Geniz akıntısı, her insanda günde yaklaşık 1 litreyi bulan bir akıntıdır. Sürekli olarak üretilen bu salgı, solunum yollarına giren yabancı madde ve mikropları yakalamak, temizlenmesini sağlamak ve mukozaları nemlendirmek içindir.

Burun ve sinüslerde üretilen geniz akıntısı boğaza doğru iner; yutulduğunda da sindirim sistemi üzerinden temizlenir. Bu durumu normalde hiçbirimiz hissetmeyiz. Ancak geniz akıntısının artması ya da kıvamının yoğunlaşması halinde, hastalar bunu boğazda balgam, yapışkanlık hissi, boğaz temizleme, kuru-gıcık öksürüğü ve sürekli yutkunma isteği gibi şikayetlerle ifade edebilir. Bazı hastalar ağız kokusu, sık boğaz infeksiyonu ve sık faranjit gibi ikincil durumlardan da yakınabilir.

Geniz akıntısının en sık nedenlerinden biri sigara kullanılmasıdır. İçilen su miktarı az ise, salgıların yoğunlaşmasına bağlı da geniz akıntısı olabilir. Bunlar hastaların kendilerinin düzeltebileceği şeylerdir. Bazı ilaçlar, örneğin tansiyonu önleyen veya psikiyatrik tedavi amaçlı ilaçlar salgıların yoğunlaşmasına neden olabilir. Basit nezle-grip ya da sinüzit gibi üst solunum yolu infeksiyonları sırasında şeffaf veya iltihaplı geniz akıntıları olabilir; bunlar kısa süreli tedavilerle düzelebilen geçici durumlardır. Yine mevsimsel alerji ve alerjik nezle dönemlerinde de geniz akıntısı olabilir.

Bazı hastalar, tüm bunlar düşünülmüş ve hatta çeşitli önlem ve tedaviler uygulanmasına rağmen yine de düzelememiş olabiliyorlar. Aylar ve bazen yıllar süren geniz akıntılarında teşhisi zor, gözden kaçabilecek başka sorunlar olabiliyor. Bu gibi durumlarda sıklıkla salgı kısırdöngüleri ve kronik sinüzit gibi, ancak bu konulara yoğunlaşmış Rinoloji Uzmanları tarafından teşhis ve tedavisi yapılabilecek, burun işleyişinin bozulmuş olduğu hastalıklarla karşılaşıyoruz.

Geniz akıntısına yol açan pek çok hastalığın bulgularını, günümüzde endoskopik burun içi muayenesi sayesinde görerek teşhis edebiliyoruz. Örneğin kronik sinüzit hastalığında sinüs kanallarını engelleyen anatomik bozuklukları, darlıkları veya polipleri görebiliyoruz. Burun içini kaplayan mukozanın rengi ve diğer anatomik yapıları değerlendirebiliyoruz. Sinüslerde üretilen salgıların tekrar sinüslere geri dönmesine yol açarak burun işleyişini bozan aksesuar ostiumları bu şekilde yakalayabiliyoruz. Bunlar tomografi gibi filmlerle dahi teşhisi kolay olmayan sorunlardır; ancak sıklıkla deneyimli bir göz tarafından endoskopik muayenede saptanabilirler.

Teşhis bu şekilde doğru yapıldığında, geniz akıntısının tedavisi de belirlenebilir.  Bahsettiğimiz durumların biri veya birkaçı hastada birlikte bulunabilir; bu yüzden tüm nedenlere yönelik kapsamlı tedavi ve öneriler yapılmalıdır. Bunların yanında geniz akıntısı olan hastalarda burun işleyişine destek olabilecek yıkama tedavileri oldukça etkilidir. Yalnız yıkama solüsyonları iltihaplanmanın olmadığı dönemlerde kullanılmalı ve hastanın hastalığına göre uyarlanmalıdır.  En önemlisi ise takiplerin de endoskopik muayenelerle yapılması ve tedaviye yanıtın düzenli bir şekilde izlenebilmesidir. Bu sayede değişimlere göre tedavide düzenlemeler yapma ve hastalığı tam olarak tanıma imkanımız olur. Çoğu hastada uyguladığımız tedaviler, şikayetlerin sonlanmasıyla sonuçlanabiliyor. Tedavi ve takiplerle düzelmeyen hastalarda ise bazen burun-sinüs işleyişini düzenleyebilecek çeşitli ameliyatlar gerekli olabiliyor.

Ameliyat gerekli olduğunda sinüs kanallarını açmak için yine endoskoplarla görerek gerçekleştirdiğimiz endoskopik sinüzit ameliyatını yapıyoruz. Aksesuar delikler varsa, bunları sinüsün doğal kanalı ile birleştirebiliyoruz. Bu şekilde salgı kısırdöngüsünü ortadan kaldırabiliyor ve salgı akışını düzenleyebiliyoruz. Yalnız bu operasyonların titizlikle, salgı akış yönlerini koruyarak yapılması çok önemli. Zira bu yönlerin tahrip edildiği durumlarda hastalar fayda görmedikleri gibi, daha da kötüleşebiliyorlar.

Sonuç olarak geniz akıntısı sıklıkla tedavi edilebilir bir durumdur; ancak bunun için deneyimle yapılabilen doğru teşhis, doğru tedavi ve takipler gereklidir.