21.01.2019 01:38 | Son Güncelleme:
AA

'Filistin üzerine sessizliği bozma zamanı'

New York Times (NYT) gazetesinde Martin Luther King  (MLK) günü dolayısıyla yayımlanan makalede, King’in sivil haklar öğretisinden  hareketle Filistin’de yaşanan insani krize dikkat çekildi.

NYT’nin köşe yazarları arasına geçen yıl katılan insan hakları  savunucusu avukat Michelle Alexander, “Filistin üzerine sessizliği bozma zamanı”  başlıklı bir makale kaleme aldı.

Alexander, Martin Luther King’in o yıllarda Vietnam savaşına karşı  "Zaman gelir ki sessizlik ihanet olur" sözüyle takındığı cesur ve kararlı  tutumunun günümüzde Filistinlilere karşı uyguladığı baskıları nedeniyle İsrail’e  karşı alınması gerektiğini savundu.

"Martin Luther King'in ın duruşu yalnız ve ahlakiydi, bunun için bir  bedel ödedi" ifadesine yer veren Alexander, şunları belirtti:

"Ancak, sessizliğin kişisel çıkarlarımıza, toplumumuza ve çok değer  verdiğimiz davamıza daha iyi hizmet edeceğini düşündüğümüz durumlarda bile kriz  zamanlarında en derin değerlerimizi onurlandırmak istiyorsak bize ne yapmamız  gerektiğini gösteren bir örnek oluşturdu."

Kendisinin de birçok kesim gibi sessiz çoğunluk arasında olduğunu  itiraf eden yazar, şu değerlendirmede bulundu:

"Çok yakın zamana kadar, Kongre'nin tamamı işgal altındaki bölgelerde  ortaya çıkan insan hakları kabusu karşısında çoğunlukla sessiz kaldı. İsrail  siyasi lobisinin iyi belgelenmiş bir güce sahip olduğu siyasi bir ortamda  faaliyet gösteren seçilmiş temsilcilerimiz, Filistin topraklarının işgalinde daha  fazla cesaretlendiği ve Güney Afrika'daki ırkçı ve ABD’deki Jim Crow  ayrımcılığını hatırlatan bazı uygulamaları benimsediği halde İsrail Devleti’ne  yönelik eleştirileri tutarlı bir şekilde en aza indirdi ve saptırdı."

"King'in mesajını onurlandırmak istiyorsak İsrail’in uygulamalarını  kınamalıyız"

Yazar, ABD'de bir çok insan hakları organizasyonu ve aktivistin  Filistinlilere karşı sempati beslediğini ancak vakıflarının fonlanmasını  kaybetmekten ve sahte anti-semitik ithamlara maruz kalmaktan korktukları için  sessizliği seçtiklerini kaydederek, "Bir zamanlar benim korktuğum gibi, onlar da  önemli sosyal adalet çalışmalarının tehlikeye atılmasından ve karalama  kampanyaları ile itibarlarını kaybetmekten endişeliler.” ifadesini kullandı.

"Martin Luther King’in öğretileri ve mesajının, söz konusu risklere ve  sorunların karmaşıklığına rağmen, Filistin'deki insan hakları krizine karşı  tutkuyla konuşmamızı gerektirdiğinden şüphem kalmadı” ifadelerini kullanan yazar,  makalesine şöyle devam etti:

"Eğer sadece bir insanı değil King’in mesajını onurlandırmak  istiyorsak İsrail’in sürekli uluslararası hukuk ihlallerini, Batı Şeria, Doğu  Kudüs ve Gazze’deki işgallerini, (Filistinlilerin) evlerini yıkıp topraklarına el  koyma eylemlerini kınamak zorundayız. Filistinlilerin kontrol noktalarında maruz  kaldıkları muamelelere, evlerinin içindeki rutin aramalara, dolaşımlarının  kısıtlanmalarına ve birçoğunun yüz yüze kaldığı konut, okul, gıda, hastane ve  suya ciddi şekilde sınırlı erişimlerine karşı sesimizi yükseltmeliyiz."

"Martin Luther King LK yaşasaydı, İsrail politikalarının kesin  muhalifi olurdu"

İsrail’in, Birleşmiş Milletler kararlarınca belirlendiği şekilde  Filistinli mültecilerin evlerine dönme haklarının tartışılmasını reddetmesine  bile tahammül edilmemesi gerektiğini vurgulayan yazar, İsrail’in Gazze’de  binlerce sivil zayiatına ve pek çok düşmanlığına destek veren ABD hükümetinin,  İsrail’e taahhüt ettiği 38 milyar dolar askeri yardım da dahil, yaptıklarının  sorgulanması gerektiğini vurguladı.

Yazar makalesinde, Martin Luther King’in Avrupa’da baskı gören  Yahudileri ve İsrail’in var olma hakkını savunduğunun da altını çizerek, tarihçi  Robin D. G. Kelley’in "Eğer King’in mevcut durumu görme imkanı olsaydı aynı  şekilde o zaman Vietnam’da olduğu gibi, onun şiddete, sömürgeciliğe, ırkçılığa ve  militarizme karşı net bir şekilde karşı çıkması, bugün İsrail’in mevcut  politikalarınının da kesin muhalifi yapacaktı." ifadesine yer verdi.

6 Kasım ara seçimlerinde Kongre’ye seçilen ilk Müslüman kadınlar İlhan  Ömer ve Reşide Tlaib’in İsrail’i boykot hareketine açıkça destek vermelerinden  dolayı ufukta bir değişim olabileceği ümidini de dile getiren yazar, şunları  kaydetti:

"Bu yeni yılda, başta hükümetimiz tarafından finanse edilenler olmak  üzere, sınırlarımızın ötesindeki adaletsizlikler hakkında daha fazla cesaret ve  inançla konuşmayı, demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle dayanışma içinde olmayı  amaçlıyorum. Vicdanım bana başka seçenek bırakmıyor."

 

Bu habere ifade bırak
  • 1Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy1