Bu yazımda birçok insanın kafasını karıştıran “teknolojik”  yiyeceklerden bahsedeceğim.

   İyi tarım, organik tarım, hibrit bitki, GDO’lu (genetiği değiştirilmiş organizmalar) yiyecekler, hormonlu sebze-meyve ve hayvanlar, hayvanlara verilen antibiyotikler, gıda katkı maddeleri, suni yiyecek boyaları, ağır metaller, toksinler… Basit bir yayla çorbası yaparken kullandığımız pirinç ya da çorba için kullanacağımız yoğurdun içinde ne miktarda koruyucu katkı maddesi var? Sütü sağılmadan önce hayvana fazla antibiyotik verilmiş midir? Çorba yapmak için kullandığımız suda fazla miktarda klor var mıdır? Bu çorba teflon tencerede mi pişirilmeli? Listeyi uzatmak mümkün. Bir anda kendimizi mutfak yerine bir deney laboratuarında hissedebiliriz! Üstelik pişirme şekillerinden, dengeli beslenmeden, yüksek glisemik indeksten, antioksidanlardan henüz hiç bahsetmeden! Bilinçli tüketici olmaya çalışırken bilinci yitirmek işten değil neredeyse!

    Aslında terminoloji doğru kullanıldığında durum hiç de karmaşık değil. Bu konuyu birkaç makalede işleyeceğiz ve  sonunda kafanızı karıştıran birçok sorunun cevabını bulmuş olacaksınız.

   Endüstriyel  tarımda gübreleme ve  ilaçlama işi çoğunlukla üreticilerin inisiyatifinde. Bu yüzden ürünü hastalıktan korumak, ekonomik riski azaltmak gibi nedenlerle zirai ilaçlar fazlaca kullanılabilmekte. Araştırmalar bu ilaçların fazlasının kanser, üreme bozuklukları, alerjiler, bağışıklık ve sinir sistemi bozuklukları ile ilişkisini gösteriyor. Bu durumda  iyi tarım (globalgop) veya organiktarımdaha iyi seçenekler.

 İyi tarımda, yönetmeliklerin izin verdiği zirai ilaçlar kullanılıyor. Böylece zirai kalıntılar belirlenmiş limitlerin altında tutulabiliyor.

 Organik tarımda ise çevre ve insanı tehdit eden suni gübre, zirai ilaç ve hormon kullanılmıyor.

 Peki bir ürünün organik olup olmadığını nasıl anlayacağız?

 Bir ürünün üzerinde saf, natürel, doğal, katkısız hatta organik gibi ifadelerin bulunması yeterli değil. Bu ürünleri ayırt etmenin tek yolu Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın logosu, bağımsız kontrol ve sertifikasyon firmasının logosu ve “organik tarım esaslarına göre üretilmiştir” ibaresinin bulunması. Taze sebze ve meyvelerde ürünün organik ürün olarak satışına onay veren yetkilendirilmiş kuruluşa ait ürün sertifikası olmak zorunda. Bu kuruluşlar üretimi ekimden hasada kadar belirlenmiş protokollere uygun olup olmadığını denetliyorlar. Aksi takdirde doğal ürün tümüyle kişisel güvene dayanıyor.

   Konvansiyonel tarımda bilinçsizce kullanımından en çok korkulan madde ise pestisit. Pesdisitler ürüne zararlı organizmaları engellemek, kontrol altına almak, zararlarını azaltmak gibi amaçlar için kullanılabiliyor. Ürünü pestisitlerden arındırabilmek için sıcak suda, sirkeli suda veya başka bir temizleyicide bekletmenin pek bir anlamı yok. Çünkü bu ilaçlar sistemik etkili, yani kabukta daha çok olmakla birlikte meyve-sebzenin tümünde var. Bu durumda meyve-sebzenin kabuğunu soymak zararı bir açıdan biraz azaltsa da bu durum kabukta yoğun olan vitamin ve minerallerden fedakarlık anlamına geliyor.

   GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma)lar da işte bu noktada devreye giriyor. GDO’ların çok büyük kısmı iki özellik taşıyor:

1- Yabancı otları yok etmek için kullanılan ilaçlara karşı dayanıklılık sağlayan

2- Ürünlere gelen böcek ve haşeratı öldürücü toksini içeren

   Burada sorun şu ki kendi kendisini koruyan bir bitkiyi yediğimizde bizim hücrelerimiz zarar görür mü?

