SiyasetRSS
20.09.2012 - 02:30

F4 sonrası Ankara ne düşünüyor?

Sitene Ekle
asli.aydintasbas@milliyet.com.tr  |  Aslı Aydıntaşbaş asli.aydintasbas@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Demek ki doğruymuş. Kimse bize yalan söylememiş: Suriye, bilerek ve isteyerek, karadan kilometrelerce açıkta barışçıl amaçlı ve kimliği açık uçan Türk F4 uçağını bilerek ve isteyerek düşürmüş. Önce bir hazmedelim bunu.   
Biliyorum; bazıları için bu gerçeği kabul etmek, o kelimeleri telaffuz etmek çok zor. ‘Esad rejimi düşürdü’ demek de zor. Gel gör ki, uçağın enkazındaki balistik inceleme, ilk radar verilerini doğruladı.
Teknik arıza değil, uçaksavar değil, radar güdümlü füze değil; Türk F4 uçağı, Suriye’den atılan Rus yapımı ‘ısı güdümlü füze’ tarafından düşürüldü. Enkazda bizzat füze izleri var. Nokta.
Uçak krizinin iletişim açısından kötü yönetildiğine şüphe yok. Ama Ak Parti’nin Suriye politikasına itiraz ederken, ölen pilotların naaşı üzerinden iç politika hesabı yapmak, çirkin. Komşu ülkeden gelen açık ve net bir düşmanlık için bahaneler uydurmaya çalışmamalı. Esad’ın işlediği insanlık suçlarına da sessiz kalmamak lazım. Tarihi dönüm noktalarında, kötüye kötü diyebilmek, bir aydın sorumluluğudur. Yanlış mı?
Dün üst düzey bir yetkili, F4 konusunda bitmek bilmeyen eleştirileri, ”Füze olduğu kanıtlandı, artık bazılarının mahcup olması lazım. Başından beri ısrarla verdiğimiz rakamlar sorgulandı. Ama kimse bizim uçağımızı bizden daha yakın takip edemez. Sanki ABD her şeyi izliyor, biliyor gibi bir efsane var. Bu doğru değil. Uçurduğun uçağı en iyi sen takip edersin. Vurulduğu yerle ilgili radarların 1.5 millik bir yanılma payı olabiliyor. Ama onun dışında, baştan itibaren tespit ettiğimiz rakamlarda hiçbir farklılık yok” dedi.
Tabii F4 bilmecesi çözülmüş olsa da, Suriye krizi devam ediyor. Ankara açısından, Suriye’de istikrarsızlığın bir son bulması, artık bir ulusal güvenlik şartı. Bunun için de Esad’ın gitmesi dışında bir seçenek görünmüyor. Dün aynı yetkili, romantizm ya da ‘Sünnicilik’ eleştirilerini haksız çıkarak bir biçimde, Türkiye’nin Suriye’deki çıkarlarını net bir dilli anlatıyor:
”Yaşananlar bizim tercihimiz değil. Evet biz olayları totalitarizm-demokrasi arasındaki gerilim olarak görüyoruz. Ama bu tercihi biz yapmadık. Biz halka sokağa çıkın demedik. Bu tercihi Suriyeliler yaptı. Ve artık vazo çatladı. Halk rızasını yönetimden çekti. Kamu düzeni çöktü. Bugün de mevcut rejim Türkiye için bir tehdit. Neden? Ve mevcut rejim gitmeden Türkiye istikrara kavuşmayacak. Bu bir tespit. Türkiye’nin çıkarları bakımından Suriye’nin süratle istikrara kavuşması ve kamu düzenini yeniden tesis etmesini isteriz. Bu da ancak demokratik bir süreçle sağlanabilir gözüküyor. İnsanların talebi belli. Bir cins temsili hükümet. Ancak sandığın meşruiyeti olabilir. Bu da bizim güvenlik çıkarlarımıza uygun mu? Evet.”
Daha net söylemek gerekirse, Türkiye hızla Amerikalıların Suriye konusunda netleşmesini (ABD’deki seçimler nedeniyle hala net değiller), uluslararası dünyanın mülteci krizine tampon bölge ya da güvenli bölge çerçevesinde bir çözüm bulmasını ve Esad rejiminin düşmesini istiyor.
Türk askerini Suriye’ye sokmak ya da askeri müdahalede bulunma planı yok. Ancak halihazırda sayıları 100 bini geçen Suriyeli göçmenlerin kendi ülkelerinde barınabilecekleri Çekiş Güç benzeri bir bölge planı var.
“Suriyeli insanları korkmadan ve ölmeden ülkelerinde nasıl tutabiliriz? Buna bir çözüm üretmeliyiz. İnsanların sığınabileceği bir alan olması. Biz daha ne kadarını alabiliriz. Bu herhangi bir ülke için ağır bir yük. Bu insanların Suriye’de kalması uluslararası toplumun sorumluluğudur. 21’inci yüzyılda ‘içişlerine karışmama’ bahanesiyle bir rejimin uçak kullanarak sivil halkı yok etmesini kabul edebilir miyiz?”
Ankara’da yapılan son tahlilde, Suriye’de rejim ve devlet çökmüş durumda. Kırsal kesim ve ülkenin %70’i, hükümet kontrolünden çıkmış durumda. Esad, Tartus dışında büyük şehirlerin hiçbirini tümüyle kontrol edemiyor.
“Bunu da biz yaratmadık. Böyle bir durum var. İnsanlar sokağa çıktılar ve zamanla böyle bir durum yarattılar. Üstelik Suriye izole bir yer değil. Sınırları açık. Bu kaos ortamında herkes kozunu orada paylaşıyor. Bölgesel nüfuz ve güç mücadelesinin muharebe alanı. Bu bizim için büyük bir tehlike...”
Suriye’deki ‘kaos’ ortamında sınırları bile kimin kontrol ettiği belli değil. Ortada bir muhatap yok. Savaş uzadıkça radikal unsurlar geliyor (el Kaide dahil) ve Suriyelilerde radikalleşme tehlikesi artıyor. Dağınık muhalif güçler henüz komuta-kontrol sorunlarını aşamadı. Mülteci sayısı, Türkiye’nin hazmetme kapasitesinin üzerinde. Akın akın gelmeye devam ediyorlar.
”Bu ortamda no-fly zone ya da güvenli bölge bir politika tercihi değil. Sahadaki gerçeklerden ortaya çıkan bir ihtiyaç” diyor aynı yetkili. ”Bu oradaki savaşı kısaltacak şekilde muhalefete yardım etmekse, gerekirse evet. Lidersiz devrim olur mu? Oluyor işte. Bizim istediğimiz bu kaosun olabilecek en kısa zamanda son bulması.”

Siyaset Manşetler

    Yazarlarda Ara
    Bul
    Müzikte eşlik yapılmadan, yalnız insan sesi ile şarkıların seslendirilmesine ne denir?
    ©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.