Gelecek, insansız mı gelecek?

Yapay zeka tasarımları ve diğer tüm ileri teknoloji çalışmaları, geleceğin dünyasında insanlığa sağlayacağı yarar konusunda sık sık tartışma konusu olarak gündeme geliyor. Kimi bilim insanı gelişmelere olumlu bakarken, kimi insanlığın bu gelişmelerle kendi sonunu getireceğini iddia ediyor. Peki gelecek sahiden insanlık için düşünüldüğü kadar kötüyse, bizleri neler bekliyor?

Gelecek, insansız mı gelecek?

Üretilen yeni teknolojilerin her biri başta oldukça faydalı ve işlevsel görünüyordu. Bu faydaları, onlara bir bilinç kazandırmadığımız günlerde bizim için oldukça kazançlıydı. Çünkü herhangi bir şey düşünmeden, yani bir varlık belirtisi göstermeden, sadece bizim emrettiğimiz işi yapıyor ve bunun dışına çıkmıyorlardı. Hiçbir zaman kahve makinamızın, elektrik süpürgemizin, tost makinamızın veya bilgisayarlarımızın bozulup eskimekten başka bir 'isyanı' yoktu... Günümüzde ise durum çok farklı. 

Artık elimizde, kendi kendine gelişebilen bir teknoloji var: Yapay zeka. Öyle ki, sadece gelişmekle kalmıyor, aynı bizler gibi kendi türleri arasında ve bizlerle iletişim kurabiliyor. Bir mutfak robotunun yapamadığını yapıyor; yani "HAYIR!" diyebiliyor... Peki bu ne demek?

 

Makinalar, insanlardan daha zeki mi olacak?

 

 

Başta hepimiz için bilimkurgu evreni gibi görünen 'hissedebilen, düşünebilen, özgürce hareket edebilen' robotların varlığı gerçek oluyor demek! Aynı zamanda yine bilimkurgu filminden fırlamış gibi görünen, insansı robotların ya da robotsu insanların gerçek olabileceği ihtimali demek. Hal böyle olunca akla gelen şu oluyor: Yapay zeka insanlığın diğer tüm üretimlerinin bir parçası mı olacak, yoksa kendi dünyasını mı kuracak? Bu soru da beraberinde önemli etik sorgulamalar getiriyor.
 
Tüm bahsettiklerimin aklınıza getireceği soru ise, makinaların insanlığı kölesi yapıp yapmayacağı olmamalı. Asıl sorgulamamız gereken, insan ürettiği bu mükemmel yapay zekalar sebebiyle kendi ırkını rahatlıkla makinalara mahkum edecek bir pozisyona sürükleyecek mi? Dünyadaki diğer tüm türlere hükmedebilen ve onları vahşice tehdit edebilen tür, kendi ürettiği türe karşın tehlikedeki türe mi dönüşecek? 

Toplumun karşı karşıya kaldığı sorunlar, her geçen gün daha da büyüyüp komplike hale gelecekler ve üretilen bu makinalar zamanla aynı oranda zekileşecek. Makineler tarafından yapılan eylemler, insanlar tarafından yapılanlara oranla daha iyi, başarılı ve hatasız sonuçlar verecek. Hal böyle olunca, belki de biz insanlar makinelere daha fazla karar verebilme yetkisi vereceğiz... Bu yetkiyi teslim ederken kuşku duymayacağız üstelik. Bizden daha kusursuz olduklarından kuşku duymadığımız gibi... 

 

 

Belki de bu kararı onlara bırakma mekanizması öyle bir hal alacak ki, insanlar karar verme mekanizmasından mahrum kalacak. Düşünsenize; her şeyi sizden daha iyi yaptığından emin olduğunuz bir şey varken, neden kendiniz yapasınız ki? Hesap makinaları icat edilmeden önce hesaplamaları aklımızla yapıyorduk, şimdiyse direkt elimiz makina arıyor... İşte tam bu sebepten insan 'tehlikedeki tür' haline gelecek. Belki de 'soyu tükenen tür' olacak, kim bilir... Çünkü tıpkı hesap makinasında, elektrik süpürgesinde, cep telefonunda olduğu gibi; insanlar artık makineleri kapatamayacak duruma düşecek. Onları kapatmak, intiharla aynı anlama gelecek...

 

Peki dünyayı kim yönetecek?

 


Geliştirilen her sistem, insana yeni bir güç kazandırıyor. 1880’li yılların sonuna kadar bir yerden başka bir yere ulaşmak için yürümek ya da hayvanları kullanmak gerekiyordu. Bir gün biri araba diye bir şey icat etti ve şehrinizin dışına çıktınız. Gemiler icat edildi, yeni coğrafyalar keşfettik. Telefon icat edildi, dünyayla haberleştik. İnsan, elini attığı her teknoloji ile, dünyanın sınırlarını biraz daha zorladı ve dünyanın merkezine oturacak tahtı kendine inşa etti. Fakat bugün yarattığı teknoloji, daha öncekilerden farklı. Bu sefer ki sadece insanlığın performansına yetişmiyor, ondan daha üstün bir ırkmış gibi davranabiliyor. Bu makinalar sadece nereye gittiğiniz, ne yediğiniz, ne içtiğiniz ile ilgili veriler toplamıyor. Biyometrik verinizi öğreniyor. Bedeninizi ve beyninizi... Yani geliştirilen bu robotlar, bilgisayarınızı, telefonunuzu, kasa şifrenizi hacklemiyor. İnsanlığı hackleyebilecek verileri öğreniyor!.. 

Algoritmaları kusursuz çözebilen bir makina, en büyük biyolojik algoritmayı elbette çözecektir. İnsan yüzyıllardır doğası ve biyolojisiyle ilgili sorulara cevap ararken, bu robotlar cevabı insandan önce bulacaktır... 

Sadece bununla da kalmayıp, saniyeler içinde kadın, erkek, veya gay olup olmadığınızı söyleyebilecek, beyin aktivitenizi takip edip belki de bir hırsız olduğunuzu bile aynı saniyelerde algılayabilecektir... 

 

 

Bunun yanı sıra yapay zeka, kendi dilini oluşturabiliyor, kendi düzenini kurabiliyor, hatta kendi masallarını bile uydurabiliyor. Bizler gibi giyinmeyi, bizler gibi düşünmeyi ve hissetmeyi öğreniyor. Neden kendi dünyasını kurmak istemesin ki? Kulağa fazlasıyla ütopik geldiğinin farkındayım. Fakat bir düşünün; bir zamanlar vebadan sağ çıkabilmek ve havada seyahat edebilmek de fazlasıyla ütopikti... 

Vakit geldiğinde, kendinizi istemsizce bunun içinde bulacaksınız. Çevrenizdeki insanların seksüel eğilimini söyleyen bir yapay zeka tam yanınızda duruyor. İnsanlar deli gibi yorum yapıp, meraktan metrelerce kuyruk oluşturmuşken, arkanızı dönüp öylece gidebilecek misiniz? Yapay zeka tam olarak bu kadar üstün ve heyecan verici olduğu için, belki de hepimizi hipnoz edip dünyaya hükmedecek. Siz talep ettikçe karşılığını veren ve bir sonraki talebinizi bilen bir makina, günün sonunda savaşmak istediğinizde bile, hamlelerinizi bilecek...

 Bu müthiş teknolojik gelişmelere toplumun belli bir kesimi orantısızca ulaşabilirken, belli bir kesiminin ölüme terk edileceği gerçeğini göz önünde bulundurun. Aynı zamanda tüm büyük teknolojilerin yine belli şirketler ve toplumun belli kesimlerinin elinde olacağını da unutmayın. Bu akla beyninizin ve bedeninizin size mi yoksa bir şirkete mi ait olacağı, kimler tarafından, hangi amaçlarla yönetileceği sorusunu getirsin. Çünkü şu anki teknoloji bile, parmak izinize, gittiğiniz lokasyonlara, yediğiniz yiyeceklere, tüm sohbetlerinize ve hatta cinsel hayatınıza erişebiliyor. Bu sayede alacağınız bir kıyafete, yiyeceğiniz bir yemeğe, izleyeceğiniz bir filme karar verdirtiliyorsunuz. Bu da yukarda bahsettiğim arkanızı dönüp gidemememizin sonucu. Teknoloji her zaman sistemin içinde kalmanız için cazip bir teklif sunuyor. Bu teknoloji içinden çıkmanın intihardan farksız olduğunu empoze ediyor. Cazip gelmese bile doğru olan buymuş gibi hissettiriyor. Böylece toplumda, teknolojiyi yakalayabilecek güce sahip olanlar ve mahrum kalanlar arasında derin maddi farklar ve sosyal-statü farklılıkları oluşuyor. Zaten yeterince derin olan uçurumların, bu senaryoda erişecekleri noktayı ve doğacak kaosun boyutunu düşünmeyi size bırakıyorum...

Bu makaleye ifade bırak