Siyaset
17.02.2017 - 20:14 | Son Güncelleme: 17.02.2017-22:43

Erdoğan: El Bab'dan sonra hedef Münbiç’tir

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "El-Bab temizlendikten sonra hedef Münbiç’tir. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin de ciddi desteğine ihtiyacımız var." diye konuştu.

Sitene Ekle

AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de yaşanan  gelişmeler, 15 Temmuz'daki başarısız darbe girişimi, Suriye'de yıllardır devam  eden iç savaş, Türkiye ve Rusya garantörlüğündeki ateşkes, terör örgütü DEAŞ'la  mücadele başta olmak üzere birçok uluslararası konu hakkında açıklamalarda  bulundu. 

Suudi Arabistan'ın El-Arabiya kanalına mülakat veren Erdoğan,  Türkiye'de bir süre önce yaşanan terör saldırıları ve bunların arkasındaki  güçlere ilişkin kendisine yöneltilen soruyu, "Tabii bu bölgede terör konusunda,  hatta terörle mücadelenin de ötesinde, bu hususta birinci derecede rahatsız  edilen ülke Türkiye'dir. Biliyorsunuz bizim Suriye'yle 911 kilometre sınırımız  var, Irak’la 350 kilometre sınırımız var. Ve 6 yıldır ne yazık ki Suriye'nin  başındaki bu zalim Esed, -her ne kadar 600 bin diyorlarsa da ben artık bu rakamın 1 milyona ulaştığına inanıyorum,- oradaki insanları, kardeşlerimizi öldürmüştür  ve buralarda varil bombaları kullanmıştır. Oradaki insanları tanklarla, toplarla  öldürmüştür. Bütün o tarihi kentler, tarihi şehirleri yerle bir edilmiştir. Tüm  bunları acımasız yapmıştır ve hala da yapmaya devam etmektedir." şeklinde  cevaplandırdı.

Esed ailesiyle geçmişteki ilişkilerini halihazırda sürdürmenin mümkün  olmadığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Tabii geçmişte bizim Esed'le ailece  ilişkilerimiz, irtibatlarımız vardı. Ama zulüm olduğu zaman her şey bir anda  kopar. Nitekim öyle oldu, koptu. Şimdi 6 yıldır tabii ki bizim bu zulüm estiren,  kan, kin kusan Esed'le aynı konumda olmamız artık mümkün değil. Fakat şunu da  görmemiz lazım; malum, zulme rıza zulümdür. Eğer burada bir zulüm var, buna  birileri de rıza gösteriyorsa, tabii ki onlar da onlar gibi hareket ediyor  demektir. Onları da bizim tasvip etmemiz mümkün değildir. Kim olursa olsun, hangi  ülke olursa olsun burada eğer böyle bir zulme destek veriyorsa, aynen  onlardandır; bizim bakışımız onlara da böyledir." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, mevcut durumda esas aldıkları konunun "Suriye'de akan kanı  durdurma" düşüncesi olduğunu vurgulayarak, şunları dile getirdi:

"Şu anda tabii ki bizim asıl derdimiz şu: Acaba Suriye'deki bu kanı  nasıl durdururuz, nasıl bir ateşkes sağlayabiliriz? Bununla ilgili olarak da  yoğun bir çabanın içerisindeyiz. Rusya'yla bu konuda ciddi ilişkilerimiz oldu. Bu  ilişkiler neticesinde olayı belli bir noktaya taşıyabildik, getirebildik.  Biliyorsunuz bir Astana süreci oldu, bu Astana sürecinde görüşmeleri yaptık.  Fakat, Astana sürecine giderken Doğu Halep’in boşaltılması süreci oldu ve Doğu  Halep'ten bizler 45 bin kişiyi İdlib'e taşıdık. İdlib'e taşıdıktan sonra tabii  sağlık hizmetleri noktasında onlara gereken hizmetler var; gıda, ilaç, giyim  kuşam, bütün bunlar noktasında Türkiye olarak kendilerine ciddi desteklerimiz  oldu, bu desteklerimiz hala da devam ediyor ve devam edecektir; çünkü onları biz  bu halde bırakamayız."

"DEAŞ denilen bu terör örgütüyle de mücadelemiz sürüyor"

Terör örgütü DEAŞ'ın Türkiye'deki saldırılarına ve bu örgütle  mücadeleye değinen Erdoğan, "Ayrıca da tabii DEAŞ denilen bir terör örgütü var.  DEAŞ denilen bu terör örgütüyle de mücadelemiz sürüyor. Tabii bu süreç nerede  başladı? Bu süreç DEAŞ'ın Cerablus'tan Gaziantep'e bir düğün merasiminde yaptığı  canlı bomba saldırısıyla 56 vatandaşımızı, çocuk, yaşlı, kadın, erkek demeden  maalesef öldürmesiyle bu süreç hızlandı. Bu olayın ardından biz Özgür Suriye  Ordusu'yla beraber Cerablus'a girdik. Biz Özgür Suriye Ordusuyla beraber oraya  girince DEAŞ Cerablus'u boşalttı. Fakat tabii bizim için Cerablus yeterli  değildi. Çünkü orada bir de PYD denilen, YPG denilen ayrı bir terör örgütü vardı.  Yani tek cephede bir mücadele vermiyorsunuz, başka terör örgütleri de var.  Dolayısıyla onunla da kalmadık, bir taraftan da El-Rai'den başladık. El-Rai’deki  DEAŞ terör örgütünü de oradan boşalttık." dedi.

