YaşamRSS
11 Kasım 2010 - 02:26

FIRST LADY SANSÜRÜ!

Meseleyi biliyorsunuz. Hayrünnisa Gül’ün “İlkokul öğrencisinin kendi isteğiyle türban takması söz konusu olamaz. Belli yaşa geldiğinde karar verir. Bu konuda cehalet varsa kaldıracağız” sözü Anadolu Ajansı tarafından sansürlendi..
A.A her ne kadar sansürlemedik, haberi atladık dese de hepimiz biliyoruz ki o atlama bile bile yapılan atlamadır..
Görmezden gelme..
Bir nevi sansür yani..
Bu sansür öyle sıradan bir sansür değil.. Cumhurbaşkanı Gül’ün devreye girmesine neden olan bir sansürdür..
Öyle basit bir haber atlama meselesi olsaydı Cumhurbaşkanı, basın danışmanı aracılığıyla açıklama yapmak lüzumunu hissetmezdi..
Eşinin sözlerine katıldığını ilan etmezdi.. Üzerinde durmazdı..
* * *
Türban, başörtüsü ilkokula kadar inecek mi inmeyecek mi?
Ailelere çocuklarını örtme izni çıkacak mı çıkmayacak mı?
Yoksa belli yaş beklenilecek mi?
O belli yaş 18 mi olacak, yoksa buluğ çağı mı kıstas kabul edilecek?
Zor konular yani..
Ulemaya sormak lazım..
Cemaate danışmak lazım..
Tarikatların görüşünü almak lazım..
First Lady’ye sansürün nedeni budur..
* * *
Eski komünist mantık bu.. Stalinist aslında..
Bazıları durumdan vazife çıkarabilir.. Kendine rol biçebilirler..
Cumhurbaşkanı Gül’ün eşimi destekliyorum diyerek sansürü kırması bu yüzdendir..
* * *
Meselenin başka bir boyutu daha var.. AKP iktidarı daha henüz karar veremedi.. Hatırlayın, türban görüşmeleri sırasında CHP’liler sormuştu.. Üniversiteyle sınırlı mı kalacak, lise ve ortaokula da inecek mi?
AKP’liler; on yıl sonra ne olur bilemeyiz demişlerdi!..
Başbakan da renk vermiyor.. Hele şu seçimleri bir görelim diyor.. Anladığım kadarıyla seçim sonucuna göre atacağı adımı belirleyecek.. Yeni anayasayı buna göre şekillendirecek..
* * *
Kafadan zor konu dedim.. Sansürlük konu yani!..

10 yıl sonra Dinç Bilgin

Haberi okuduğumda günün erken saatleriydi.. Kahvemi koymuş, gazetelere göz atmaya yeni başlamıştım..
Şöyle bir durdum, 10 yıl geriye gittim..
Beni 10 yıl geriye götüren TMSF’nin kamu alacağının tahsil edildiği gerekçesiyle Etibank davasında müdahillikten çekildiği haberiydi..
2000 yılının Ekim ayının sonlarıydı.. Etibank’a el konulduğu haberi bir akşamüstü Sabah gazetesinin yazı işlerine bomba gibi düştü..
Farkında değildik ama içinde yer aldığımız grup için nereye gideceği, nerede biteceği belli olmayan günler başlamıştı..
* * *
O günlerde Sabah’ta da atv’de de yöneticilik yaptım.. Sıkıntının dibine kadar yaşandığını bilenlerdenim..
Başından beri haksızlık olduğunu, bu işin hoyratça yapıldığını düşünenlerdenim.. 
Meseleye karışık bankacılık hesaplarıyla değil, basit mantıkla bakıyordum..
Etibank verilen krediler nedeniyle batmışsa, o kredilerde Dinç Bilgin’in şahsi imzası varsa, mal varlığı bunu karşılıyorsa tutuklamalara, hapse koymalara, ceza davalarına ne gerek vardı?
Ama zimmet iddiası var!..
Yargıtay Ceza Kurulu’nun şu kararını okumuştum.. Diyordu ki; kredinin açıldığı tarihte teminat alınmışsa, o teminat nakde çevrildiğinde krediyi karşılıyorsa zimmetten söz edilemez..
Hukukçu değilim, bankacı da değilim.. Ama ortada böyle bir gerçek vardı.. Çünkü verilen krediler teminat altındaydı..
Bırakın diğer mal varlıklarını koskoca Sabah vardı, koskoca atv vardı..
* * *
O gün, Etibank için çıkarılan borç 340 milyon dolar tutarındaydı..
Sonra ne oldu?
340 milyon dolarlık borca ha babam faiz bindirildi.. Şiştikçe şişti..
Dinç Bey, atv ve Sabah satılmadan önce borcuna karşılık 400 milyon dolar ödedi..
Yetmedi..
atv ve Sabah 1.1 milyar dolara satıldı.. O para da TMSF’ye gitti..
Yani 340 milyon dolarlık borç için Dinç Bey 1.5 milyar dolar ödemiş oldu..
Peki hâlâ mı yetmedi?
Sonunda yetmiş..
Bana bunları düşündüren haberin özü buydu.. TMSF yetti, alacağımı son kuruşuna kadar tahsil ettim demişti..
* * *
Tabii ki bunlar sadece Dinç Bey’in başına gelmedi.. O grupta çalıştığım için, yaşananlara tanık olduğum için bu satırları yazdım, Dinç Bey’i örnek verdim..
Yoksa..
Mahkemenin ‘tüm borçlarını ödediği halde’ notunu düşerek Mehmet Emin Karamehmet’e 12 yıl hapis cezası vermesini de anlamış değilim..
Mustafa Süzer’in Danıştay Dava Daireleri Genel Kurulu’nun iki kere iptal etmesine rağmen bankasının  iade edilmeyişini de hukuka sığdırmış değilim..
* * *
Şimdi on yıl önceye baktığımda; on günler bu kadar keskin, bu kadar sert, bu kadar ıstıraplı (çalışanlar açısından da) yaşanmayabilirdi diyorum..
Ama maalesef yaşandı!

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
©Copyright 2010