Faroe Adaları neden 2 günlüğüne 'turizm detoksu'na giriyor?

İskandinav ülkeleri pek çoğumuzun hayalini süslüyor. Doğa, huzur, yeşillik... Mutluluk araştırmalarında ilk sıraları domine eden bu ülkeler, özellikle 'indie'ci genç neslin rüyalarını, fantezilerini süslüyor. Ancak iş uçağa atlayıp gitmeye gelince, işler pek de yolunda gitmiyor gibi...

Faroe Adaları neden 2 günlüğüne 'turizm detoksu'na giriyor?

Turizmi canlandırmak için

Turizmi canlandırmak için

İngiliz The Guardian gazetesindeki bir habere göre Faroe Adaları, iki günlüğüne 'turizm detoksu'na giriyor. "Nasıl yani?" diyenler için özetleyeyim: Danimarka'ya bağlı Faroe Adaları'nda turizmi canlandırmak için düğmeye basıldı. Yılın neredeyse 300 günü soğuk ve yağışlı olan bölgenin en az İzlanda kadar cazip olabilmesi için çeşitli projeler geliştirildi.

Turistler arasından seçilecek

Turistler arasından seçilecek

Buna bağlı olarak da 2 günlüğüne adanın dış dünyaya kapatılması kararlaştırıldı. Bu ne anlama geliyor?

Bu iki gün için turistler arasından seçilecek 100 gönüllü, turist rotalarını işaretleyecek, adanın en turistik bölgelerine ulaşımı kolaylaştırmak için yürütülen çalışmalara destek verecek.

"İyiyiz ama daha iyi olmalıyız"

"İyiyiz ama daha iyi olmalıyız"

İki gün boyunca 100 kişilik gönüllü ekibin yaptığı çalışmalarla, adanın diğer İskandinav şehirleri gibi çekici hale getirilmesi amaçlanıyor. Tabii ki bu 100 gönüllüye bedava ulaşım ve kalacak yer de sağlanacak. 2019'un en minnoş haberi değil de nedir ki bu?

Faroe Adaları'ndaki gündem maddesine bakar mısınız? "Çöpleri temizleyelim, trafik sorununu çözelim" değil, "İyiyiz ama daha iyi olmalıyız" adı altında ADA KAPATILIYOR!

Kapasitenin üzerine çıkmak

Kapasitenin üzerine çıkmak

Kapasite belli ama yine de gelişim hedefinden vazgeçilmiyor. Çünkü hepimiz iyi biliyoruz ki zorluklar iyidir, dinç tutar. Sınırları zorlamak için gösterilen çaba, zorluklarla boğuşmak, aslında sanıldığından daha etkili. Kısa vadede olumlu sonuçlarla karşılaşmasak dahi uzun vadede "İyiyiz ama dahi iyi olmalıyız"ın faydası muhakkak ortaya çıkar.

Amaç objektif olma kaygısı mı?

Amaç objektif olma kaygısı mı?

Nüfus zaten 50 bin. Hayvan nüfusu ise, insan nüfusundan daha fazla. Huzursa huzur, yeşillikse yeşillik, mutluluksa mutluluk...

Benim en çok hoşuma giden detay ise, 100 gönüllünün turistlerden seçilmesi... Buradaki amaç 'objektiflik'.

Hüseyin Dayı, David Amca'ya laf atmaz mı?

Hüseyin Dayı, David Amca'ya laf atmaz mı?

"Hataları, eksiklikleri ya da güzellikleri dışarıdan bir göz çok daha iyi tespit eder" kafası var. Düşünsenize sokağınıza David Amca geliyor. Köşe başındaki tarihi yapıya bakıyor. "Aaa burası çok güzel diyor"... Oradan bir Hüseyin Dayı çıkıp laf atmaz mı David Amca'ya? "Bilader, sen hayırdır?" demez mi? Der. Ne biçim de der hatta.

Ama işte dememeli. David Amca, aslında Hüseyin Dayı kadar konuya hakim olmadığı için, körelmemiş, kanıksanmamış düşünceleriyle bakabiliyor o binaya...

Artık diğer ülkelerin fikrini soruyorlar

Artık diğer ülkelerin fikrini soruyorlar

Bir örnek verelim: İsveç'in Melodifestivalen yarışması Avrupa'da epey popüler. Bu yarışmada, tıpkı benzerleri gibi son sözün yüzde 50'sini jüri, geriye kalan yüzde 50'yi de SMS, yani televoting belirliyor. Yıllarca bu jüri ülke içindeki bölgeler gözetilerek yapıldı. Ancak Melodifestivalen birincisinin yarıştığı Eurovision'da peş peşe çok kötü sonuçlar alınınca, taktik değiştirildi. Ve jürinin fikri alınırken artık sadece uluslararası jürinin fikri dikkate alınmaya başlandı.

Dışardan bakabilmek

Dışardan bakabilmek

Uluslararası jürinin etkin olmasıyla beraber Loreen ve Mans Zelmerlöw birincilik elde etti, İsveç pek çok kez ilk 5'te yer aldı... Söz hakkını bir yabancıya vermek kadar doğal bir durum olamaz. Ülkeler birbirlerini oyluyorlar. Ve kimse kendi ülkesine oy vermiyor. En sağlıklı yöntem, dışardan bakmak gerçekten de.

Eksiklikleri isteseniz de göremiyorsunuz

Eksiklikleri isteseniz de göremiyorsunuz

Turistler, konuya dışarıdan baktıkları için haliyle objektif oluyorlar. Dolayısıyla da ortaya sağlıklı sonuçlar çıkıyor. Faroe Adaları'nda 'turist'lere söz hakkı tanınmasını son derece doğru buluyorum. Konulara farklı açılardan bakmak gerekiyor çünkü. Siz istediğiniz kadar objektif olmaya çalışın, yine de bir yere kadar. İsteseniz de istemeseniz de eksiklikleri, hataları göremiyorsunuz. Ve bu, kimsenin suçu değil. 

Çok sesliliği kaybetmemek lazım

Çok sesliliği kaybetmemek lazım

Size ait olan şeyler hakkında en doğrusunu bilenin yine kendiniz olduğunu düşünüyorsanız, büyük bir yanılgı içindesiniz. Çok sesli olmak gerek. Ne olursa olsun bu çok sesliliği asla kaybetmemek gerek. Kaybolursa her şey biter. Kötü senaryonun gerçekleşmesi için her şeyin kötüye gitmesine gerek yok, önceden görmek ve konuya ehemmiyetle yaklaşmak lazım.
 

twitter.com/mayksisman
instagram.com/mayksisman
youtube.com/mayksisman
can.sisman@milliyet.com.tr

Bu makaleye ifade bırak