"El-Bab'dan sonra yeni hedef Münbiç'tir"

Sürecin ayrıntılarına dair Erdoğan sözlerini şöyle  sürdürdü:  "Ve güneyde Dabık kasabası. Dabık'ı bu noktada boşaltmamız  gerekir dedik, DEAŞ biraz direndi, Dabık da boşaltıldı. Şimdi geldiğimiz nokta  El-Bab. El-Bab'da yoğun bir mücadele sürüyor. Öyle zannediyorum ki şöyle birkaç  gün içerisinde El-Bab da temizlenmiş olacaktır. El-Bab temizlendikten sonra hedef  Münbiç’tir. Çünkü Münbiç Araplara ait olan bir yerdir. Orada YPG var, orada PYD  var, onların orayı boşaltması gerekiyor. Bunu Amerikalılara daha önce de  söyledik, Obama yönetimi döneminde söyledik; bize ‘Boşaldı, boşaltılıyor’  dediler, ama maalesef boşalmadı. Şu anda oranın boşaltılması gerekiyor, buranın  tamamıyla oradaki Arap kardeşlerimize teslim edilmesi gerekiyor. Ondan sonra bir  hedef kalıyor, Rakka. Rakka, biliyorsunuz DEAŞ’ın en önemli merkezi. İşte burada  koalisyon güçleriyle bizler el ele vererek, Rakka’dan DEAŞ’ı da temizle hedefinde  beraber olduğumuzu ben Sayın Donald Trump’a da söyledim. Gelen diğer  temsilcilerine de söyledik: ‘Burada beraber hareket edersek biz Rakka’yı da  DEAŞ’tan temizlemek suretiyle, orayı da yine oranın sahipleri olan Arap  kardeşlerimize teslim ederiz. Böylece bölge sükunete kısmen kavuşmuş olur’ dedik.  Şu anda süreci takip ediyoruz."

"Suriye'nin kuzeyinde Cerablus ile El-Rai arasında 'güvenli bölge'  ilan edelim"

Bu noktada Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin desteğine ihtiyaç  duyulduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Tabii burada özellikle başta Suudi  Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerinin de ciddi desteğine ihtiyacımız var. Bunu  niye söylüyorum? Öncelikle büyük bir mülteci krizi var. Nerede bu insanlar? Bu  insanların büyük bir kısmı Türkiye'de; Şu anda 2 milyon 800 bin Suriyeli  kardeşimiz bizde. Çadırlarda, konteyner kentlerde, Türkiye'nin değişik  vilayetlerinde şu anda biz kendilerini misafir ediyoruz. Tabii bunu biz yeterli  bulmuyoruz. Diyoruz ki Suriye'nin kuzeyinde Cerablus ile El-Rai arasında güneye  doğru şöyle bir 30-40 kilometre, bu bölgede bir terörden arındırılmış güvenli  bölge ilan edelim. Orayı aynı zamanda uçuşa yasak bölge ilan edelim. Eğit-donat  yapmak suretiyle de oradaki milli orduyu yetiştirelim.Ben Suudi Arabistanlı  kardeşlerimle de bu konuları görüştüm. Bunları ABD’yle de görüştüm, Avrupalılarla  da görüştüm. Bu bölgede oradaki insanların yerleşimi için konutlar yapabiliriz.  Böylece Suriye'den çıkmayı düşünen kardeşlerimizi buralara yerleştirebiliriz.  Bizdeki mültecileri de gerekirse oralara alabiliriz. Bütün sosyal donatı  alanlarıyla birlikte burada bu güvenli bölgeyle beraber bir huzur kenti kurmak  suretiyle oralara huzur getirelim, refah getirelim; bu da bizim en önemli  arzumuzdur." diye konuştu.

Terör örgütü "DEAŞ'ın bazı devletlerin dostu" olarak görünmesi  yönündeki soruya ilişkin Erdoğan, "Önce bir defa şunu tespit etmemiz lazım. DEAŞ  İslam'la alakası olmayan bir terör örgütü. Bunu bileceğiz. El Kaide'den koparak  ayrı bir örgüt olarak ortaya çıktığı andan itibaren, tüm bunları hep birer terör  örgütü olarak değerlendirdim. Bu bir terör örgütüdür, bunun İslam'la alakası  yoktur. İslam adına hareket ettiğini iddia etmesi bizi ilgilendirmez; çünkü  bunların yaptıklarının İslam'da yeri yok. Bunlar savunmasız, günahsız birçok  insanı bugüne kadar öldürdüler; bulundukları bölgelerde insanları adeta haraca  bağladılar, çaldılar, çırptılar, bu tür şeyler yaptılar. Dolayısıyla bunların  bütün bölgedeki terör örgütleriyle müşterek hareket ettikleri; ben güçlüyüm  diyerek farklı terör örgütlerini de yanlarına çekmek suretiyle attıkları adımlar  olduğu biliniyor. " değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, DEAŞ'ın El Kaide'den ayrılışını da "çıkar  mücadelesi" şeklinde nitelendirerek, şunları dile getirdi:

"Şimdi El Kaide bir terör örgütüydü. Bunların oradan ayrılışı da bir  çıkar mücadelesidir, bir çıkar kavgasıdır. Ayrılmıştır, daha sonra yanlarına  başka terör örgütlerini çekmiştir, süreç böyle devam etmiştir. Ama bu bir yere  kadar gidecektir, sonuna kadar bunun gitmesi mümkün değil. Çünkü bunlar çok ah  alıyorlar, çok zulmediyorlar. Dolayısıyla bu zulüm onları hiçbir zaman ihya  etmeyecektir.

Şu anda DEAŞ Suriye'de adeta can çekişiyor daha ileri gitmesi mümkün  değil. Biz kararlıyız, inanıyorum ki koalisyon güçleri de kararlı. İnanıyorum ki  başta Suudi Arabistan olmak üzere koalisyon güçleri de bu noktada kararlıdır.  Çünkü bu mücadele bizim ortak mücadelemizdir. Eğer teröre karşı ortak mücadele  vermezsek, veremezsek, bu terör örgütleri yarın değişik yerlerde, Türkiye'nin de,  Suudi Arabistan'ın da, Körfez ülkelerinin de hepsinin başına bela olacaktır.  Nitekim biz şu anda sınırlarımız içerisinde düzenlediğimiz operasyonlarla da  yüzlerce, binlerce DEAŞ'lıyı evlerinden, adreslerinden toplayıp alıyoruz.  Türkiye'ye giriş-çıkış vesaire, bunlar ciddi manada kontrol altındadır. Bugüne  kadar 40 bin teröriste giriş yasağı koyduk. Şu anda bütün bunların yanında, bu  tarafa gelmeden bir gün önce de bin tane DEAŞ'lıyı güvenlik güçlerimiz  toparladılar; çünkü bu mücadele kararlı bir şekilde sürmezse bunda başarısız  oluruz. Ama bunu kararlı bir şekilde sürdürdüğümüz takdirde, ben inanıyorum ki  neticede Suriye'nin o samimi insanları aradıkları mutluluğu, aradıkları refahı  bulacaklardır. Burada bizler, hakikaten birbirini seven, birbirine inanan  Müslümanlar olarak, mezhep çatışmaları içerisine girmemiş Müslümanlar olarak  oradaki kardeşlerimizi bekledikleri, aradıkları huzura kavuşturabiliriz."

DEAŞ'a destek olan ülkelerle ilgili soruyu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan  şöyle cevapladı:  "Şimdi burada tek tek isim vermeye kalkmayalım. Ama  uluslararası camia içerisinde bunların çok ciddi destekler aldığı belli; çok  ciddi sermaye çevrelerinin bunlara destek verdiği belli. Bunları bir defa  bilmemiz lazım. Yani bu sadece DEAŞ için geçerli değil, Boko Haram için de  geçerli, El Şebab için de geçerli, El Kaide için de geçerli; hepsinin arkasında  bu noktada ciddi destekler var, yoksa bu parasal kaynakları nereden buluyorlar?  Yani isim şeyine girersek yanlış olur. Onlar zaten kendilerini gayet iyi  biliyorlar. Ama bu bölge içerisinde, aynı zamanda Batı'da, İslam dünyasını  parçalama amacıyla elbette bunların arkasında olanlar var. Bu sadece İslam  ülkelerinden kaynaklanmıyor, İslam ülkelerinin dışındaki ülkelerden de bunlara  verilen destekler var. Mesela bunların elinde kullandıkları silahlar, bu silahlar  kalkıp da İslam ülkelerinden gelen silahlar değil, zaten yok onlarda öyle  silahlar. Mesela bakıyorsunuz, Batı'nın değişik ülkelerinin silahları bunların  elinde; bu silahlarla terör estiriyorlar. Sadece DEAŞ'ta değil, PYD'de, YPG'de,  bunların elinde de bu silahlar var; Batı ülkelerinin hemen hemen hepsinin  silahları var. Bunu görmemiz, bilmemiz lazım. Burada, silah olarak söylüyorum;  ABD'nin silahları var, Rusya'nın silahları var, Almanya'nın, Fransa'nın, bütün  bunların silahları var. Bunları ben o ülkelerin yetkililerine de söylüyorum:  ‘Sizin silahlarınızla bunlar bizleri vuruyorlar, Müslümanları vuruyorlar, bunları  takip ediyor musunuz, bunları kontrol ediyor musunuz?’ diye sorduğumuzda, hepsi  topu birilerinin üzerine atıyorlar. Bunları da görmemiz, bilmemiz  lazım."  - "FETÖ'nün 170 ülkede faaliyetleri var"  Cumhurbaşkanı  Erdoğan, El- Arabiya kanalına verdiği mülakatta, "FETÖ'nün 15 Temmuz başarısız  darbe girişimi, bu tarihten sonra yaşanan gelişmelere" ilişkin de  konuştu  "Bizim milletimiz, 15 Temmuz'daki o hain, zalim darbe girişimini  gerçekten o samimi duruşuyla, o inançlı duruşuyla, adeta şehadete yürüme aşkıyla,  sevdasıyla püskürttü." diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "248 şehidimiz, 2 bin 193  yaralımız, gazimiz oldu. Girişimin mimarının da Fetullahçı Terör Örgütü, yani  FETÖ olduğu anlaşıldı. Bu terör örgütü, 40 yıllık çalışmasının ürününü ne yazık  ki almaya başladı. Türkiye'de 40 yıldır bu mücadeleyi verdi, veriyor. Bunların  başı ABD'ye yerleşti; 19 yıldır da orada. Bütün dünyadaki çalışmalarını ABD'den  yürütüyor. Fethullahçı Terör Örgütü'nün 170 ülkede faaliyetleri var; Eğitim  faaliyetleri var, çeşitli vakıf, dernek faaliyetleri var, ticari faaliyetleri var  vesaire. Çünkü parasal kaynağın çok ciddi olması lazım. Bunlar tabii Suudi  Arabistan’da da bu faaliyetleri sürdürdüler, sağ olsun Suudi kardeşlerimiz  bunlara gerekli müdahaleyi yaptı. Diğer Körfez ülkelerine de sızmaya çalıştılar,  çalışıyorlar. "diye konuştu.   - "El ele verirsek, bu terör örgütleriyle  mücadelede başarılı olacağımıza kesinlikle inanıyorum"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kardeşlerimizin, özellikle Arap kardeşlerimizin, bunlara karşı  dikkatli olmaları lazım. Çünkü bunlar öyle bir çalışma yapıyorlar ki,  yetiştirdikleri elemanlar o ülkenin ileri gelenlerinin çocukları. Hatta hatta  Afrika'da falan yönetici kadroların çocuklarını alıyorlar; bu çocukları  yetiştirip, devlet mekanizmalarının içine sokuyorlar. Aynen kendi ülkemizde  olduğu gibi. Bunu bizim ülkemizde yaptılar, şimdi dünyanın değişik ülkelerinde  yapıyorlar. Amerika'da sadece charter schoollardan elde etikleri yıllık para 500  milyon dolar; diğer faaliyetleri söylemiyorum. Dünyanın değişik ülkelerinde  hakeza öyle. Bizde de bir dönem öyleydiler. Ama biz musluğu kapatınca bize karşı  çok ciddi bir mücadele başlattılar. Çünkü musluk kapanmadan önce gelir kaynakları  çok büyüktü; kurslardan vesaire büyük paralar elde ediyorlardı.