Genetiğiyle oynanmış bir organizmayı yemek bizim hücrelerimizin gen yapısında henüz öngörülemeyen bir dejenerasyona yol açar mı?

Metabolizmada değişim, alerjide artış, antibiyotik direncinde yükselme gibi  zararları oluşturan miktar ve süre nedir?

 İşte bu soruların cevapları henüz bir netlik kazanmış değil.GDO’lu ürünler dünyada açlıkla mücadele için uzun araştırmaların sonucunda ortayaçıktı. Peki bu araştırmalar amacına ulaşabilecek mi? Yoksa bu sorunun cevabı dünyadakigelir dağılımı (dolayısıyla temiz su ve yiyecek kaynaklarının )düzelmesiyle, hatta iklimdeğişikliği ile mi ilgili? Bu soruların cevabı maalesef bu kitabın konusu değil. Fakat bizi çokendişelendirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Gelecek nesillerin gıda güvenliğinden bizler de bugün itibarıyla sorumluyuz-olmalıyız-...GDO (genetiği değiştirilmiş organizmalar),moleküler biyoloji tekniğiyle uygulanıyor. Seçilen genler izole ediliyor, ardından istenilen değişiklikler yapılıp aynı canlıya ya da başka bir canlıya aktarılıyor. Bu aktarım bir bakteri veya virüs yardımıyla, parça bombardımanıyla, mikro enjeksiyonla ve elektroporosyon teknikleriyle yapılıyor. GDO’lar tohum verebiliyorlar. Ancak ortaya çıkardığı toz yani polen doğadakinden farklı bir genetik yapıda oluyor ve bu genleri doğadaki akrabalarına yayabiliyorlar. Böylece bu bitkiler yapay genleri alabilir. Sonuçta çeşitlilik zarar görebilir.  GDO’lar en çok ABD, Kanada, Arjantin ve Brezilya’da üretiliyor. Tarımsal ticarete konu olan GDO’lar ise temel olarak mısır, soya, kanola ve pamuk. Bu ürünleri belki mısır dışında tek başına yiyecek olarak pek fazla tüketmesek de mısır ve soyanın türevleri o kadar fazla karşımıza çıkıyor ki, ürkütücü olan da bu! Örnek mi istersiniz: GDO’lu mısır ve soya yemiyle beslenen hayvanların et, süt ve yumurtaları, gofret ve birçok çikolatada rastlanan soya lesitini, hemen her tatlı gıdada karşımıza çıkan mısır nişastasından elde edilen glikoz şurubu… Paketlenmiş hazır gıdaların etiketlerini okuyunca durumun vahametini anlamak mümkün! Bu dört ürünün dışında patates, pirinç, kabak, ayçiçeği, yerfıstığı, domates, somon balığı, karpuz, kavun ve muzda da bu işlemler uygulanmış veya ülkemize girmiş olabilir. Bu ürünlerin, özellikle çocuk ve gençlerin tüketimlerinin uzun yıllar olacağını varsayarsak, nasıl etkileyeceği bilinmiyor. Bu durumda yaşlı olmak belki de ilk kez bir avantaja dönüşebilir.

   Tüm bunlar düşünüldüğünde hibrit tohumlardaha masum gözüküyor. Hibrit  bitki tamamen doğal genler ve kromozomlar kullanılarak elde ediliyor. Ayrıca hibrit bitkiler doğal toz yayıyorlar. Yaydıkları toz zararsız. Hibrit bitkilerin ebeveynleri belirli bir program dahilinde melezleniyor. Bu kombinasyonlar sonucunda melez azmanlığıdenilen bir durum elde ediliyor. Sadece bu ebeveynler arasında meydana gelen melezlenme sonucu hibrit tohum alınıyor. Bu nedenle hibrit tohum sadece ekildiği yıl diğerlerinden üstün verim verir. Ancak tohumu aynı genetik dizilimi taşımadığından bir sonraki hasatta aynı verimlilikte olmaz. Sonuçta hibrit bitki yetiştiren çiftçiler benzer verimlilik için her yıl yeni tohum almak zorunda kalır. Bu teknoloji bir nevi ari ırk projesine benzetilebilir. Yani genlere dokunulmamakta, en çok en üstün genler melezlenmektedir. Bu teknolojinin insana ve çevreye zararı olmadığı düşünülse de dışa bağımlı bir üretim biçimi olduğundan ekonomik ve siyasi boyutları ürkütücü olabilir.

   Sağlık , huzur ve neşeyle…

www.estetikklinik.com