Geri Dön

Yeni misyonerler

Yeni misyonerler




Türkiye'de yeni türden yabancı işadamlarının varlığını, gariptir, bu gazetenin ekonomi sayfalarından veya Financial Times'dan değil, bir derginin restoran eleştiri sayfalarından öğrendim. Dahası bu, işadamlarına yönelik mekânları tanıtan bir yazı bile değildi, onun yerine 'yeni uluslararası bohemler' olarak tanımladığı kişilere yönelik mekânlar hakkındaydı. Bu kişiler, belli belirsiz, sanatsal türden bazı işler yapıyorlardı ve yazıda belirtildiğine göre, 'İstanbul'un zeki ve yaratıcı yüzünü' değiştirmek üzereydiler.
Yeni bohemler, 'otantik' İstanbul tecrübesini edinmek isteyen, (Yazıda 'Oryantalist' kelimesi geçmiyordu ama...) 'eski uluslararası bohemlerden' çok farklıydılar. 'Eski bohemler', diğer eski bohemlerin gidebileceğini sandıkları veya turistik buldukları mekânlardan, vebadan kaçar gibi kaçardı. Cornucopia'nın son sayısında yazan Hettie Judah'a göre bunlar işkembe çorbası veya fasıl hakkında ciddi görüşleri olan veya 'en bakımsız çay bahçesini, en aile tarafından işletilen balık lokantasını veya en gösterişsiz ocakbaşını' arayan kişilerdi.
Onların tersine, yeni bohemler, içindeki lambalara veya masalardaki yemeklere baktığınızda Amsterdam veya Berlin'de olduğunuzu sanabileceğiz Beyoğlu veya Teşvikiye'nin bar ve lokantalarında sosyalleşmekten gayet memnundu.

Sex and the City tarzı yaşam
Bir açıdan fark, Türkiye'yi keşfetmeye ('Discover Turkey') çağıran, burayı kendinizi keşfedebileceğiniz esrarengiz bir yer olarak tasvir eden turistik poster ile buraya kim olduklarını bildiklerini düşünen ve bir fırsat aradıkları için gelen insanlar arasında. Bunu ticari terimlere dökecek olursak, fark 'Türkiye pazarı'na girebilmek istedikleri için Türkiye'yi anlamak isteyen insanlar ile, Türkiye'ye kendi fikirlerini anlatıp, böylelikle Türkiye pazarının işleyişini değiştirmeye çalışan insanlar arasında.
Bu yeni işadamları, bir yerde, derviş dedenin ayaklarının dibine oturup, hayali bir doğruyu arayan yabancı müritlerden bile daha romantik ve idealistler. Hatta, Türkiye ve Orta Asya pazarında sabun tozu pazarlamak için üç yıldır burada bulunan, bundan önce aynı işi Suudi Arabistan'da yapan ve daha sonra Brezilya'ya taşınacak olan geleneksel işadamından daha fazla Türkiye'ye bağlılar.
Bu yeni işadamları yatırımı çekmek, zenginlik yaratmak hatta yeniden yatırım yapmak için buradalar. Onlar, New York'un telekom çökmeden önceki teknolojik heyecanlarını, geometrik büyümesini ve 'Sex and the City' tarzı sosyal hayatını burada yaratmaya niyetli modern misyonerler. Türkiye'nin yapması gereken tek şey de onlara yetişmek.

Zengin olmaya inanıyorlar
Bir yerde bu yeni misyonerler yeni bir dinde vaaz veriyor değiller, ama sadece Türkiye'nin kendisi için istediğini söylediği şeyi gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Şimdiki hükümetin Avrupa Birliği coşkusunun birden fazla amacı olabilir. Ama bunun sonucunda, Türkiye daha yüksek bir ligde oynamak zorunda kalacak. Yeni misyonerlerin itikadı şu: Buradaki ticaret yöntemleri ile şirket idare yöntemleri, insanları yeni fikirlere teşvik etmekte, yeteneği ödüllendirmekte ve Türkiye'nin ihtiyaç duyacağı yeniliği üretmekte işe yaramayacak. Kendilerini, Türkiye'nin yapmak zorunda olduğu radikal değişikliklere uyabilecek kişiler olarak gösteriyorlar ve bu sırada Karun kadar zengin olacaklarına inanıyorlar.

Henüz provası yapılmadı
Türkiye'nin Brüksel'in kapısını çalma becerisi, Ankara'nın şimdi, daha çok şeffaflıktan, azınlık hissedarlarına karşı daha sorumlu olmaya kadar birçok reformu yapma becerisine bakıyor. Bütün bunlar, belki bin defa halkın önünde prova edildi. Ama bu yeni hukuki ortamın, şirket kültürü yakın geçmişteki yüksek enflasyon, politik bağımlılık ve mahkemelere karşı güvensizlik döneminde gelişmiş olan şirketlere ne tür zorluklar çıkarabileceğinin fazla provası yapılmadı.
Buna bir de, yabancı işletmelere karşı ekstra bir hukuki korumacılık rolü oynayan ve bakanlık koridorlarında yollarını bulmakta hiç zorlanmaya aile şirketlerini teşvik etmeye yarayan bürokratik inatçılığı ekleyin. Hukuk aynı zamanda yeterince iyi işliyor, çünkü bürokrasiyi aşmayı ve bir şeyler yapmayı becerenler, zihinlerinin arkasında bir yerde, eğer politik durumda bir değişiklik olursa, mahkemelerin ceza vermek için işe karışacağından korkuyor.
Bunlar değişirse, o zaman Türkiye'nin ticaret yapma şekli de değişecek. Bu, Türk şirketlerinin uzun süredir farkında olduğu, ama belki tam olarak sindiremedikleri bir gerçek.

Ankara'ya hiç gitmeyen müdür
Çiller yıllarında, bir banka müdürü ile yaptığım röportajı hatırlıyorum; müdür, kendi işletmesinin şeffaflıkla, enflasyon muhasebesiyle ve bankanın gücü ile yönetildiğini ve bunun hükümetin keyfi iyi niyetiyle bir alakası olmadığını söylemişti. Eğer bir kanıt gerekiyorsa, bu kanıt Ankara'ya yıllardır ayak basmamış olmasıydı. Röportajın ortalarındaydık ki Merkez Bankası'nın başkanının onu aradığını söyledi ve odadan bir süreliğine ayrılmamı istedi. Bu arada, müdürü olduğu bankanın artık varolmadığını da belirteyim.



BUSINESS




















25 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteni25 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber