Sinema
10.07.2017 - 14:36 | Son Güncelleme: 10.07.2017-15:02

Eşcinsel olmamasına rağmen rolünün hakkını veren 25 oyuncu

Oyunculuğun test edilebileceği en bıçak sırtı hallerden birisi herhalde kendinde hiç olmadığı bir karaktere hayat vermek olsa gerek. İşte heteroseksüel olmasına rağmen eşcinsel rolünde oyunculuğunu zirveye taşıyan 25 büyük performans.

Sitene Ekle

Sean Penn - Milk

Hollywood'un en duyarlı yönetmenlerinden Sean Penn, kâh Irak savaşına karşı çıkmış, bazen de işçi sınıfı lehinde açıklamalar yapmış, tercihini her zaman ezilenler lehinde kullanmakta beis görmeyen, sinemanın yüz akı bir sanatçı olmasıyla maruftur. Milk ile de, duyarlı olduğu bir diğer konu, gey hakları konusunda idol addedilen Harvey Milk'in yaşamını beyazperde'ye aktararak yine farkını gösteriyor. 1977'de, Harvey Milk San Francisco Şehir Meclisi'ne seçilerek Amerika'da eşcinselliğini saklamadan bir devlet kadrosunda üst düzey yöneticiliğe seçilen ilk kişi olmuştur. Zaferi, sadece eşcinsel hakları adına önemli değildi. Politik alanda koalisyonlar peşindeydi. Yaşlı vatandaşlardan sendikalı işçilere kadar herkes için, Harvey Milk bir uğurda savaşmanın anlamını değiştiren, 1978'de ölümüne kadar da tüm Amerikalıların kahramanı haline gelen biri oldu. Sean Penn’e ikinci Oscar’ını kazandıran film, aynı zamanda en özgün senaryo ödülüne de sahip oldu.

Philip Seymour Hoffmann - Capote

Yazar Truman Capote'un hayatından uyarlanan filmde dünyaya sinema için gelmiş olduğu söylenebilecek büyük oyuncu Philip Seymour Hoffmann başrolde. New York Times gazetesinde bir haber 1959 yılında geçiyor : Kansas’ta vuku bukan bir cinayet baştan sona vahşet doludur. Bir aileden dört kişinin canına kıyılmıştır. Bu yazıyı okuyan Truman Capote de dergide görevli bir yazardır. Bu olaydan fazlasıyla etkilenir. Her ne akdar böylesi hikayeleri çok kez denk gelmiş de olsa Capote bu sefer farklı bir biçimde etkilenir. İçindeki hisin izinde dergiden onay alarak, meslektaşı Harper Lee ile beraber olayın vuku bulduğu yere doğru yola çıkarlar. Bu yolculukta onların edindiği her türlü bilgi ve deneyimin, görgü tanıkları ve polis raporları dahilinde, sanıklarla yapılan görüşmelerin ışığında şekillenen bir roman ortaya çıkar. Amerikan edebiyatında yerini bulan Soğukkanlılıkla adlı eserdir bu.

Robin Williams - The Birdcage

Armand Goldman (Robin Williams) Güney Miami sahilinde "Kuş Kafesi" adındaki bir gece kulübünü işleten bir 'gay'dir. Uzun zamandır Armand'ın sevgilisi olan Albert (Nathan Lane) ise "Kuş Kafesi"nin yıldız şarkıcısı. Onların heteroseksüel oğullları Val (aslında Armand'ın eski evliliğinden öz oğludur) onlara geldiğinde nişanlandığını açıklıyor. Nişanlısı ise Amerikalı bir senatörün kızıdır. Daha da kötüsü senatör ve eşi Val'in babasını ve "annesini" merak ettiğinden Miami'ye bir ziyarette bulunmak istiyorlar.

Javier Bardem- Karanlıktan Önce

Eşcinsel bir yazar olduğu için dışlanan ve uyduruk suçlarla hapse atılıp ağır işkenceler gören Kübalı yazar Reinaldo Arenas'ın hayatına odaklanan filmde Javier Bardem oyunculuğunun zirvesine çıkıyor. 

Film, ünlü yazarın çocukluğundan Amerika'ya kaçışına kadar tüm hayatını anlatıyor.

Babasının evi terk etmesi üzerine, büyükanne ve büyükbabasının yanında, baskı altında bir çocukluk geçiren Arenas'ın, özellikle Küba Devrimi sırasında yaşadıkları, kuşkusuz, hayatının en çarpıcı dönemine tanıklık ediyor.
 

