Yazarlar
14.02.2016 - 02:30

Enerjimizi üretime değil didişmeye harcıyoruz!..

Sitene Ekle
Hemen her konuda tartışı- yoruz. 
İddiaların bini bir para. 
Kim haklı, kim haksız, hangisi doğru, hangisi yanlış belli değil! 
Kimsenin kimseye güveni yok. 

En acısı da, neredeyse tüm enerjimizi boşa harcıyoruz.
Ya didişiyoruz ya da saatlerce ekran karşısındayız veya telefonla konuşuyoruz. 
Genç bir nüfusa sahip olmak çok önemli bir avantaj ama bu nasıl kullandığınıza bağlı.
Tıpkı bıçak misali, doğru kullanırsanız pek çok işinizi halleder, yanlış kullanımda da başınız beladan kurtulmaz...
Oysa boşa harcanan zamanı ve eldeki kıymetleri bir de doğru kullanmayı başarabilsek, işte o zaman bizi tutan zor olur!..
Kavga kültürü
Siyaset mi toplumu geriyor yoksa toplumdaki gerilim mi siyasete yön veriyor?
Üzerinde önemle durulması gereken bir konu ama bizde sosyal bilimler neredeyse dibe vurduğu için bu konulara kafa yoran yok.
Mikrofon uzattığınızda, elbette herkesin bir fikri var ve onlara göre, en doğrusu da hep kendi fikirleri ama bilim ne diyor, asıl önemli olan o!
Didişmek bizim kültürümüzün bir parçası mı?
Çok partili hayatla birlikte mi yaşamımıza girdi, yoksa daha önce de var mıydı?
En önemlisi de didişmeyle, kavgayla, şiddetle beslenme kimileri için alışkanlık haline mi geldi?
Didişmenin dik alasını 80’li yıllarda bizim nesil fazlasıyla yaşadı. Bizden öncekiler de 50’li yıllarda görmüş, geçirmiş. Osmanlı’nın son dönemine bakıldığında da ne ararsanız var. Daha ötelere gidildiğinde, nasıl bir tablo ortaya çıkar bilmiyorum ama karşılaştığım tarihçilere ilk fırsatta bunu da soracağım...
Didişmeye, saatlerce dizi ya da şov programları izlemeye, bitmez tükenmez telefon görüşmelerine, hayatın tuzu biberi diye bakanlar olabilir.
Peki ya üretim?
10 milyon çalışıp, 80 milyona nasıl bakacak?..
Her şeyi tüketiyoruz!
Tam bir tüketim toplumu olduk.
Hemen her şeyi hoyratça tüketiyoruz.
Sevgiyi bile!
Bugün Sevgililer Günü ve yazılanlara, çizilenlere, verilen mesajlara bakılırsa, samimiyetten çok, tükenmişliğin son çırpınışları var.
Ama asıl önemli olan, hemen her alanda, lafın ötesine ne kadar geçebiliyoruz, enerjimizin ne kadarını, hangi alanda üretime dönüştürebiliyoruz, işte asıl önemli o!
Ülkeni seviyorsan taş taş üzerine ne koydun, mesleğini seviyorsan ne yaptın, eşini, dostunu, aileni, arkadaşını, sevgilini seviyorsan onlar için ne yaptın, doğayı, hayvanları seviyorsan bu konuda son icraatın ne oldu? 
Üretmeden tüketmek alışkanlıkların en kötüsü ve gün gelir duvara toslanır.
İşte bu yüzden, okulda, ailede, iş yerinde, sokakta, ekranda, kürsüde yani yaşama dair her yerde üretmenin önemini ve hazzını anlatmakla kalmayıp, yaşam biçimi haline getirmek zorundayız.
Siz hiç dizilerde üreten, alın teri döken, doğa için, mesleği için, ülkesi için mücadele veren rol modeller gördünüz mü?..
Elbette yatıp, kalkıp ülkesini, doğayı, çevresini düşünen, bunun için kafa yoran tek tip insanlar yetiştirmeyelim ama kafalarının bir yerinde, ailesi de, ülkesi de, mesleği de, arkadaşı da olan, üretmenin ayıp olmadığına inan insanları da özendirelim...
Üreterek değil, borçlanarak büyüyoruz.
Severek değil, kızarak rahatlıyoruz.
Kendi irademizle değil başkalarının iradesiyle hareket ediyoruz.
En vahimi de hâlâ bunun farkında değiliz...
Özetin özeti: Her alanda üretim seferberliği başlatmalıyız. Başarı hikâyesi yazanları baş tacı etmeliyiz...  
 
Yazarlarda Ara
Bul
Dünyamızın gaz katmanına, ne ad verilir?
©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.