Ercan Güven

Ercan Güven

eguven@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Şike hükümlülerinin yeniden yargılanma kararı ve infazın durdurulması, neresinden baksanız tarihi bir olaydır.
Hangi takımdan olursanız olun fark etmez. Hatta futbolla alakanız yoksa bile...
TC vatandaşıysanız yeter.
Size de bayramdır.
***
Neden?..
Başta Aziz Yıldırım olmak üzere birkaç futbol adamının yeniden hapse girme ihtimali sona erdiği için mi?
Fenerbahçe’ye aklanma olasılığı belirdiği için mi?
Onlar da hiç fena değil ama çok daha “yüce sebepler” var.
***
Hem daha kimse aklanmadı ki...
İçinde kumpası, komplosu, önyargısı olmayan bir mahkemede yargılanacaklar, illegal iş yapmışlarsa ceza alacaklar.
Anahtar cümle:
“İçinde kumpası, komplosu, önyargısı olmayan şekilde yargılanmak”...
Bayram değil de ne?
***
Evet bayram...
Güven unsurunu yitiren emniyetin, yıkılan hukukun yine hukuk tarafından düzeltilmesi hem tarihi bir olaydır hem de bayramdır.
İçimize sinmeyen 3 Temmuz sürecinde geri adım atılması, her şeyden önce “normal” bir Türkiye için şarttır ve sevinmek gereken bir olaydır.
Yapılan hataların düzeltilme şansı doğması bile başlı başına olaydır.
***
Buraya tarihi bir not düşmek lazım.
Birincisi, devletin içindeki illegal yapılanma, en büyük hatayı Fenerbahçe üzerinden toplum mühendisliğine soyunarak yapmıştır.
Ki, Fenerbahçe’den kitlesel bir direniş destanıyla karşılık görmüştür...
İkincisi ve çok daha önemlisi:
Aynı illegal yapılanmanın başta asker olmak üzere pek çok aydınla, vatanseverle kapışması, onları haksızca içeri tıkması yine Fenerbahçe sayesinde “halkın özümseyeceği bir adaletsizlik” haline gelmiş ve toplumsal infial yaratmıştır.
Ulusal düzelme süreci hızlanmıştır.
Fenerbahçe’yi seversiniz/sevmezsiniz, ama bu memlekete yararlı olduğu kesindir.

Kim onayladı sahadan çekilmeyi?

İyi ki CHP’nin başkanı sayın Ünal Aysal değil. “Sandıkta katakulli olduğunu”iddia ettikten yarım saat sonra seçimden çekilirdi valla!..
“Ne haksız rekabet mi?.. Hadi bana eyvallah”.
“Hile hurda... Ben yokum”.
Galatasaray’ın basketbol final serisindeki “subjektif hile tespiti” üzerine kurduğu mantık böyle çünkü.
***
Spor gibi herkesin taraf olduğu ve taraftar gözlüğünden baktığı bir eylemde galiba en ilaçsız olanlardan biri de bizde- hile hurdayı tespit etmek bu kadar kolay mı?..
Aynı şeyi Fenerbahçe de söylüyor. Dakikasını saniyesini verip “Bize haksızlık yapıldı” diyor.
Belki ikisi de haklı, belki ikisi de haksız.
Siz sporu rekabet ve itişmek üzerinden algılarsanız, algınıza bile güvenmeyeceksiniz; çünkü yanılırsınız.
Bu algı üzerine hayati kararlar vermek ise suyun zehirli olup olmadığını anlamak için içmek gibi bir şeydir.
Ancak amacınız sansasyon ve kendi içinde kenetlenme ise her şeyi yaparsınız. Savaş bile.
İşin daha da kötüsü; sırat köprüsü gibi ince ve tehlikeli bir karar verdikten sonra, onun arkasında durmaya çalışmak ve haklılığında ısrar etmek için çıtayı yükseltmektir.
Ne yazık ki, mecburiyettir...
Ve Galatasaray o süreçtedir.
Sayın Aysal, “yaptık yine yaparız” diyor. Hatta “futbolda da yaparız”!
Bitmedi...
“Başkaları da yapsın”...
***
Allah beterinden saklasın.
Neredeyse “kızdırmayın kulübü de kapatırıza” kadar varacak eylemseverlik.
Neden?
Çünkü onlar da biliyor işin en az doğruluk kadar hata barındırdığını.
Frene basarlarsa yaptıklarının tartışmaya açılacağını.
***
“Tekrarlayacak kulüpler olacak”diyor ya sayın Ünsal...
Hangi kulüpler onlar?
Gerçi Galatasaray’ın eylemi “Basketbol Federasyonu’na mıydı yoksa Fenerbahçe’ye mi karşıydı” tam bir netliğe kavuşmadı ama “Fenerbahçe” daha ağır bastığı için en kuvvetli aday Trabzonspor olabilir.
Zaten diğerleri duymamazlığa geldi. Ben de açtım Trabzonspor Başkanı sayın İbrahim Hacıosmanoğlu’na sordum:
- Galatasaray basketbol takımının sahadan çekilmesini onaylıyor musunuz?
“Onaylıyorum”
-Sayın Aysal başka kulüpler de aynısını yapacaktır derken sizi işaret etti bence; görüşmeniz oldu mu kendisiyle.
“Hayır”.
Peki nereden biliyor Galatasaray başkanı başka kulüplerin de aynı yöntemi futbola da taşıyacağını?
Buna “tahmin” değil “teşvik” denir ve sadece “Fenerbahçe karşıtlığı” üzerine inşa edilmektedir.
***
Trabzonspor Başkanı Hacıosmanoğlu, serttir, fevridir ama aynı zamanda zekidir.
Bana uzun uzun anlattı futbolu temizlemek için nasıl bir maceraya atıldığını.
Bunun içinde pes etmek falan yok.
Başkalarının peşine takılmak da yok.
Hatta, tribün şiddetini sonlandırmak, sporda adaleti sağlamak için ne cezaların ne de teslim olmanın bir işe yaramayacağını biliyor ve insanımızın spora hoşgörü ile spor sevgisi ana fikrinde yaklaşması gerektiğini söylüyor.
Bir de bitmeyen mücadele.
Bir yerleri terk etmek yok onun içinde.
***
O anda kritik soruyu sordum sayın Hacıosmanoğlu’na:
- Sahadan çekilmek mücadeleden vazgeçmek anlamına da gelmez mi bir yandan. Yöneticilerin var oluş sebebine aykırı değil midir?
“Haklısınız... Bu algı da olabilir. Kritik bir tercihtir”.
Derin rekabet içinde olduğu Fenerbahçe’ye karşı Galatasaray’dan bir duruş gelmişse, “eyvallah” diyor İbrahim Bey... Ama ondan aynısını bekleyen boşuna bekler biline.
***
Şimdilik yalnız kalmış gibi sayın Aysal.
Takvim yaprakları biriktiğinde “Nasıl çekildik ama finalden” övünmesini saçma bulacak taraftar da “sessizlikten itiraz durumuna” terfi ederse, asıl yalnızlık o zaman.
Sayın Aysal parti başkanı değil ama en az o kadar kritik bir noktada.