Güneri Cıvaoğlu

Güneri Cıvaoğlu

ngunericivaoglu@gmail.com

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Dış politikada 2 fay kırılma hattı Türkiye’yi bugünlere itti.
.....................
1- ABD’nin 2’nci Irak silahlı operasyonu Türkiye üzerinden gerçekleştirme planı 3 Mart tezkeresinin Meclis’ten geçememesiyle engellenmiş oldu.
Oysa...
ABD’ye AK Parti iktidarı bütün yeşil ışıkları sonuna kadar yakmıştı.
ABD Güneydoğu’da, Irak’a Kuzey’den girişe gerekli lojistik ikmal istasyonları için araziler, binalar kiralamıştı. Deniz’den silah, mühimmat ve asker çıkartmak için Mersin Limanı’nda alt yapı yatırımlarıyla kapasite genişletmişti.
Savaş gemileri oylama gününe kadar Mersin açıklarında bekletiliyordu.
Tezkere TBMM’ye takılınca, harekât güney Irak’tan yapıldı.
Kuzey’de ise Kürt yönetimleri ABD’nin “stratejik ortağı” statüsüne sıçrama yaptırıldı.
Artık Kuzey Irak Kürtlerinin Türkiye’nin yanı sıra ABD nezdinde “eşitler arasında birincilik” önceliği olmuştu.
3 Mart tezkeresi kabul edilseydi ABD harekâtı Kuzey’den (Türkiye’nin Güneydoğu’sundan) yapılacaktı.
Kuzey Irak’ta stratejik ortak olarak Türkiye silahlı kuvvetleri sahayı tutacaktı.
Belki de değil çok büyük olasılıkla Kandil’in ışığı üflenebilecekti.
Kuzey Irak’taki “kırmızı çizgi” açıklamaları önce pembeye, sonra yeşile dönüşmeyecekti.
Bugün, Türkiye’nin Güney’inde PKK’nın omurgasını oluşturduğu Suriye sınırı boyunca uzanan kantonlar zinciriyle -adı konulmamış- PYD konuşulmayacaktı.
......................
2- Benzer durum bugün de karşımızda.
Atlantic Dergisi’nde Jeffrey Goldberg’in ABD Başkanı Obama’yla bir söyleşisi yayınlandı.
Makalede şöyle bir değerlendirme vardı:
“Başlarda Obama, Erdoğan’ı Doğu-Batı bölünmesine köprü olabilecek ılımlı Müslüman bir lider olarak görüyordu. Ama artık Obama, Erdoğan’ı ‘muazzam ordusunu Suriye’ye istikrar getirmek için kullanmayı reddeden’ otoriter bir lider addediyor!..”
Bunun tercümesi şudur:
“Suriye’de öncelikle IŞİD’i bitirmek dahil yeni yapılanmada NATO’nun 2’nci büyük silahlı kuvvetlerine sahip Türkiye’nin başrolü yüklenmesini bekliyordu ABD. Ama...Erdoğan bunu reddetti.”
Neden?
Türkiye’yi ABD’nin “vekalet savaş gücü” olarak koskoca Suriye coğrafyasına sokması mı, yoksa bunu ciddi ciddi Türkiye’den istemek ve beklemek mi arızalı mantık.
Elbette ikincisi.
Fakat...
Bu “ret tavrı” Irak tecrübesinden gerekli dersi çıkarmayarak bu kez de PKK uzantısı PYD’yi “ABD’nin stratejik ortağı” statüsüne terfi ettirmeyecek bir esneklikle konulmalıydı.
En azından IŞİD’in insan ve malzeme hattı gibi uzun süre yararlanabildiği Güney sınırlarındaki geçirgenliği tam olarak engellemeliydi Türkiye.
Dünyanın gözündeki “IŞİD jetonunun geç düştüğü” Türkiye algısı oluşmamalıydı.
Türkiye “şerefli yalnızlık” gibi söylemlerin adresi olmayacaktı.
Neyse ki Türkiye dış politikada kaybettiği Rusya kartını joker gibi kullanabileceği bir yeni oyunu kurabildi.
Sınırdan kendi “vekalet savaşçısı” ÖSO’yu gene kendi güçlerinin omurgasını oluşturarak Güneye ilerletti.
Stratejik Cerablus’u ele geçirdi.
En kötü ihtimal Cerablus’tan Azez’e sınır boyunca güvenli hattı oluşturabileceğidir.
PYD kantonlarının Azez’e kitlenişini keseceğidir.
Bu “asgari” durum bile önemli kazançtır.
Alan ne kadar dar bir şeritte olursa, “ÖSO’nun Türkiye’ye vekalet güç olarak tutunabilmesi” o kadar büyük olur.
Daha ileri bir Membiç’e iniş, PYD’nin (PYG) Fırat’ın doğusuna çekilmesinin sağlanması ise derin bir soluk alma süresinden sonra yeni koşullar içinde yeniden değerlendirilmeli.