01.07.2013 - 20:07 | Son Güncelleme: 01.07.2013-20:07 A-A+

GÖKÇEADA’NIN SESSiZLiĞiNi ‘RÜZGARLAR’ BOZUYOR

Selim Evci’nin ikinci uzun metrajlı filmi ‘Rüzgarlar’, geçen hafta sessiz sedasız vizyona girdi.



FATMA UYAR / fatma.uyar@milliyet.com.tr

1964’te göçe zorlanan Gökçeada Rumlarının hikayesini anlatan filmi, senaristi ve yönetmeni Selim Evci’yle konuştuk. Evci, “‘Rüzgarlar’ halkların kaybolan birlikte yaşama alışkanlıklarına çağrı yapıyor” dedi

Gökçeada’nın seslerini kaydeden Murat, Madam Stilyani’yle tanışıncı onun hüzünlü hikayesini de kendi sesinden kaydetmeye başlar. “Bilmezdik hangimizin bayramıdır, hep birlikte kutlardık” der, yaşadığı yeri bırakıp gidemeyen Madam Stilyani. Ötekileştirmeden, insanı merkeze koyuyor ‘Rüzgarlar’.

 Gökçeada’da film yapma fikri nasıl gelişti? Daha önceden adaya dair bir fikriniz var mıydı?
Adayla ilgili herkes gibi benim de fazla bilgim yoktu. Okullarda öğretildiği kadarıyla, coğrafi açıdan en büyük adamızın olduğunu, askeri açıdan önemli olduğunu ve bunun gibi şeyleri biliyordum. Orada yüzyıllardır kim yaşar, 1964’ten sonra neden bu adadaki nüfusun neredeyse tamamını oluşturan Rumlar göçe zorlanmış; hiç bilmiyordum. Tabii ilk bakışta terk edilmiş evleri gördüm, sonra “Nerede bu evlerin sahipleri?” sorusu, beni trajik bir tarihle karşılaştırdı, ‘Rüzgarlar’a kadar götürdü. Gerçeklerden beslenen bir kurmaca film ‘Rüzgarlar’. Adanın bugününü ve küllenmiş de olsa, yakın geçmişini anlatıyor.

 Nasıl bir araştırma yaptınız bu süreçte?
Adalı Rumlarla görüştük; kalanlarla, göçenlerle, Gökçeada İmroz Koruma Yardımlaşma Geliştirme ve Yaşatma Derneği’yle, Fener Rum Patrikhanesi’yle, İstanbul’da yaşayan Rumlarla... Çeşitli kitaplar, araştırmalar okudum, mesela Dido Sotiriyu’nun ‘Benden Selam Söyle Anadolu’ya’ adlı kitabı, senaryoyu yazarken okuduğum ve etkilendiğim kitaplardan biri, herkese tavsiye ederim. Tabii ki halkların ortak acıları var, benzer acıları yaşamış Türkler, Rumlar, farklı halklar da var. ‘Rüzgarlar’ dil, din, ırk ayrımı yapmadan, insanı merkeze alan anlatımıyla, halkların kaybolan birlikte yaşama alışkanlıklarına çağrı yapıyor.

“Huzurlu bir dünya  yaratmak istedim” Filmlerde genellikle görüntü kalitesine öncelik verilir ama ‘Rüzgarlar’da ses daha ön planda. Murat da zaten ses kayıtçısı. Bunun bir sebebi var mı?
Bu tür meseleleri belgelerseniz aynı hataların gelecek nesiller üzerinde tekrar etmemesine katkıda bulunabilirsiniz. Dolayısıyla belge oluşturmak, filmi çekmeden önce önemsediğim bir durumdu. Bu sebeple ana karakterin ses kaydeden ve fotoğraf çeken biri olması, amaca hizmet ediyordu. Bunun dışında sesin, duymak için durmanın, hissetmek için dinlemenin, günlük yaşamın hızı içerisinden gözden kaçanın olduğunu hissettiren huzurlu bir dünya yaratmak istedim.

 Filmin hem görüntü yönetmenliğini, hem de yönetmenliğini üstleniyorsunuz. Senaryoyu da Murat Yaykın’la yazdınız. Zor bir süreç olmalı...
Bu bir alışkanlık ve film üretiminin tüm aşamalarını sevmemden, teknolojisine merakımdan kaynaklı bir durum. Film yapmayı ticari bir iş olarak görmüyorum zaten, çok sevdiğim bir uğraş benim için sinema. Bu sebeple zorluğu yok. Tabii bir yönüyle de bağımsız olmak, başına buyruk üretebilmek için de böyle bir zorunluluk da karşınıza çıkıyor. Benim yaptığım filmleri konvansiyonel filmlerle karşılaştırmanın doğru olmadığını söyleyebilirim. Daha içsel, özgür, kalıplar dışı işler yapıyorum.

