Gündem
07.05.2013 - 02:30 | Son Güncelleme: 07.05.2013-2:30

GÖKKUŞAĞI ÜLKESİNDE - Müzakerenin müzakeresi

G. Afrika’da müzakere sürecinin iki önemli ismiyle buluştuk: Roelf Meyer ve Muhammed Bhabha. Çözüm sürecinden önce birbirlerini düşman olarak gören bu ikili, birbirlerini tanıdıkça yakınlaşmışlar. Meyer, 1990’da başlayan ilk aşamanın yarısına yakınını, “müzakereyi müzakere etmek”le geçirdiklerini söyledi

Sitene Ekle

Mithat Sancar / GÖKKUŞAĞI ÜLKESİNDE - 6

Güney Afrika’daki barış ve çözüm deneyimi, liderlerin rolünün ne kadar önemli olduğu gösteren derslerle doludur. Bu çok zorlu sürecin başarıya ulaşmasında hem Mandela’ın hem de De Klerk’in hayati etkileri oldu.
Ancak hiçbir çözüm süreci, sadece liderlerin gücü ve yetenekleri üzerine kurulamaz ve yalnızca liderlerle yürümez. Müzakerelere ilişkin uygun ekipler, ilkesel çerçeve ve kurumsal yapı oluşturulmadığı takdirde, arzulanan hedeflere ulaşmak da çok zor, hatta imkânsız olur.
G. Afrika’da açık ve doğrudan müzakereler, iki ana aşamada, toplam altı yıl sürdü. Her iki aşamanın da kendine özgür zorlukları vardı; ama ilk aşamanın çok daha çetin ve kırılgan nitelikte olduğu biliniyor. Buradaki görüşmelerimizde de bu genel kabul defalarca teyit edildi.
Dün sabah, müzakere sürecinin iki önemli ismiyle buluştuk: Roelf Meyer ve Muhammed Bhabha.

Önce düşman, sonra dost
Roelf Meyer’le, geldiğimiz gün kısa bir görüşme yapmış ve bunu aktarmıştım. O arada da kendisiyle ilgili bilgiler vermiştim.
Muhammed Bhabha ise, programın başından beri hemen her yerde bizimle. Öyle ki, artık heyetin mütemmim cüzü haline geldi. Bu yüzden, kendisinden Muhammed diye söz edeceğim.
Muhammed, müzakere sürecinde ANC heyetinde yer almış bir hukukçu. Anayasa yapım çalışmalarında da önemli görevler üstlenmiş.
Bugün ikisi bir arada, müzakere süreciyle ilgili bilgiler verdiler, soruları cevapladılar. Uzun bir görüşme oldu; ilginç ve öğreticiydi. Sonraki yazılarda da bu görüşmeye atıf yapacağım.
Çözüm sürecinden önce birbirlerini düşman olarak gören bu ikili, müzakereler sırasında tanışmışlar. Başlarda birbirlerine mesafeli, hatta soğuk davranmışlar. Fakat birbirlerini tanıdıkça yakınlaşmışlar. Kısa zamanda dost olmuşlar ve öyle kalmışlar.
Daha önce yazmadım sanırım. Bu geziyi DPI organize ediyor, ama ev sahipliğini Güney Afrika hükümeti yapıyor. Muhammed de, hükümet adına gezinin her aşamasında bizlere yardımcı oluyor.
“Sürecin tasarımı” diyebileceğimiz mesele, en az içerik kadar ciddiye alınıyordu.
Meyer, 1990’da başlayan ilk aşamanın yarısına yakınını, “müzakereyi müzakere etmek”le geçirdiklerini söyledi.

