Yazarlar
29.05.2014 - 02:30

Gitti bizim gül gibi imaj!

Sitene Ekle
asli.aydintasbas@milliyet.com.tr  |  Aslı Aydıntaşbaş asli.aydintasbas@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Bazen çemberi yarmak, bir adım dışarı çıkıp kenara çekilmek iyi gelir insana. Yüksek bir tepeye çıkıp izlemeye başlarsınız olan biteni. Aşağıda koşuşturma devam ederken, siz bir nefes alırsınız. Beyne oksijen gider; gürültüden, uğultudan uzaklaşınca daha net düşünmeye başlarsınız .
Bu New York gezisi de öyle oldu. Biz vıdı vıdı her gün kavga eder, cenaze kaldırırken, dünya Türkiye’de olup bitene nasıl bakıyor? Soma’dan Gezi’ye, Pensilvanya’dan cumhurbaşkanlığına, ne diyorlar memleketin gerilimlerine?   
Hemen söyleyeyim: Hiç. Uzun yıllar yurtdışında yaşadım, Amerikan medyası ve kamuoyunda Türkiye’ye yönelik ilginin bu kadar az olduğu bir zamanı hatırlamıyorum. Ukrayna konuşuluyor, Putin konuşuluyor, NATO, Tayland, Sisi konuşuluyor, hatta son Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra Avrupa dahi konuşuluyor.   
Nedeni, memlekette her şeyin yoluna girmiş olması değil. Tam tersine, Türkiye konusunda bir bezginlik, bıkkınlık var. Dün Manhattan’da Tribeca’dan Midtown’a gitmek için metroya bindiğimde, tesadüf bu ya, yıllardır tanıdığım ve Türkiye üzerine çalışan bir akademisyen dostuma rastladım. Zamanında Ak Parti’yi hayli desteklemiş bir isim. Üç durak arasında “Ah ne acıklı sizin orası” dedikten sonra, bir zamanlar övgüler dizdiği Başbakan Erdoğan hakkında pek de övücü olmayan cümleler kullandı. ”Ne olur sence?” diye sorduğumda “Hiç; böyle devam eder. Sonsuza kadar başınızda.” diyerek yaklaşan durakta metrodan indi.   
Bu diyalog, üç aşağı beş yukarı Amerikan kamuoyunda Türkiye’yle ilgili hayal kırıklığını özetliyor. Alışık değilim. Ben buralarda yaşarken Türkiye ”yükselen değer”, ”en sevgili ABD müttefiki” olarak yere göğe konmazdı. 90’lı yıllarda ”hem laik, hem Müslüman”, 2000’lerde ise ”ılımlı İslam” ve ” reformcu Müslüman demokrat” etiketleri, memleketin iştahla büyüyen ekonomisiyle de birleşince, Türkiye’yle ilgili sürekli olumlu hava pompalanırdı.   
Şimdi ise tam bir hayal kırıklığı. Türkiye artık demokrasiyi yakalamış bir Müslüman ülke değil, tam tersine demokraside “çuvallamış” bir örnek olarak görülüyor. Yusuf Yerkel fotosu burada çok konuşulmuş.    
Algı böyle olunca da insanların ilgisi dağılmış. Başarı öyküsünden bir hayal kırıklığına giden yol, sanıldığından daha hızlı kat edilmiş. Gezi eylemlerine yönelik genel bir sempati var Batı kamuoyunda. Sıradan Amerikalının kafasında; Gezi, baskıcı bir rejime karşı isyan dalgası olarak algılanıyor. Erdoğan’ın dili ve söylemleri ise, sevenlerine bir anlam ifade edebilir ancak İngilizceye çevrildiğinde Batılıları şaşkınlığa uğratıyor.   
Bütün bunları fark eden Ak Parti, çareyi ha babam Amerika’ya danışman, milletvekili, gazeteci, yandaş yollamakta bulmuş. Ancak gelenler, mevcut resmi daha da pekiştiren konuşmalar yapmış. İktidarın imajında bir gıdım düzelme yok. Çünkü o mantık, buraların mantığıyla örtüşmez.   
Peki, nasıl düzelir bu imaj? Hemen söyleyeyim. Bu imaj, ancak bağırmadan dinlemeye; vurmadan kucaklamaya; Türkiye’de iç barışı sağlamak için sahici ve inandırıcı adımlar atmaya başladığınızda düzelir. İşin püf noktası, Türkiye. Mesela Gezi’yi anlamak, kabullenmek, hatta sahiplenmek gerekir. Yandaşları değil yandaş olmayanları dinlemek gerekir. Yoksa da sittin sene böyle gider işler... 


Yazarlarda Ara
Bul
Ülkemizin yönetim biçimi nedir?
©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.