Jim Carrey - I Love You, Philip Morris

Steven Russell, karısı Debbie ile birlikte mutlu bir evlilik hayatı sürdürmektedir; ta ki yaptığı bir kaza kendi açısından dramatik sonuçlar doğurana kadar. Steven şimdiye kadar fark etmediği bir gerçekliğin ayırdına varır: O bir eşcinseldir.  Steven bundan sonraki hayatını artık yeni keşfettiği gerçekliğe göre yaşayacaktır.Bölge Hapishanesi'nde tanıştığı Philip Morris'e tutulan ve onunla gelecek hayalleri kurmaya başlayan Steven, sevdiği erkeği hapisten kurtarmanın yollarını aramaya başlar.

Ewan McGregor - I Love You, Philip Morris

Aynı filmde Jim Carrey'e eşcinsel rolünde eşlik eden Ewan McGregor kariyerinin en başarılı yapımlarından birine imza attı.

Behind the Candelabra- Michael Douglas

Ünlü sanatçı Libarece'nin hayatına odaklanan filmde hiç umulmadık bir isim Michael Douglas eşcinsel rolünde. 1970'li yılların en dikkat çekici müzik dehalarından biri olan Douglas Eye Liberace, başarılı bir piyano sanatçısı olmasının yanı sıra televizyondaki şovlarıyla da dikkat çeken ünlü bir kişiliktir. Ham sahne hem de sahne dışında azımsanmayacak bir başarı yakalayan Liberace, 1977 yazının başında genç ve yakışıklı Scott Thorson ile tanışır. Scott Thorson, ünlü müzisyenin kulisteki odasına beklenmedik bir şekilde girmiş ve ikili böyle tanışmıştır. Ardından aralarında, yaş farkına ve sosyal uçuruma rağmen bir ilişki başlar. Bu gizli ilişki tam olarak altı yıl sürer ve bu sürecin sonlanması da bir hayli fırtınalı olur. Hayatı boyunca eşcinsel olduğunu ve bu ilişkiyi kesin bir dille reddeden ünlü müzisyen Liberace'in hayatının bu dönemini ele alan filmin yönetmen koltuğunda Steven Soderbergh bulunuyor. Başrolleri ise Matt Damon, Rob Lowe ve Michael Douglas paylaşıyor. 

Daniel Radcliffe - Kill Your Darlings

Daniel Radcliffe'ın başrollerini Michael C. Hall ve Ben Foster paylaştığı filmde bir cinayet dönemin en önemli yazarlarını bir araya getiriyor. 1944 yılında geçen filmde, genç Allen Ginsberg, Columbia Üniversitesi'ni kazanmış ve Lucien Carr ile burada tanışmıştır. Son derece havalı ve çekici biri olan Lucien'le karşılaşması Allen'ın hayatının en önemli dönüm noktası olur. Kısa süre içerisinde William Burroughs ve Jack Kerouc ile tanışmasıyla, bu dört genç adam toplumun kısıtlamalarının boğucu zırhından sıyrılıp tek gerçeğin edebiyat olduğu bir zihin yapısını benimserler. Gelenekleri reddedip yeni ve daha öncekileri hiç mi hiç benzemeyen bir akımı oluşturmanın peşine düşerler. Yeni ve bambaşka bir sanat akımı olan Beat Hareketi böylece ortaya çıkmış olur...

Eric Stonestreet - Modern Family

Vietnam’lı bir çocuğu evlat edinmiş olan gay bir çiftin olduğu dizide Eric Stonestreet oyunculuğunun hakkını veriyor.

Heath Ledger - Brokeback Dağı

Genelde kadınlarla vakit geçirmeyi seven iki sert erkek, Brokeback Dağı civarında bir çiftlikte tanışır ve birlikte vakit geçirmeye başlar. Zamanla aralarındaki ilişki, dikkat çekici bir derinlik ve duygusal bir boyut kazanır.

 

Jake Gyllenhaal - Brokeback Dağı?

Heath Ledger ile beraber Jake Gyllenhaal da bu filmde yıldızlaşıyor. Film, yaşam boyu sürecek olan bu ilişkiyi , kimi zaman kopmalar ve ayrılıklar yaşayacak olan iki aşığı buluşturuyor. Ortaya, kulaktan kulağa yayılacak, aşka dair güçlü tonlar barındıran efsanevi bir hikaye çıkıyor.

Leonardo DiCaprio - Tutkunun Şairleri

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine'nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud'u evinde ağırlar. Rimbaud'un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud'un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir. Leonarda Di Caprio'yu Arthur Rimbaud rolünde efsaneleşirken görüyoruz. 