“Filmler aracılığıyla kendimi  tanımaya çalışıyorum” 
Filmdeki bazı objeler hafızalara kazınıyor. Mesela kilit, Eleni’nin  şapkası... Özellikle yaptığınız bir şey mi bu?

Filmler aracılığıyla ben de kendimi tanımaya çalışıyorum. Bazen filmdeki bir durum için, “Bunun olmasını neden istemiş olabilirim?” diye düşündüğüm oluyor. Dolayısıyla bu benim yapabileceğim bir tespit değil. Kentli karakterlerde ortak bir durum. Evet, büyük kadın şapkaları da aksesuar olarak görmek istediğim bir şey. Birçoğunu sadece olmasını istediğim, öyle hissettiğim için filme dahil ediyorum. Nedenini bilmeden aşık olursunuz ya, bu da öyle birşey sanırım.  


 “Doğum yok artık Ada’da, ölüm var” diyor Stilyani. Torunu Eleni’nin Ada’ya dönmesiyse, hüznü umuda dönüştürüyor...
‘Rüzgarlar’, her şeyden önce bir umudu açığa çıkarmayı önemsiyor. Geçmişi hesaplaşmak için değil, hatalara bakarak ders çıkarmak için ele alıyor. Bu kimlik mücadelesini veren Rum halkını anlayan, hüzünlü tarihi hatırlatmasına rağmen umut açığa çıkarmaya çalışan bir film yapmak istedim. Bugün Rum nüfus yaklaşık
170 civarında. Gökçeada’da Tepeköy’de yıllar önce devlet tarafından Rumca eğitimin yasaklanmasıyla kapatılmış bir Rum okulunun, bugünlerde yeniden eğitime başlaması gibi önemli bir adım var. Bu gelişmenin başlıkta kalmaması, mutlaka uygulamaya geçip Rumlar için bir umuda çevrilmesi gerektiğini düşünüyorum.

“Asıl sorun, devletlerin  acımasız politikaları” 
Filmi izleyen Rumlardan nasıl tepkiler aldınız?

‘Rüzgarlar’ı Gökçeada’dan şu ana kadar sadece filmde oynayan Rumlar, Gökçeada İmroz Koruma Yardımlaşma Geliştirme ve Yaşatma Derneği’nden arkadaşlarımız, Stelyo Berber ve Fener Rum Patriği Bartholomeos izledi, o da bir Adalı olarak çok duygulandı ve böyle bir çalışma için teşekkür etti. Benim gözlemlediğim, izleyen Rumlar üzerinde hüzünle karışık bir umut hissettiriyor film. Yaz aylarında adada bir gösterim yapmak istiyoruz, Türkler ve Rumların birlikte izleyecekleri bir gösterim. Halklar arasında bu türden kaynaşmayı çabuk sağlarsınız sorun yoktur. Zaten asıl sorun, devletlerin çıkarlarını korumak için halklar üzerinde uyguladıkları acımasız politikalar.

 Kahramanımız Gökçeada’ya sık gitmesine rağmen aslında İstanbul’da yaşıyor. Ama İstanbul’u neredeyse hiç göstermiyorsunuz. Neden? 
Bu Gökçeada’nın filmi, o yüzden İstanbul’un rol çalmasını istemedim. Aynı zamanda Gökçeada, İstanbul’da yaşayan karakter için bir arınma duygusu da oluşturuyor. Kent yaşamındaki sıkışmışlık, Gökçeada’nın hüznüyle paralellik taşıdığı gibi bir arınma duygusuna da karşılık geliyor. 


 Bundan sonra ne yapacaksınız?
Senaryosunu geçen yıl yazdığım ‘Saklı’ adındaki filmimin çalışmalarına başladık. Şu anda mekân araştırmaları ve oyuncu seçmeleri devam ediyor.

“EMEK SiNEMASI KENTiN BELLEĞiDiR”

İstanbul gözümü açtığım yer. Vazgeçemediğim bir tutku. Fakat özellikle son dönemde mimari açıdan tahrip edildiğini düşünüyorum. Herhalde cumhuriyet tarihi boyunca son 10 yıldaki kadar tahribat yapılmadığını söyleyebilirim. Konu İstanbul olunca, bellek olunca, Emek Sineması’na da değinmek gerekiyor. Çok önemli bir simgedir Emek Sineması, kentin belleğidir, onun yıkılmasını, olduğu yerde kalmasını önemsemiyorsanız; İstanbul’u yerinden oynatırsınız. İstanbul gibi kentler eskinin, kent belleğinin değerini bilen bir yönetim anlayışı gerektirir. Dünyada bu tür kentler eski yapılarıyla önemlidir, onları korumak öncelikleridir. O kadar çok konu var ki, rant uğruna yapılan hatalar maalesef İstanbul tarihinde kara lekeler olarak kalacak.

Etiketler
Bilgi YarışmasıEfsanevi müzik grubu Dire Straits'in gitaristi ve vokali hangisidir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
©Copyright 2015 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.