Gizli temaslardan habersiz
Meyer, müzakerelere hazırlıksız ve plansız başladıklarını itiraf ediyor. Bunun başlıca nedeni ise, liderlerinin “gizli müzakere” aşamasını en yakınındaki 2-3 kişi dışında kimseyle paylaşmamış olması. O dönemde polisten sorumlu bakan yardımcısı olduğu halde, kendisi de gizli temaslardan hiç haberdar olmamış.
Mandela’nın serbest bırakılması ve ANC ile diğer Apartheid karşıtı örgütler üzerindeki yasağın kaldırılması kararı da, De Klerk göreve başladıktan iki ay sonra alınmış. Birkaç ay içinde de müzakere masası kurulmuş. “Buna rağmen, başarmak zorundaydık, başka bir seçeneğimiz yoktu. Başa veya eskiye dönemezdik artık. Bu nedenle, süreci ayakta tutmak için elimizden gelen her şeyi yaptık” diyor Meyer ve ekliyor: “Yürümeye başladık, yürüdükçe tecrübe kazandık ve süreci de şekilde yapılandırdık.”
Meyer, müzakere ve çözüm süreci üç temel ilke üzerinden aktığı belirtti ve bunları şu şekilde açıkladı:
1)Kapsayıcılık: Bütün tarafları sürece katmaya çalıştık. Toplumun çok büyük bölümünü temsil eden yirmiden fazla “taraf  masaya geldi. Herkes her aşamada masada  değildi, arada kalkanlar oldu, ama büyük kısmı geri döndü. Çünkü masa herkese açıktı. Dışarıda kalarak sürece daha fazla baskı yapacaklarını zannedenler oldu, ama sonuçta onlar kaybetti.
2)Güven: Müzakerelere “düşmanlar” olarak başladık. On yıllardır birbirimizden ayrı tutulmuştuk. İlk kez yüz yüze geliyorduk. Kaderimizin birbirimize bağlı olduğunu ve bu kaderin bizi bir araya getirdiğini biliyorduk. Birbirimizin gözüne baktıkça, birbirimize saygı duymayı öğrendik. Kısa süre içinde, kader ortaklığının gerektirdiği güveni de tesis etmeyi başardık.
Bu noktada Muhammed söze giriyor: Evet, masada oturan temsilciler olarak birbirimize güvenmeyi öğrendik. Mesela, ırkçı rejim devam etseydi, Roelf’un başkan olması ihtimali çok yüksekti. Fakat geçiş sürecinin sağlam bir şekilde yürümesi, yani rejimin tasfiyesi için en fazla çabayı onun harcadığını gördüm. Aynı şeyi başkaları için de söyleyebilirim. Ancak taraflar arasında güven ile toplumla arasında güven aynı şe değil. İkincisini sağlamak, çok daha zordu ve uzun zaman alacaktı. Bu konuda hala sıkıntılarımız var.
3)Süreci sahiplenmek ve sorumluluk almak: Mandela’nın serbest kalacağının ilan edilmesi, tüm dünyada heyecanla karşılandı. Birçok ülkeden bize yardım teklifleri geldi. Arabuluculuk ve kolaylaştırıcılık yapmak istediklerini söylüyorlardı. Ama biz bunu kabul etmedik. Sürecimiz kendimiz kurarsak, sahiplenme ve sorumluluk bilincinin daha kuvvetli olacağına inandık. Arabulucu kabul etmenin, sorumluluğu başkalarına havale etmek gibi bir etki doğuracağından endişe ettik. Başkalarının deneyimlerinden öğrenmek ve bu amaçla ilişkiler kurmak, faaliyetler yapmak çok önemli. Ama kendi sürecinizi kendiniz kurmalısınız, her aşamada sorumluluk sizde olmalı.
Hem Roelf Meyer, hem de Muhammed, sürecin bir başka özelliğinin “şeffaflık olduğunda hemfikirler. G. Afrika süreci, gerçekten de çok şeffaf işlemiş. Heyetler halindeki görüşmelerin büyük kısmı basına açık tutulmuş. Müzakerelerin seyri hakkında kamuoyuna düzenli olarak raporlar sunulmuş.
Her iki kesimde de ciddi endişeler ve itirazlar olduğunu dün yazmıştım. Bugünkü toplantıda Muhammed, bu tablonun kaynağını şöyle özetledi: Beyazların korkuları, siyahların öfkesi.
Taraflar bu iki duyguyu da ciddiye aldılar. Müzakerelerle ilgili şüpheleri gidermek ve destek almak üzere, kendi tabanlarıyla sürekli iletişim içinde olmaya çalıştılar. ANC’nin bu konuda daha fazla çabası oldu. Özellikle Mandela, hem kendi tabanına hem de beyazlara hitap eden bir güçlü ve inandırıcı bir dil kurmayı başardı.
Süreçler ilgili diğer bilgileri sonraki yazıya bırakıyorum. Bugün için son olarak, Meyer’in “bugünden baktığınızda, sizce en büyük hatanız neydi” sorusuna verdiği cevabı aktarayım:
En büyük hatamız, bu kadar geç başlamış olmamızdır. 1985’te de başlayabilirdik. Şartlar uygundu, beklentiler güçlüydü. Ama yapamadık, beceremedik. Bu da bize çok pahalıya mal oldu; çok can kaybettik, çok acı çektik. Bunları engelleyebilirdik.


Etiketler: Anayasa
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
En Çok Konuşulan Haberler
    ©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.