin üstesinden gelmek için yapılması gerekenlere karşı en büyük muhalefet geldi. Sadece onlardan değil ama en çok onlardan geldi. En fazla Telekom olayında. Sonra tarım konularında, bütçe dışı fonların kapatılmasında. MHP'li bakanlar sadece MHPli olduklarından değil kendi sektörlerindeki popülist politikaları devam ettirme imkanını aradıkları için. İstedikleri gibi para dağıtabilmek istediklerinden. MHP ile gerginlik o noktadan itibaren başladı.Tabi bunun bir boyutu telekomdu hatırlarsanız. Ben hiçbir zaman telekomun o anda özelleştirilmesini istemedim, telekomun popülizmiden ve siyasi partizanlıktan uzak ciddi olarak yönetilmesi konusunda ısrar ettim.


Durum çok ağırdı ama biz borçları döndürme yolunda karar verdik. Kısa vadeli borçları daha uzun vadeli ve ucuz kaynakla ikame etme yolu ortaya çıktı. Bu kaynağı sağlayan tek kuruluş IMF idi. IMF'den kendi hata payı olduğu 2000 programının çöküşünde, krizi yenmek için destek istemeye karar verdik. Ama tüm önemli reformlar; mesela Merkez Bankası'nın bağımsızlığı, tarımda ürüne fiyat desteği yerine üreticiye gelir desteğinin getirilmesi, Telekom'un ve KİT'lerin daha profesyonelce yönetilmesi... Tüm bunlar Türk bürokrasisi içinde benimle birlikte çalışan geniş bir kadronun yıllardır üzerinde çalıştığı reformlardır.

n En çok umutsuzluğa kapıldığız an hangisiydi?
Üç tane çok zor anım oldu. Biri mart ayında ilk geldiğimde. Dışarıdan krizin boyutlarını, özellikle bankacılık sisteminde biriken yükleri tam ölçememiştik. Durumun daha kötü olduğunu görünce ciddi bir endişeye kapıldık. Mart 2001 çok zordu, Türkiye bir aylık borçlanabiliyordu. Yani, 'maaşları öder miyiz, ödemez miyiz...' Nisan ayında ciddi bir kuşku vardı. İkincisi Temmuz 2001 ve Telekom krizi. Dış kaynağı sağladıktan, makroekonomik dengeleri oturttuktan sonra hükümetin içinde programa direniş ve eskiye dönüş eğilimleri çok kuvvetlenmişti. İstifa eşiğine gelmiştim, Fakat piyasaların da tepkisiyle ve yeni bir panik belirtileri ortaya çıkınca toparlandım ve programın devamına karar verdim. Üçüncü zor an 2002 baharında başladı.
Krizden bir yıl sonra Türkiye büyümeye geçti ki bu uluslararası kıyaslamalara bakıldığında hızlı bir toparlanma. O anda maalesef yeniden hükümet içinde uyumsuzluklar, ANAP ile MHP arasındaki aşırı gerginlik ve bir de üstüne üstlük Başbakan'ın (Bülent Ecevit) rahatsızlığı yaşanıyordu.

n O günlerde hükümetin işleyişi nasıldı?
Sayın Hüsametttin Özkan'ın kriz yönetiminde, program devamına büyük katkıları olmuştu... Çünkü liderleri bir araya getiren, koalisyonu idare eden, uzlaşma sağlayan, bir nevi fiili başbakanlık yapıyordu. Fakat Nisan 2002 tarihinden itibaren onun da etkinliği çok azaldı, koalisyon arası uzlaşmaları sağlamakta çok daha güçlük çekiliyordu. Sayın Başbakan'la Özkan'ın arasının açılması, hükümet sürecini çok zorlaştırmıştı. Bir de Başbakan hastalanınca.. 'Türk halkının ödediği bedeller, emeğimiz boşa mı gidecek?', 'Bir siyasal kriz içine mi girecek Türkiye?' diye ciddi bir endişeye kapıldık. Ve tabi bir demokraside böyle bir tehlike görülünce, o zaman siyasi bir krizin çözümü seçim olabilir.' Siyasi çıkmazı belki seçimle yenebiliriz' gibi laflar ettim, nitekim de öyle oldu.


Türkiye'de çok önemli yapısal reformlar gerçekleştirildi. Kriz ağır bir bedele maloldu. Fakat, kriz aynı zamanda ekonomik popülizmin tehlikelerini Türkiye'ye öğretmiş oldu. Kriz Türkiye'nin birçok konuda da daha ciddi çalışmasına, verimliliğe daha büyük önem vermesine neden oldu. Krizden çıktık ama tüm mesele ileride yeniden bu tür bir krize girmemek. Bu konuda en önemli unsur aslında vatandaşın artık popülizme destek vermemesi. Devletin kaşıkla verdiğini, kepçeyle geri aldığının bilincine varmış olması. Bir kesime kaynak transferi olursa ve bu kaynağın temeli yoksa yine enflasyon yoluyla veya daha artan vergilerle toplumdan geri alıyor zaten. Yeni krizlere karşı en önemli kalkanımız, hesapsız kitapsız harcamaların artık yapılmaması ve gerçekten yapısal reformlara sadece hükümetin değil tüm toplumun sahip çıkması...



BUSINESS


KRİZİN VAKTİ SAATİ GELMİŞTİ YA DA HİÇ GİTMEMİŞTİ
Aşk istedim kriz çıktı
'Kur politikasını içime sinderemedim ama, IMF'ye direnecek halimiz yoktu'
Çinli kadın, İzmirli Hipokrat'ın malzemesi ile boyunu uzatıyor
Kapalıçarşı'nın Altın Kızları
Fazla aşk müşteri usandırır
'Maaşları ödeyebilir miyiz kuşkusu vardı'
Bir haber ajansı nasıl kurtulur?
Her ilişki 'müşteri ilişkisi'ne dönüşürse etik ortadan kalkar
SSK prim ödemesinden Hazine'ye ciddi yük geldi
İngiliz, 'asaletini' tatile götürmüyor
Bir kriz yıldönümünün düşündürdükleri
Türk şirketlerine 500 milyon dolar yabancı fon buldu
Sizin oranın nesi meşhur?
Moghadam'ın acemiliği, Unakıtan'ın vergi oyunu
Tel Aviv'de bir saat
Kalaşnikof'tan patent davası
İlk satışı yapınca Fındıklı'dan Şişli'ye kadar koşarak gitti
Ünlüye sponsor ol, imaj yap

20 Eylül 2019 Magazin Haberleri.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber