Sayın Ahmet Taşpınar, seçim maddeli Altay olağanüstü genel kurulunda içini döküyor, boşaltıyor; sankı ağırlıklarından kurtuluyordu. “Bırakalım şu dedikodu illetini, zaten kaç kişiyiz” diyor.
“Dedikoduyla Altay başkanı değil, başkanlık makamı yıpratılıp aşındırılıyor” diyor.
“Aynaya bakmalıyız artık”, diyor.
Hepsi güzel sözler.
Ancak Sayın Taşpınar’ın, o dedikodu dediği virüsün hangi bataklıklardan beslendiğini, hangi ağızlarda telekulak servisleriyle ete kemiğe büründüğünü, boy attığını duymuyor, bilmiyor olması düşünülemez.
O nedenle de gerçekten de aynaya bakmak, herkes için yararlıdır.
Olağanüstü genel kurul için imza toplanması, derinden yaralamış Sayın Taşpınar’ı... Ona göre, Altay kurumuna yakışmayan bir girişim böylesi...
Lüzumsuz bir alınganlık gibi geldi bana. Yapılan kampanya yakışıksızsa, onu önlemenin kolay yolu, başkanın iki dudağı arasından dökülecek üç basit sözcükle çözümlenebilirdi.
Hem de hemen Adana dönüşü... Toplarsınız yönetim kurulunuzu, “Arkadaşlar, hem kendimizi anlatmak hem de güven tazelemek için olağanüstü genel kurula gidelim” dersiniz, olay çözümlenir. İnsanlar da elde kalem kağıt, sokak sokak dolaşmaz.
Ve de perşembe akşamı olduğu gibi, alırsınız kale gibi yönetimini arkanıza, “sportif başarısızlıktan dolayı özür dileriz. Ama kulübün var olan borcunu aşağıya çekmek için gösterilen çabaları, harcanan emeği, gösterilen özveriyi, yine de gözardı etmeyiniz” dersiniz.
Ardından da geçen genel kurulda olduğu gibi Ömer Hızlıok ile sandıkta çatır çatır yarışırsınız. Böylesi daha şık, daha yakışıklı olurdu Sayın Taşpınar.
Oysa siz, Hızlıok’un karşısına bir gecede hazırlanan listeyle çıkılıp galibi daha başından bilinen yarışın sonuçlarıyla başbaşa bıraktınız, çok sevdiğinizi söylediğiniz Altay’ınızı...
Siz dedikoduyla yıpratıldığını söylüyorsunuz ama imza kampanyasını bahane edip liste yapmayışınızı da fırsatçılık olarak niteleyenler de az değil. Bunları da biliniz, öyle düşünenleri de normal karşılayınız lütfen.
Bul

Tarık Dursun K, 81 yaşını, Kocaoğlu ile kutladı...