 

Keanu Reeves- My Own Private Idaho

Sokaklarda yaşayan iki arkadaşı yol hikayesi. Sık sık uyku atakları yaşayan Mike, rüyalarında kendini hiçbir yere gitmeyen yollarda, kaybettiği annesinin peşinde görür. En yakın arkadaşı Scott ise varlıklı bir ailesi olmasına rağmen ailesini zor durumda bırakmak için sokaklardaki yaşamı seçmiştir. İki genç, uyuşturucu bağımlıları, hırsızlar ve satıcılarla dolu bir dünyada kendilerini bulmaya çalışırlar. Motosikletle Pasifik kıyılarından başladıkları bu arayış yolculuğu onları Roma’ya dek götürecektir. Shakespeare’in IV. Henry adlı eserinin günümüze bir uyarlaması olan bu film, çarpıcı ve şiirsel sinema diliyle yeni bir soluk gibidir.

Cate Blanchett- Carol

Orta yaşının güzelliğini süren Carol; 1950’lilerin New York’unda pek çok Amerikalı kadının imreneceği bir hayat sürmektedir; sosyetenin tanınmış, zengin isimlerinden. Evli olmasına rağmen kocasından boşanmak ister ve kızının velayetini alabilmek için savaş vermektedir. Therese henüz yolun başında genç bir kadındır. Bir butikte mağaza görevlisi olarak çalışmakta, günlerini sıradan bir şekilde doldururken, bu koca şehirde kimliğini aramaktadır. Bu iki farklı dünyaya ait kadının, Carol ve Therese’nin yolları Manhattan semtinin bu lüks butiğinde kesişir. Carol, Therese’yi görür görmez genç kadının güzelliğinden etkilenir.
Şükran Günü’nü yalnız başına geçirmek zorunda kalan Carol, Therese’yi hiç bilmediği coğrafyalara doğru spontane bir araba yolculuğuna davet eder. İki kadın bu yolculuk sırasında birbirlerine beklenmedik bir çekimle aşık olacaklardır. Fakat Amerika henüz 1952 yılındadır ve bu yasak aşka Carol’ın camiasında yer yoktur… 
Velvet Goldmine‘nın ardından 2000’li yıllarda imza attığı Cennetten Çok uzakta, Beni Orada Arama gibi yapımlarla tanıdığımız Todd Haynes’in yönetmenliğini üstlendiği yapımı Patricia Highsmith’in romanından uyarlayan isim ise Phyllis Nagy. Filmin başrollerini ise Rooney Mara ve Cate Blanchett paylaşıyor.

 

Joseph Gordon Levitt - Tenin Gizemi

1981 yılında Kansas’ta başlayan hikaye, küçükken aynı beysbol takımında oynayan Brian ve Neil’in hayatlarına odaklanıyor. 8 yaşındayken amnezi geçiren Brian, neler yaşadığını hatırlayamadığı hayatından eksilen 5 saatte uzaylılar tarafından kaçırılıp üzerinde deneyler yapıldığına inanmaktadır. Neil ise beysbol takımının koçunun tacizine uğramış, geri kalan hayatı boyunca onu unutamamış ara sıra fahişelik yapmakta olan bir gençtir. Küçükken yaşadıkları travmatik olaylar sonucu hayatları tamamıyla değişen iki gencin yolları yıllar sonra tekrar kesişecektir. Çünkü Brian, Neil’in kendisinin uzaylılar tarafından kaçırılmasını açıklayabileceğini düşünmektedir.

Jared Leto - Dallas Buyers Club

Film, uyuşturucu bağımlısı ve HIV taşıyıcısı Ron Woodroof'un hayatından esinleniyor. Ron Woodroof'a 1986 yılında AIDS yüzünden 30 günlük ömür biçilir. Teşhiş sonrası FDA kurumundan yasal onaylı olarak kullanabileceği tek ilaç olan AZT'yi almaya başlayan Ron hızla ölümün eşiğine doğru sürüklendiğini fark eder. Çareyi ABD'de yasal olmayan ama dünyanın dört bir yanında bulunan, doğal ilaçlara başvurmakta bulur. Kendisiyle ilgilenen doktorlardan biri olan arkadaşı Eve Saks'ın da yardımıyla Ron farkıdna olmadan çevresindeki hastlar içinde bir iletişim ve satış ağı kurmuş olur. "Dallas Buyers Club" olarak bilinen bu oluşum FDA'nın tedavisi yerine alternatif tıbbı tercih edenlerin çaresi olur ve dahası hastalar üzerinde onaylı AZT'den daha çok işe yarar. Fakat durum çok geçmeden fark edilir ve ilaç firmaları ve FDA Ron'a karşı büyük bir savaş açar. Film 30 günlük ömrü kaldı dendikten sonra kendi doğal yöntemleriyle 2191 gün daha yaşamayı balşaran Ron Woodroof'un kişisel mücadelesine odaklanıyor.

