İçinde yaşadığımız kültürde, çiftler evliliğe karar verdikten sonra bir sürü formalite aşamadan geçerler. Kız isteme, söz, nişan ve nihayet düğün… Bu aşamalar iki tarafı da adım adım evliliğe doğru götürür. Zaman zaman kaoslar meydana gelse de hepsi güzel birer anı olarak kalır hafızalarda. Bu aşamaların bir diğer işlevi de, çiftlerin evlilik yolunda birbirlerini daha iyi tanımalarını sağlamasıdır. Fakat yanıltıcı bir tarafı da vardır. Evlilik ne söz, ne nişan, ne de düğün süreci gibi bir süreç değildir. Bütün bu aşamalar geçtikten sonra mutlu sona, yani düğün gününe erişen çift, mutluluklarının nirvanasında dolaşırken nihayet bütün bir kalabalıktan ayrılarak, kapılarını dış dünyaya kapatırlar. Artık baş başa yeni bir dünyaya merhaba demek zorundadırlar. Bu dünya da bu iki kişiden başkasına yer yoktur. Sorumluluklar vardır, çaba vardır, emek vardır. Yapılan onlarca araştırma da evliliğin ilk yılları ‘kritik yıllar’ olarak geçmektedir. Bunun başlıca sebepleri vardır;

İlki, evlilikle gelen sorumluluklardır. Kişi evlenmeden önce başka bir ailenin parçasıdır. Ve o ailede bir anne ve baba vardır, yani sorumluluğu üstlenen kişiler vardır. Kişi evlenene kadar nasıl bir sorumluluğu üstlendiğinin pek farkına varamayabilir. Fakat o büyülü kapının ardında kendisini bir hayli sorumluluk beklemektedir.

İkincisi, her şeyin yeni olması insanda tedirgin duygular oluşturabilir. İnsan yapısı gereği alışkanlıklarını sürdürmeyi her zaman daha güvenli görür. Evliliğin ilk zamanlarında ise her şey yenidir; bulunduğunuz yerden tutunda eşyalara, ıvır zıvıra kadar her şey.. Bu kadar yeniliğin arasında her iki tarafta kendini güvende hissetmek için eskiden ait oldukları aile düzenine daha çok sarılabilirler. Bundandır ki bazı bireyler evlenince anne ve babalarına daha duyarlı hale gelebilirler. Bu durum, kişinin eski düzenini ve alışkanlıklarını bırakmak istemeyişi ile yakından alakalıdır.

Üçüncüsü; Evliliğin ilk zamanlarında eşler birbirlerini daha yakından tanıma imkanı bulurlar. Birbirlerinin huylarını, alışkanlıklarını, karakter ve kişiliklerini çözümleme sürecinden geçerler. Aynı zamanda da aynı evin içerisinde birbirlerine uyum sağlamak durumundadırlar. Bu süreçte kişi, kendi alışkanlıklarını eşinin alışkanlıkları ile uyumlu hale getirme çabası içerisinde zorlanabilir. Kişinin hem kendini hemde eşini yeniden tanımladığı, sorguladığı, anlamaya çalıştığı bir geçiş dönemidir.

Peki Bu süreci Kolay Atlatmak İçin Neler Yapılabilir ?

1)      Her iki tarafında öncelikle unutmaması gereken mesele, bu sürecin geçici olduğudur. Yeni bir düzenin kurulması elbette ki bir takım zorluklar getirecektir fakat bu zorluklar kalıcı değil, geçicidir.

2)      Diğer yandan bu süreçte eşinizle sık sık durum değerlendirme konuşmaları yapabilirsiniz. Böylece eşinizin hangi süreçlerde ne gibi kaygılar yaşadığını öğrenebilirsiniz.

3)      Son olarak, bu süreçte hem kendinize hem de eşinize karşı daha esnek, hoşgörülü ve anlayışlı yaklaşırsanız süreci daha kolay atlatabilirsiniz.