Pazar

16.09.2018 - 01:30

Gazete “kağıt parçası” değildir!

Sitene Ekle
Medya Analizi  |  Belma Akçura okur@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Kağıt sorunu sadece yayıncıları değil, kamuoyunu da ilgilendiriyor, çözüm üretilemezse toplumun haber alma hakkı da sekteye uğrayacak.

Medyanın görevi; okurun bilgi edinme, haber alma hakkını korumaktır. Dolayısıyla bir toplumun aydınlanması ve gelişmesinde yayıncılığın ve medyanın rolü büyüktür. Böylesine önemli bir ‘misyon’u kurumsal olarak üstlenirseniz, ülke ekonomisine bağlı olarak gelişen maliyetlerdeki artış, sadece yayıncıları ya da medyayı etkilemez, doğuracağı sonuçlar açısından okuru daha fazla etkiler.

Türkiye medyası ve yayıncılarının neredeyse bütün girdileri ithal. Kâğıdı, matbaası, boyası, kalıbı, tutkalı… Ve haliyle bugün yükselen kur, bazı yayın organlarının sektöründen çekilmelerine, gazetelerin zam yapmalarına, sayfa sayılarını azaltmalarına ya da gazete eklerini kapatmalarına yol açıyor. Bu bir gazetenin ya da yayınevinin kendi girdisine çıktısına bağlı, tek başına oluşan bir sorun değil. Bu sektörün ortak sorunu. Tam da bu nedenlerle; soruna çözüm üretilememesi örneğin kısa vadede yüzde 18’lere varan yüksek KDV’nin aşağıya çekilememesi halinde, pek çok gazete ve derginin yayın hayatına son vereceği, kitapların ise basılamayacağı endişesi meslek örgütlerini de harekete geçirdi. Çünkü yükselen kur karşısında yapılan zamlar bile maliyetlerin çok aşağısında.

Gazetelerin ve yayıncıların, kâğıt krizinin olası sonuçlarına dair görüşlerini ve çözüm önerilerini Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) sektörden gelen talepler üzerine değerlendirdi. Cemiyet Başkanı Turgay Olcayto gazetecilerin yığınla sorununun arasına bir de kâğıt sorununun eklendiğini, sorunun sadece yayıncıları değil, kamuoyunu da ilgilendirdiğini, çözüm üretilemezse toplumun haber alma hakkının da sekteye uğrayacağını söylüyor. Söz konusu toplantıya katılan ulusal ve yerel basının önde gelen temsilcilerinin önerileri raporlaştırılarak Cumhurbaşkanlığı’na sunulacak.

TGC adına Başkan Turgay Olcayto’nun yönettiği toplantıya Genel Sekreter Sibel Güneş, Milliyet Gazetesi’nden Mete Belovacıklı, Serkan Arman, Hürriyet Gazetesi’nden Vahap Munyar, Sefer Levent, Cumhuriyet Gazetesi’nden Olcay Büyüktaş, Yeni Şafak Gazetesi’nden İdris Saruhan, Birgün Gazetesi’nden İbrahim Aydın, Evrensel Gazetesi’nden Fatih Polat’ın yanı sıra çok sayıda gazete ve derginin yöneticileri katıldı… 

Hepimizin sorunu

Raporda yer alan önerilerin ne olduğu, kısa ve uzun vadede neler yapılabileceği konusunu, Cumhurbaşkanlığı makamına sunulduktan sonra yeniden tartışabilir, kamuoyuyla paylaşabiliriz. Ayrıca kâğıt maliyetleri ile ilgili haberlerin sosyal medyanın da gündemine girmesi ve okurların yaptıkları yorumlar yayıncılarla okur arasındaki ilişkinin nereye doğru yol aldığını anlamamız açısından da önemli. Bazı okurların “Biz kâğıdı niye ithal ediyoruz ki? SEKA’ya ne oldu? Ağaç kesip yol, bina yapıyorsan, o ağaçtan kâğıt üretmeyi de bileceksin, niye kâğıdı dışardan alıyorsunuz?” gibi soruları da yanıt bulmalı.

Evet, biz neden kâğıdı ithal ediyoruz? Hep mi ediyorduk? 1936’dan itibaren aralıksız kâğıt üretiminin yapıldığı SEKA Kâğıt Fabrikası 2005’te özelleştirildi. SEKA bugün sadece birinci hamur kitap kâğıdı üretilebiliyor. Bu da yayıncılara göre pazarın ancak yüzde 3’üne denk geliyor. Oysa yılda 60 bin çeşit kitabın basılması, özel sektörün de 400 milyon âdetin üzerinde kitap üretmesi gerekiyor. İthal edilen kâğıt da bu son dönem verilerine göre 5’te 3 oranında azaldı. Arkeoloji dergisinin basımını ileri bir tarihe ertelemesinin nedeni de budur. Bazı gazetelerin eklerini kapatmasının nedeni de. Bildiğim birçok yayınevi de kapısına kilit vurdu, bazı illerde yerel basın gazete çıkartmama kararı aldı.

Demek ki bu sorun hepimizin sorunu. Çözüm üretmek hepimizin sorumluluğu. Türkiye’de gazetesini yarı yolda bırakan okur profiline az rastlanır. Okurlar gazetesine kızar, küser ama asla bırakmaz. Gazeteciler yazarlar okuruyla vardır. Bu yolu birlikte aşmamızın tek yolu da devletin bu sorunu ciddiye almasıdır. Aksi halde, Türkiye kâğıt ihtiyacının yüzde 2’sini ancak karşılarken, gazetecilerin işten çıkarılması, gazetelerin kapanması, sayfa sayısını azaltması ya da zam yapmasının sorumluluğunu da üstlenmek zorundadır. Okurun bilgi edinme hakkını ihlal etmek bir nesli karanlığa gömmek demektir.

Bir yergi

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun her ay düzenli olarak yayımladığı raporlara göre, Türkiye’de 2018’in ilk 8 ayında en az 243 kadın öldürüldü. Bir önceki aya göre geçen ağustosta kadın cinayetleri arttı. Ağustosta 41 kadın öldürüldü. Bu ay işlenen kadın cinayetlerinin 15’i şüpheli ölüm olarak kaydedilmiş. Haberler de haliyle “Öldürülen kadınların 17’sinin faili meçhul, 10’u evli olduğu erkek tarafından, 5’i akraba ya da tanıdığı kişiler tarafından, 3’ü babası, 3’ü oğlu, 1’i üvey oğlu…” vs şeklinde sürdürülüyor. Bir kadının ya da erkeğin hayatını ya da şiddetini istatistiklere dökmenin dışında çözüm üretemiyoruz? Neden?

HAFTANIN FOTOĞRAFI

Türkiye’de 12 Eylül döneminin bilançosu dehşet vericidir. İdam edilen, gözaltına alınan, işkencede öldürülen, işten çıkarılan, ağır hapis cezalarına çarptırılanlar üzerinden yorumlarsanız, bir darbenin bir nesli silindir gibi nasıl yok ettiğini anlarsınız. Bu fotoğraf 38 yıl sonra bile darbeyi savunmanın suç olduğunu anlamamız için… 

©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.