 

Léa Seydoux- Mavi En Sıcak Renktir

Kendisinden yaşça büyük bir kadına aşık olduktan sonra hayatı değişen 15 yaşındaki bir genç kızı anlatan 2013 yapımı Abdellatif Kechiche filmi. Julie Maroh'un Mavi Melek adlı çizgi romanından uyarlandı. Film 66. Cannes Film Festivali'nde en iyi filme verilen Altın Palmiye Ödülü'ne layık görüldü.

Johhny Depp - Ed Wood

Eşcinsel olmasada transvestit diye tabir edilen kendi hemcinsleriyle ilgilenmemesine rağmen kıyafet olarak karşıt cinsin kıyafetlerini giymekten hoşlanan Ed Wood'un muhteşem hikayesi ve hikayeye hayat veren Johnny Depp.  Ed Wood, kimilerine göre dünyanın en kötü yönetmeni, kimilerine göre de, filmleri son derece keyifli, nev-i şahsına münhasır kült bir yönetmen. Tim Burton, ikinci grupta yer alan bir yönetmen olarak daima ilhamları arasında tuttuğu Wood’un filmcilik serüveni üzerine bu filmi gerçekleştirdi.

Yapımda, Ed Wood’un ayrıntılı yaşam hikayesinden çok, en çok bilinen yapımlarını çektiği dönem ve film yapma konusundaki hırsı konu ediliyor.

Hem Ed Wood’u tanımak hem de Burton’ın başyapıtını görmek için kaçırılmamasında fayda var. İzledikten sonra sizde yazının başındaki sorunun cevabını bulacak ve muhtemeleen ilk seçeneği eleyeceksiniz!

Cillian Murphy - Breakfast on Pluto

Özgürlük hareketlerinin kasıp kavurduğu 1970'lerde, Patrick 'Kitten' Braden isimli bir gencin büyüleyici ve dokunaklı öyküsü Plüton'da Kahvaltı. Patrick, daha ufacık bir bebekken ailesi tarafından terkedilmiş ve Peder Bernard'ın kapısına bırakılmıştır. Daha henüz büyüme sancıları çektiği ufak yaşlarında bile kendi farklılığının bilincindedir ve bütün tepkilere ve baskılara rağmen değişmeyi reddeder. Yıllar geçip de kendi başına hareket edebileceğinin bilincine varır varmaz, Londra'ya gidip annesini aramaya karar verir. Bu yolculuk, onu hem kendisi ile ilgili hem de bilmediği bambaşka dünyalarla ilgili yenilikleri keşfetmesini sağlayacaktır.

 

Colin Firth- A Single Man

52 yaşında bir İngiliz Edebiyatı Porfesörü olan George Falconer, yaşamını uzun süreden beri birlikte paylaştığı hayat arkadaşı Jim'i kaybetmiştir. Onun ölümünün ardından George hayatın anlamını kaybettiğini hissetmektedir. Geçmişte yaşamaya başlayan ve geleceğe dair şüpheleri olan George'un en iyi arkadaşı, kendisi gibi varlık problemleri ile boğuşan güzel Charley'dir. Hayatı sorgulayan George gün boyunca etrafında gelişen olayları izler, yeni insanlarla karşılaşır ve günün sonunda anı yaşamanın anlamına varır.

 

Gael García Bernal- Kötü Eğitim

İspanyol sinemasının nevi şahsına münhasır yönetmenlerinden biridir Pedro Almodóvar. Gerçekten de birbirinden sıradışı yapımlarla sadece Avrupa'da değil; okyanus ötesinde de hatırı sayılır bir izleyici kitlesine ulaşmayı beceren yetenekli bir sinema adamı. Kötü Eğitim'de de İspanya'daki tuhaf hayatlar arasında bir yolculuğa davet ediyor sinemaseverleri. Bu defa iki erkek çocuk, Ignacio ve Enrique, 60’lı yılların İspanya’sındaki bir katolik okulunda öğrencidirler. Burada geçirdikleri zaman boyunca aşkı, sinemayı ve korkuyu keşfedeceklerdir. Okulun müdürü ve edebiyat öğretmeni Peder Manolo, bu keşiflerin hem şahidi olur, hem de bir parçası... Üç karakter yıllar sonra, 70’lerde ve 80’lerde, iki kez daha aynı mekanda bir araya gelecekler. Bu karşılaşmalar aralarından birinin yaşamı ve ölümü için belirleyici olacak.

