PazarRSS
14.07.2013 - 02:30

Eskişehir, bir eksik şehir

Sitene Ekle
Gani MÜJDE Gülmesini Bilmeyen Dükkan Açmasın- Tüm Yazıları »

Eskişehir’de okuyup da mezun olan her öğrencinin ortak duygusudur Eskişehir’e teşekkür etmek. Ama o edemeyecek. 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın katilleri yargı önüne çıkana dek Eskişehir bir eksik şehir artık

19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, eli sopalı caniler tarafından Eskişehir’de öldürüldü.

Anadolu Üniversitesi öğrencileri tarafından hazırlanmış nefis bir kısa film vardır “Teşekkürler Eskişehir” diye. İzleyin diken diken olur tüyleriniz. Eskişehir’de öğrenci olmak istersiniz. Hiç görmediğiniz bir şehirse bile seversiniz bu modern ve havalı şehri. Yılmaz Hoca’nın (Büyükerşen) da sonunda gözüktüğü filmde güzel bir müzik eşliğinde şehrin çeşitli yerlerine yapıştırılmış küçük notların üzerindeki yazıları okur durursunuz film boyunca.
- Bu şehri seveceksin.
- Küçük kıyılarda dolaşırken, büyüyüp derin okyanuslarda yüzmeyi isteyeceksin.
- Sana ayrılmış özel bir yer olmayacak ama kendini bulacaksın.
- Öğrendiklerini bir an önce yaşamak isteyeceksin.
- Paylaşmayı öğreneceksin.
- Paylaşarak çoğalmayı...
- Işıl ışıl dostlukların, dönüşünü beklediğin bir aşkın olacak.
- Bu ahenk içinde zaman hızla geçecek, bu şehrin hocasına, öğrencisine, esnafına, tertemiz suyuna ve tüm güzel insanlarına teşekkürler...
Diye notlar okuyorsunuz ve bitiyor film.
Evet o okuldan başta eşim olmak üzere mezun olan her öğrencinin ortak duygusudur Eskişehir’e teşekkür etmek.
Ama o edemeyecek...
19 yaşındaki üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz eli sopalı caniler tarafından mezun olamadan öldürüldü bu şehirde. Katilleri ortada yok.
Katilleri yargı önüne çıkana kadar Eskişehir bir eksik şehir artık.
Filmi izlemek isteyenler için: www.youtube.com/watch?v=Q4P_a19nsU0

Şişmanız, pişman değiliz

Dünyanın en çok şişmanı Meksika’da yaşıyormuş. Yüzde 38’miş oran. Türkiye ise şişmanlar liginin hatırı sayılır bir üyesi. Yüzlerce ülke arasında 10’uncuyuz çok şükür. Çocuklarımıza “Yemezsen köpek arkandan kovalar” diye diye, “Bak tren geliyor” yapa yapa premier şişman ligine geçtik bile.
Bu ülkede zayıflamak da kolay değil. Bir ay bir şey yemiyorsun; sonra bir balıkçıya gidiliyor, hooop sil baştan.
En büyük yemek tuzağı balıkçılar.
Meze adı altında ana yemekten önce dört ana yemek tutarı kadar yemek yenen tek ülkeyiz. (Yunanistan bizim yanımızda sınıfta kalır.) Dört tarafımız suyla çevrili ama balık tüketiminde son sıralardayız zaten.
Herkesin arabası var, tuvalete bile arabayla gidiyoruz. Beyaz ekmek beyaz adamın tek gıdası. Geceleri TV karşısında saatlerce oturup popomuzu büyütüyoruz. Hal böyle olunca Şampiyonlar Ligi’nde savaşacak değiliz ya, dooru şişmanlar ligine. Ramazan günü karnınızı acıktırmak değil niyetim ama durumu da bilelim ona göre yiyelim.
Bir dirhem et bin ayıp örtmüyor maalesef. Hatta biraz ayıp oluyor...

Yalıkavak Marina’da bir pırıllık, bir modernlik ama oraya ait değil.

Balık Yalıkavak’a çıkmış

Geçen hafta gazetelerde sürekli okuduğum Yalıkavak Marina’ya gittim. Bir pırıllık, bir modernlik, bir güzellik ama oraya ait değil. Düşündüm ben buraya benzer bir yeri nerede görmüştüm diye, hafızamı zorlayınca Liverpool çıktı.
Ne alaka diyeceksiniz ki ben de dedim zaten. Zor bela koruyabildiğimiz Bodrum’un mimarisi, taş, beyaz ve begonvildir.
Bunu bozmaya teşebbüs anayasal suç olmalıdır.
Moderniteyi geleneksel olanla harmanlamayan her mimar ihanet eder Bodrum’a. Gidin Santorini’ye, böyle bir AVM planlayın, yaptırırlar mı bakalım? Veya Mikonos’a.
Bir de kahverengi modern konut modası başladı Bodrum’da. Geniş balkonlu, iri iri camlı... Sanki Etiler’deyiz.
Temizlik, bakım, modern mimari hepsine eyvallah ama gelenekseli bozmadan.
Ama kime diyorum ki ben?
Milas-Bodrum Havaalanı’na bakın, ne demek istediğimi anlarsınız zaten.

Ben de bir “saygı  kitabı” istiyorum

Saygı albümleri, o albümlerde parasız şarkı söyleyen sanatçıları sömürüyor mu diye bir tartışma başlatıldı. Hem doğru hem yanlış.
Öncelikle yaşayana saygı göstermek isteyen gider albümünü alır o sanatçının. Ama ölenler için yapılınca durum farklı elbet.
Yine de bu kadar az albümün satıldığı bir ortamda bu işin para kazananın olduğunu sanmıyorum. Albüm yapanların çoğu da zaten albümlerden değil konserlerden kazanıyor parayı. Rahmetliyi mezardan çıkartıp konser yaptıramayacağınıza göre bu işten ölen müzisyenin ailesinin para kazanması çok kolay değil.
Bence ölen sanatçıya veya yakınlarına yardım amacıyla yapılıyorsa bu işler, saygı konserleri düzenlemek daha akıllıca.
Zaten bu moda sürerse ben de saygı kitabı çıkartacağım. Her yazara bedavadan iki yazı yazdırdım mı olur biter.
Ellerine mi yapışır?

©Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.