Her şeyden önce bizim bütün bu terör örgütlerine karşı inşallah hep  birlikte mücadelemiz önemli. Körfez'deki tüm ülkelerle birlikte bunlarla mücadele  edeceğiz. Biz şu anda İslam İşbirliği Teşkilatının dönem başkanlığını  yürütüyoruz. Bahreyn, Körfez İşbirliği Konseyinin şu anda biliyorsunuz dönem  başkanlığını yürütüyor. Suudi Arabistan’ın zaten farklı bir konumu var. Hepimiz  ele ele verdiğimiz zaman, bu terör örgütleriyle mücadelede başarılı olacağımıza  ben kesinlikle inanıyorum. Bunu başardığımız andan itibaren de bölgemiz bir huzur  bölgesi olacaktır; bu mücadeleyi sürdürenler gelecek nesillerden de çok büyük  hayır dualar alacaktır."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya, İran ve İsrail'le 15 Temmuz'dan sonra  başlayan yakınlaşmaya dair, "Şunu bir defa çok açık, net söylemem gerekiyor:  Maalesef o talihsiz olayın öncesinde bizim Rusya'yla ikili ilişkilerimiz ticaret  hacmi itibarıyla zaten zirve yapmıştı. Aramızdaki ticaret hacmi 38 milyar dolara  kadar çıkmıştı. Tabii her şeyden önce Rusya'dan biz, stratejik bir ürün olarak  petrol ve doğalgaz alıyoruz. Bu noktada Rusya'nın birinci elde en önemli pazarı  Türkiye'dir. Bundan sonraki sürece yönelik olarak da Rusya’yla attığımız farklı  adımlar var. Mesela Türk Akımı, bilahare başlatılan stratejik bir adımdır.  Buradan Batı'ya açılma, hatta Türkiye'ye vereceği doğalgazı bu kanalla vermesi  olayı da aramızdaki söz konusu stratejik bağı daha da güçlendiriyor."

Erdoğan Rusya ile yaşanan uçak krizine dair şunları ifade etti:

"Tabii o talihsiz olayın arkasından da şu anda FETÖ terör örgütünün  pilotlarının çıkmış olması, şu anda yapılan şeyde de bütün aldığımız istihbarat  bilgilerinde bu görünüyor. O adım belki de bizim Rusya’yla ilişkilerimizi bozmaya  yönelik bir adımdı diye şimdi düşünüyorum; biz de o anda farkında olmamış  olabiliriz. Yaşananların ardından Rusya’yla münasebetlerimizin şimdi yeniden  düzeliyor olması bölgede birilerini rahatsız ediyor olabilir. Ama Türkiye'nin  Rusya'yla, Rusya'nın Türkiye'yle münasebetlerinin iyi olması, aslında bölgenin  sağlıklı bir geleceğe ulaşması bakımından da çok çok önemli. Aslında şu anda  atılması gereken çok adım var, bu adımların başında tabii Rusya'nın Suriye'ye  bakışının bence çek edilmesi de gerekiyor; Ben Sayın Putin'le de bunu defaatle  görüştüm, görüşüyorum. Çünkü bizim müşterek olarak burada atacağımız adım,  bölgenin huzuru için büyük anlam taşıyor. Sağ olsun kendileriyle yaptığımız  görüşmelerde de bu konuda birlikte neler yapabileceğimizi konuşuyoruz, bunları  istişare ederek adımlarımızı da bu çerçevede yürütüyoruz, bu çerçevede  atıyoruz."   - "Kuzey Suriye’de bir devlet kurulmasına asla müsaade  etmeyiz"

 Terör örgütü PKK'nın Suriye'deki uzantısı PYD'nin bu ülkenn  kuzeyindeki faaliyetleri hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Elbette bölgedeki terör  örgütlerinin, başta bizdeki PKK terör örgütünün uzantısı PYD olmak üzere terör  örgütlerinin, Kuzey Suriye'yi kendileri için adeta bir devlet kurma alanı olarak  kabul etmesi, bizim tarafımızdan kabul edilir bir şey değildir. Bunu ta başından  beri söyledik. ‘Kuzey Suriye’de bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyiz’  dedik. ‘Burada atılacak bir yanlış adım karşısında kesinlikle Türkiye'yi  bulacaktır. Bunun bedelini, faturasını da çok ağır öderler’ dedik. Nitekim şu  anda PYD böyle bir adımı atamıyor, atamayacaktır da. Mesela YPG bunların silahlı  gücüdür. Ama hangi isim altında olursa olsun Türkiye için tehdit oluşturan tüm  terör örgütlerine karşı tavrımız nettir, kesindi. ‘Bunun bedelini çok ağır  öderler’ diye öteden beri uyarıyoruz." ifadelerini kullandı.

"Bakın, bu örgütlerin ellerindeki silahlar nerelerden destek  aldıklarını gösteriyor" diyen Erdoğan şunları kaydetti:

"Bunların hepsinin silahları, yakaladığımız silahlarla da ortada.  Hatta hatta o ülkelerin askerlerini bu örgütlerin içerisinde gördük; bunların  resimlerini de tespit ederek istihbarat örgütümüzle kendilerine verdik. ‘Bakın  yokuz diyorsunuz, işte buyurun. Silahlarınız, buyurun. İşte şu zaman gitti, bu  zaman gitti. Siz bunlara silah desteği veriyorsunuz. Hatta hatta sizin  siyasetçileriniz, askerleriniz gidip bunların yanında yer alıyor, bunlarla  beraber fotoğraf çektiriyorlar’ diyerek, bunların hepsini kendilerine gösterdik.  Tabii oralarda biliyorsunuz Hizbullah da var; onlar da bunlarla beraber  çalışıyorlar, bunlarla beraber hareket ediyorlar. Bunları da biz kendileriyle  paylaştık. Bakın gelin, İran olarak eğer siz, ‘Burada biz böyle bir katliama  dahil değiliz, katliamın karşısındayız’ diyorsanız, o zaman yapmanız gereken bir  şey var: El ele verelim ve Suriye’deki bu katliamı, bu gidişatı durduralım. Onun  için Astana sürecinde gerek Rusya, gerek İran, gerek Türkiye, alt düzeyde de olsa  hep beraber orada bir süreç başlattılar. Ki bu bir ateşkes süreciydi. Şimdi bu  ateşkes sürecini, Cenevre'de devam ettirme gayreti içerisindeyiz. Şimdi  Cenevre’deki sürecin içerisinde malum Körfez ülkelerinin temsilcileri de yer  almak suretiyle orada bir an önce bu ateşkesi sağlayalım, bunu başarıya  ulaştıralım istiyoruz. Suriye'de bu kan dursun istiyoruz, Irak'ta bu kan dursun  istiyoruz."

Trump'ın "ABD’ye giriş yasağına" ilişkin değerlendirme

Trump’ın özellikle yedi İslam ülkesinden insanların ABD’ye girişiyle  ilgili yapmış olduğu açıklamayı “talihsiz bir açıklama” olarak nitelendiren  Erdoğan şöyle devam etti:

"Çünkü bu ülkelerin insanları belli bir seyahat hürriyetine hakim;  seyahat hürriyetinin yanında da bu insanların bir çoğu çifte vatandaşlık  sayesinde aynı zamanda ABD vatandaşıdır. Şimdi ABD’nin vatandaşı olan bu  insanlara karşı, kalkıp da belirli ülkelerden hareketle böyle bir yasak  getirilmesi, atılmış hatalı bir adımdır diye düşünüyorum. Nitekim yargı kurumları  da bu konuyla ilgili olarak şu anda, ABD’de malum farklı adımlar atmak suretiyle  o ülkelerin mensubu insanların haklarını koruma noktasında belli kararlar  alıyorlar. Tabii özellikle şu anda Körfez’de, özellikle yine Suudi Arabistan’da  atılacak olan birlik ve beraberliğe dayalı adımlar, birçok şeyi inanıyorum ki  çözecektir. Burada mesele duruş meselesidir. Bu duruşu başarılı bir şekilde bizim  sürdürmemiz lazım."

"Tabii bizim telefonla görüşmelerimizden sonra yakın zamanda Sayın  Trump’la öyle zannediyorum ki bir yüzyüze görüşmemiz de olacaktır." ifadelerini  kullanan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bu yüz yüze görüşmede NATO’nun mensubu iki ülke olarak, birçok  şeyleri ele alma fırsatımız olacak. NATO’nun dışında bizim Amerika’yla tabii bir  stratejik ortaklığımız var. Bu stratejik ortaklığımızın gereği olan adımları da  atma fırsatını bulacağız. Bugüne kadar bunu bu şekilde getirdik, bundan sonra da  bunu bu şekilde getirmemiz lazım. Bu askeri alandadır, siyasi alandadır,  ekonomik, ticari, bütün bu alanlarda Amerika’yla olan bu münasebetleri Sayın  Trump’la birlikte de bu dönemde sürdürme arzusu, niyetinde olduğumuzu zaten  telefon görüşmesinde de kendilerine söyledik. Onların da niyetinin bu olduğunu  telefon görüşmesinde bizzat kendilerinden duyma fırsatını buldum. Temennim odur  ki dünyada Müslümanların tefrik edildiği, Müslümanların bir kenara konulduğu bir  yaklaşım tarzı olmamalı, olamaz. Yani her inanç mensubu bu özgürlükten istifade  etmek suretiyle her ülkeye girmelidir, girebilmelidir. Eğer buraya bazı yasaklar  gelirse, bu bir defa gerek inanç özgürlüğü, gerek seyahat hürriyeti noktasında bu  tür özgürlüklerin engellenmesi anlamına gelir ki bu modern dünyada kesinlikle  karşılaşmamamız gereken bir durumdur diye düşünüyorum.  

"İhvan-ı Müslimin'i bir terör örgütü olarak görmüyorum”

Erdoğan ayrıca Müslüman Kardeşler Teşkilatına ilişkin  değerlendirmelerde de bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları dile getirdi:

"Ben o konuyla ilgili olarak da söylüyorum; ben İhvan-ı Müslimin’i bir  terör örgütü olarak görmüyorum. Çünkü İhvan-ı Müslimin silahlı bir örgüt  değildir. İhvan-ı Müslimin bir düşünce örgütüdür. Kaldı ki şu anda da zaten  dağınık bir konumdalar, öyle bir durumları söz konusu değil. Silahlı bir  eylemlerini gördüğüm anda, silahlı bir eylemlerine şahit olduğum anda ben  Müslüman Kardeşler’e karşı da aynı tavrı takınırım. Ama şu anda Müslüman  Kardeşler Cemiyeti’nin silahla bir alakası yok. Bunlar bir düşünce kuruluşu  konumundadır. Silahlı bir eylemin içerisinde olmayan böyle bir derneğe, vakfa,  cemiyete veya örgüte kalkıp da siz terör örgütü muamelesi yaparsanız, bu pek şık  düşmez diye düşünüyorum. Bizim ülkemizde de her cemiyet, her vakıf normal  faaliyetlerini yapabilir. Ama teröre bulaştıkları anda biz gereği neyse yaparız;  diğer teröristlere ne uyguluyorsak aynısını onlara da uygularız."

"Siz ABD'den FETÖ'nün liderlerini talep ediyorsunuz. Bu konuya benzer  olarak, Müslüman Kardeşler liderlerinin talep edilmesine nasıl cevap  vereceksiniz? şeklindeki soruyu Erdoğan şöyle yanıtladı:

"Şimdi zaman zaman buna benzer bazı durumlarla karşılaşıyoruz. Ama  bizim kendilerine yönelttiğimiz tek soru var: Bu istediğiniz bir silahlı terör  örgütü mensubu mudur veya silahlı bir terör eylemine bulaşmış mıdır? Peki, biz  kimi istiyoruz? Biz Türkiye’de darbe girişiminde bulunmuş ve bu darbe girişimi  neticesinde devletimizi yıkmaya çalışmış; devletin bütün uçaklarını, tanklarını,  helikopterlerini halkına karşı kullanmış; 248 şehit vermemize, 2193 gazimiz  olmasına yol açmış, Emniyet Binamızın, Özel Kuvvet Binamızın vesaire birçok  yerlerin yerle bir etmiş bir terör örgütünün başını istiyoruz. Fethullahçı Terör  Örgütü, silahlı bir terör örgütü durumuna dönüşmüştür. On yıllardır bunun  hazırlığı içerisinde olduğu ortaya çıkan bu örgüt, bunun adımını da atmıştır. Ama  bizim ülkemizde İhvan-ı Müslimin’den olan, ama teröre bulaşan varsa, biz  kesinlikle onlara da müsamaha göstermeyiz. Ama onların böyle bir durumunu biz şu  ana kadar müşahede etmedik."

İslam ve laiklik kavramı

Cumhurbaşkanı  Erdoğan, "Siz İslam ile laiklik kavramını güzel birleştirebiliyorsunuz. Bu konuda  Arap dünyasına tavsiyeniz nedir? şeklindeki soruyu şu şekilde cevapladı:

"Yani ben bu bağ kurmayı niye bu kadar İslam dünyası geciktirdi onu  anlamakta zorlanıyorum. Biz partimizi kurduğumuz zaman laikliğin tanımını  getirdik. Sayın Mursi, Mısır'da iş başındayken Mısır'a yaptığım ziyarette  Kahire'deki Opera Binasında bir konferans verdim. Bu konferansta o akşam laikliği  anlattım ve İslam'la ilişkisini anlattım. Peki, neydi bizim kurduğumuz  partimizdeki laiklik tanımı? Laiklik… Bir defa kişiler laik olmaz, devlet laik  olur. Laiklikte devlet, her inanç grubuna eşit mesafededir, her inanç grubunun  inancını yaşamasını teminat altına alır. Bunun İslam’a ters olan bir yanı var mı?  Yok. Ama bunu hala farklı yerlere çekenler var. Bize de tabii geçmiş yıllarda  laikliği, ladinilik diye, dinsizlik diye anlattılar. Ama biz şu anda partimizdeki  tanımına bunu koyduk, dedik ki: Laiklik devletin bütün inanç gruplarına eşit  mesafede olmasıdır ve bu inanç gruplarının inancını güvence altına almasıdır. Bu  tanım bizim ülkemizde de çok kabul gördü. Mısır’daki o konferanstan sonra  Müslüman Kardeşler’in lideriyle ertesi sabah kahvaltı yaptım, o da, ‘Biz böyle  bilmiyorduk, böyle olduktan sonra bizim de söyleyecek bir şeyimiz yok’ dedi.  Rahmetli Seyfülislam El Benna da ‘Ben bunun altına imzayı atarım’ dedi. Demek ki  ‘Onlarla istişare edin’ hükmünü çok daha geniş ele almamız lazım,  istişarelerimizi genişletmemiz lazım. Tabii ki düşüncelerimizi de güncellememiz  gerekiyor."

Dünyada birçok alanda değişim, dönüşüm yaşandığına dikkati çeken  Erdoğan, "Bu değişim-dönüşümü yaşarken inanıyorum ki düşüncelerin, mefhumların,  kavramların da bir gelişme kaydettiği ortadadır. Dolayısıyla laiklik tanımıyla  dinimizin bu noktadaki yaklaşımını da biz bu şekilde tanımladık; ülkemizde  anlattık ve kabul de gördü." diye konuştu.

"Kişi laik olamaz, devlet laik olur"

Araplar açısından laikliğin tanımına ilişkin değerlendirmede bulunması  istenen Erdoğan, şunları söyledi:

"Şu anda yaptığım tanım onlar için de geçerli. Ben diyorum ki: Biz  laikliği, ladinilik olarak görmüyoruz, dinsizlik olarak görmüyoruz. Kişi laik  olamaz, devlet laik olur. Laik devlet de, her inanç grubunu koruma altına alır,  güvence altına alır, hepsine de eşit mesafededir. Yani laik devlette her inanç  grubu inancını rahatlıkla yaşayabileceği gibi, hatta ateistler de ateistliğini  yaşayabilir. Bunlara karşı kalkıp da ben laik bir devletim, dolayısıyla size  gereğini yaparım, vururum, asarım, keserim, böyle bir şey olamaz. Nitekim biz  bunu açıkladıktan sonra da zaten ülkemizde ciddi manada bizim hareketimiz  ilgi-alaka görmüştür. Çünkü her inanç grubu özgürce inancını yaşadığı andan  itibaren o topluma huzur geliyor. İnsanlar ‘Ben bu ülkede inancımı rahatça  yaşayabiliyorum, bize herhangi bir sıkıntı verilmiyor’ diyor. Bu sağlandığı andan  itibaren de zaten o toplumun içerisindeki halkın birbiriyle dayanışması çok daha  farklı bir şekilde artıyor, gelişiyor. Tabii farklı anlayışlar da var: Bir Kara  Avrupa’sındaki laiklik anlayışı var, Anglosakson ülkelerdeki laiklik anlayışı  var, bunların hepsi birbirinden farklı. Ama bizim şu andaki getirdiğimiz,  ülkemizdeki kurucusu olduğum partime ait laiklik anlayışı tüm bunlardan daha da  farklı."

"Türkiye'nin öyle bir hilafet derdi, bir hilafet meselesi ya da  benzeri bir şey söz konusu değil"

Programda yöneltilen "Hilafetin geri getirilmesi gibi bir hayaliniz ya  da isteğiniz var mı?" sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan şu açıklamalarda  bulundu:

"Az önce bir şey söyledim, artık dünya bir değişim-dönüşümün  içerisinde. Bu değişim-dönüşüm içerisinde bizler zaten hangi sistemi getirmek  istediğimizi, hangi şu anda nasıl bir dönüşümün olması gerektiğini bugüne kadar  anlattık. Şu anda mesela Türkiye bir referanduma gidiyor. Bu, cumhurbaşkanlığı  sistemi referandumu. Bu cumhurbaşkanlığı sistemi seçiminde, sorduğunuz sorudaki  türden bir şey kesinlikle yer almıyor. Yani şu anda Türkiye'nin öyle bir hilafet  derdi, bir hilafet meselesi ya da benzeri bir şey söz konusu değil."

"Batı'nın çok daha önünde olan bir ülke konumuna geldik"

"Mesele nedir? Mesele, insanların inandıklarını hür bir şekilde  yaşamasıdır. Düşündüklerini hür bir şekilde ifade etmesidir. Ülkenin devletin  bütün imkanlarından, gelirlerinden hakça paylaşımda bulunmasıdır. Sağlıkta,  eğitimde, adalette, emniyette, ulaşımda, her şeyi rahatlıkla bulan bir insan  niçin huzursuz olsun, niçin çok daha farklı şeyleri istesin, arzu etsin." diyen  Erdoğan şunları da ekledi:

"Şu anda Türkiye bütün bu saydığım alanlarda artık diğer Batı  ülkeleriyle yarışabilen, yarışan bir ülke konumuna gelmiştir. Gelirini bir defa  bire 5 katlamıştır, böyle bir konuma gelmiş durumdayız. Ve herkes sandığa gider,  oyunu özgürce kullanır. Kimseye sen niçin böyle oy kullandın veya niçin şöyle  yaptın diyemez. Genci-yaşlısı, bakın biz şimdi 18 yaşı seçme ve seçilme yaşı ilan  ediyoruz, çok önemli bir adım. İki; Türkiye'de kadınlar siyasetin içerisinde,  bütün sosyal faaliyetlerde çok aktiftir, bunlar biz gelmeden önce yoktu, ama  şimdi var. Yani başı örtülü olarak üniversiteye gidemiyordu kızlarımız, ama şu  anda başörtülü olarak üniversiteye gittiği gibi parlamentoda da yerini alıyor,  devletin kurumlarında da yerini alıyor, üniversitelerde rahatlıkla gidip dersini  veriyor, oralarda da yerini alıyor; laiklik bu. Ve demokrasinin sağlamış olduğu  imkanları, hakları en güzel şekliyle 7’den 70’e herkes kullanırken kadın-erkek  herkes kullanabilir duruma geldi. Beklenti buydu. Şimdi bunların yerine geldiği  bir ülke, herhalde Batı'nın ulaştığı seviyenin çok daha üstünde bir ülkedir.  İddialıyız, biz şu anda Batı'nın çok daha önünde olan bir ülke konumuna geldik."

Osmanlı geleneği: Huzur dersleri

"Siyaset dışında kendinize vakit ayırabiliyor musunuz, kitap  okuyabiliyor musunuz?" sorusuna Erdoğan, "Şimdi siyasette tabii ki okumamak diye  bir şey olmaz. Ancak tabii bu konuda ekibim sağ olsun kitap özetleri yaparlar, bu  özetleri bana sunarlar, ben bu özetlerden istifade etmek suretiyle okuma  noktasındaki sıkıntımı gideririm. Bu tabii benim işimi doğrusu kolaylaştırıyor."  diye cevap verdi.

Bütün bunların yanı sıra sürekli farklı etkinliklerin içinde yer  aldığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bizim hayatımız çok çok etkinliklerle dolu dolu geçiyor. Yani bir  taraftan açılışlar yapıyorsunuz, bir taraftan birçok vakıfların, derneklerin,  kuruluşların birçok törenlerine katılıyorsunuz, tabii bütün buralarda  konuşmalarınız oluyor. Bütün bu konuşmaları yapmak, böyle hazırlıklı olmadığınız  zaman yapacağınız iş değildir. Onun için bu ekibimiz sağ olsun bu konudaki  açığımızı da gideriyor. Ve bu açığı gidermek suretiyle bizler de toplumla hem  yeni ufuklar açmak, yeni yeni mesajlar verme noktasında bunu gideriyoruz.

Ve bizim tabii bir şu anda başlattığımız adet de var, bu aslında  geçmişte de vardı, Osmanlı'da vardı. Mesela huzur dersleri diye bizim bir  çalışmamız vardır. Ayda bir biz herhangi bir konuda bir ilim adamına biz bir ders  verdiririz, ondan sonra o dersi müzakere ederiz. Ve buna benim yakın çevremdeki  mesai arkadaşlarım katılır, hatta bazıları da aileleriyle katılır. Yani yaklaşık  30-40 kişinin katıldığı bir huzur dersidir. Bir diğeri; ilim adamlarımızdan yine  buna benzer ayda bir belli konularda toplantı yaparız. Bu bir yemekli sohbettir  ve bu yemekli sohbette de yine bu konuları müzakere ederiz, tartışırız."

Her hafta muhtarlarla yaptığı görüşmelere de değinen Erdoğan şunları  kaydetti:

"Ve bütün bunlarla beraber tabii benim bir de çok farklı bir  alışkanlığım var, o da şudur: Bizde biliyorsunuz muhtarlık müessesesi vardır ve  muhtarlar seçimle gelir. Ve her hafta 400-450 muhtarı davet ederim ki Türkiye'de  50 bini aşkın muhtar vardır. 400-450 muhtara hitap ederim, konuşurum, ondan sonra  bu muhtarlarla yemeğimizi yeriz, yemeğimizi yedikten sonra da kendilerinin tek  tek elini sıkmak suretiyle hediyemi de verir kendilerini uğurlarım."

"Tabii bizim şimdi bizim çok daha önemli bir adımımız daha var  inşallah, şu anda çok amaçlı büyük bir sergi salonunun da içinde yer alacağı bina  inşa ediyoruz. İnşallah şöyle 1-1,5 sene içinde bitecek" diyen Erdoğan  konuşmasını şöyle tamamladı:

"Onun yanında da 5 milyon cilt kitap kapasitesi olan bir  Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi inşa ediyoruz, o da devam ediyor. Bütün bunlar tabii  bizim, yani özellikle Türkiye'ye sınıf atlatma noktasında ki kütüphanemiz 24 saat  açık olacaktır, gençler, vatandaş 24 saat gelip orada çalışmasını yapabilecektir.  Şu anda bu çalışmamız da hızla devam ediyor, bizim Cumhurbaşkanlığı Külliyesi  içerisinde bu dediğim inşaatlar da devam ediyor. İnşallah sonucu çok güzel  olacak, buna inanıyorum."


Etiketler: cumhurbaşkanı, erdoğan,
Yorum Yazın
Gönder
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
Porselenleriyle ünlü şehrimiz neresidir?

©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
İlginizi ÇekebilirX