 

Cahil Periler-  Stefano Accorsi

Antonia ve Massimo, Roma yakınlarındaki bir sayfiyede normal bir hayat süren, 10 yılı aşkın süredir evli bir çifttir. Massimo'nun bir araba kazası sonucu ölmesi, Antonia için herşeyi bir anda değiştirir. Ölen eşi, çok sayıda anı ve bir de şüphe bırakmıştır arkasında: Acaba Massimo, evli kaldıkları süre içinde bir başka kadınla da ilişkiye girmiş midir? İşte bu merakla bir araştırmaya başlar Antonia. Araştırmanın sonuçları, hayal edebileceğinin de ötesinde sürprizlere gebedir.

Eşcinselliğin bizim sinemamızdaki örnekleri;

Hamam- Mehmet Günsur

Yayınlandığı dönem fırtınalar koparan Hamam filmi Mehmet Günsur'u ilk kez tanımamıza vesile olmasıyla da hatırlanıyor.  Yıllar önce İtalya'yı terk edip İstanbul'da yaşamaya başlayan teyzesinin öldüğünü ve kendisine miras olarak bir hamam bıraktığını öğrenen, meslek hayatında başarılı, evlilik hayatındaysa problemli genç mimar Francesco'nun İstanbul'a gelişi ve Mehmet adlı gençle ilişkisi anlatılıyor.

 

Lale Mansur- Düş Gezginleri

Türk sinemasında cesaret deyince akla ilk gelen isimlerden Lale Mansur bu filmde de cesaretini konuşturuyor. Kocasından yeni boşanmış bir doktor olan Nilgün'ün genelev çalışanlarını muayene etmesi için görevlendirilir ve yolu küçük bir kasabaya düşer. Bu genelev çalışanlarından biri olan Anjelik, buranın gözdesi niteliğindedir. Sürpriz bir şekilde Nilgün ve Anjelik çocukluk arkadaşı y çıkarlar. Kasabada hayat oldukça karışıktır ve üstüste birçok ilginç olay yaşanır. Bunun üstüne buradan kaçmaya koyulan Nilgün ve Anjelik bir günlük bir tatil için izbe bir yere giderler. İki kadının burada deneyimlediği şey başta cinsel kimlikleri olmak üzere tüm hayat düzenlerini değiştirecek ve dönüştürecek cinstendir.

Fikret Kuşkan- Dönersen Islık Çal

Fikret Kuşkan'ın bir travestiye hayat verdiği unutulmaz performansı. Beyoğlu'nun arka sokaklarında barmenlik yaparak yaşamını sürdüren bir cüceyle, fahişelik yapan bir travestinin dramatik öyküsü. Toplumun dışladığı bu iki marjinal tipin tanışması karanlık ve pis sokakların birinde gerçekleşir. Cüce (Mevlüt Demiryay), iş çıkışı evine dönerken, sokak serserilerinin saldırdığı ve gerçek bir kadın sandığı travestinin (Fikret Kuşkan) hayatını kurtarır. Gerçekte onu kurtaran, cücenin, o tehlikeli sokaklarda ve gecenin karanlığında kendisini korumak için boynunda taşıdığı düdüktür. Düdük seslerini duyan serseriler kaçıştıktan sonra, travestiyi evine alır. Ne var ki, evinde misafir ettiği 'kadın'ın aslında bir erkek olduğunu anlayınca büyük bir şaşkınlık geçirir. Ama, yaşamını tek başına, yalnızlığını ise balkonundaki köpekleri ve boynundaki düdüğüyle paylaşarak sürdüren cüce ile, başlangıçta iğrendiği, nefret ettiği travestinin arasında duygusal bir dostluk gelişecektir. Bu güzel dostluk ne acıdır ki, o çirkin dünyanın, sonunda onları birbirlerinden ayırana dek sürecektir...

 

 

 

 

 

 


Hafta Sonu Nereye Gidelim?
    Haftanın Filmleri
    "Sana Kırmızı Çok Yakışıyor" adlı şarkıyı kim seslendiriyor?
    ©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
    İlginizi ÇekebilirX