Zaman geçiyor. Hepimiz gelişiyoruz ve gelişimin doğal sonucu olarak değişiyoruz.

 İş hayatı her gün yeni bir şey öğretiyor. Dokunduğumuz her insanın hikayesi  bize bir şey katıyor, hatta bakış açımızı değiştirebiliyor.  Bazen okuduğumuz bir kitap bize değişimi başlatma konusunda bir ışık tutuyor, bazen bir filmden bir sahne “ Ben de başarabilirim” dedirtiyor.  Hele gelişime açıksak, değişim potansiyeli varsa, öğrenmeye açık gözlerle bakıp, meraklı kulaklarla dinliyorsak her an yeni bir şey öğrenebiliyoruz. Yan masada oturan mesai arkadaşımızdan uyumsuz zannettiğimiz iki rengin aslında çok da şık bir şekilde kombinlenebileceğini,   yan komşumuzdan  pişirdiğimiz yemeğin nasıl iştah açıcı bir şekilde sunulabileceğini,   ekranda görüp de hayran olduğumuz bir kişiden kişisel gelişim yolculuğunu nasıl sürdürdüğünü, güçlü bir iş adamından  başarıya giden yolculukta yapılması gerekenleri, sokakta ayakkabı boyayan çocuktan hayata nasıl tutunulacağını  vesaire , vesaire….

Öğrenmenin sonu yok. Öğrenmeye hazır olmak yetiyor. İşte o zaman merak, araştıran gözler, sadece duyan değil dinleyen kulaklar devreye giriyor. O zaman ne okuduğunuzu, ne izlediğinizi, kimlerle ne sohbet ettiğinizi seçmeye başlıyorsunuz. Çünkü kaybedecek vakit yok. Öğrenilecek o kadar çok konu, geliştirebilinecek o kadar  çok yön var ki. Dinlenme zamanı dinlenme, çünkü ruhun neye ihtiyacı olduğunu keşfetmek için bazen durmak ve dinlemek lazım, ama  ruh konuştuğu zaman artık hızlanmak, boşa vakit harcamamak lazım.

İki kişinin hızı aynı olmuyor bazen. Bakıyorsunuz eşlerden biri hayata karşı aç. Daha fazlasını istiyor. Fazlasını  elde etmek için de kendine fazladan bir şeyler koyması gerektiğini biliyor. Baktığını görmeye, gördüğünü anlamlandırmaya, alıp kendisine katmaya gayret ediyor. Toplumuzun en kötü alışkanlıklarından birinin –maalesef- okumamak olduğunun farkında olarak,  okuyor.  Seçerek, anlayarak, öğrenerek okuyor.  Dinlediği müziği, izlediği diziyi seçiyor. Yemek yerken komşu masaları izliyor, insanların giydiklerine, yediklerine dikkat ediyor. Yüzlerini okuyor, gözlemliyor. Tanıdıklarıyla arkadaşlarını, arkadaşlarıyla dostlarını ayırıyor. Hangi gruba ne kadar zaman  ve emek harcayacağını dengeliyor. İş yerindeki eğitimleri, o saatte orada  olması gerektiği için değil, bir cümle de olsa öğrenebilecek bir şey yakalamak için katılıyor.   Müdürüne, şefine hangi torpille orada olduğunu hesaplamaya çalışarak değil, kendisinden artı hangi özelliği ile orada olduğunu tartmaya çalışarak bakıyor. Ve doğal  sonuç olarak gelişiyor. Geliştikçe değişiyor.

Ama bazen eşler bu gelişime ayak uyduramıyor. Bazıları, kendinden emin olduğu, gelişmeye ihtiyacı olmadığını zannettiği ve gelişime kapalı olduğu için. Bazıları, yeniliklerden aslında korktuğu ve her yeninin aslında tehdit olduğunu zannettiği için. Bazıları, kendinden vazgeçip sadece ebeveyn olmaya ve çocuklarına odaklandığı için. Bazıları, hayatın evden işe, işten eve döngüsünden ibaret olması gerektiğini zannettikleri için. Bazıları, gelişse de değişemeyeceklerine inandıkları için. Bazıları, yorulmaya değmeyeceğini düşündükleri, bazıları en sevdiği diziyi kitap okumak için kaçıramayacağı ya da arkadaşlarla altın günü yapıp sohbet etmek varken neden  tek başına kalıp okuması gerektiğine anlam veremediği için, vesaire vesaire…

İki kişilik cumhuriyette tek kişinin gelişmesinin sonu ne mi oluyor ?   Uçurum.

Gelişen  yerinde sayana diyor ki “Bana uyum sağlayamıyorsun. Beni anlamıyor,  desteklemiyor ve hatta utandırıyorsun. İşte bu yüzden seni iş yemeklerime yanımda götüremiyorum, arkadaşlarımla tanıştırmak istemiyorum. Bu yüzden gündüz işte olanları seninle paylaşmak istemiyor, fikrini merak etmiyorum. Ben artık yola seninle kol kola devam edemiyorum.”

Yerinde sayan gelişene diyor ki “Sen çok değiştin. Birlikte olmaya başladığımızda hiç böyle değildin. Artık beni dinlemiyorsun bile. Hiçbir şeyini paylaşmıyorsun, benimle olmaktan keyif almıyorsun.  Çalıştığın o plaza sosyetikleri mi döndürdü başını, yoksa o bekar arkadaşların mı çeldi aklını.”

Gelişen yolculuğa genelde yalnız başlar. Ne güzel farkında olmak, gelişime ihtiyacı olduğunu bilmek. Keşke yola çıkarken eşinin de elini tutabilse ve  “ Hadi bu yolu da beraber yürüyelim, ne dersin ?” dese.

Sevgiler