İstanbul'dan yaklaşık 8 saat uzaklıktaki bu cennet gibi tatil beldesine  gitmeye karar verdiyseniz, sizi böyle alalım. İşte haftalarca çalıştığım tatil notları ve gidip gördüklerim... Çok sıkı çalıştım çoook :)

Öncelikle, biz 4 kişi olduğumuz için arabayla gidip orada ev kiralamaya karar verdik. Bu karar sonrası vize işlemleri ve araba ile çıkışımızda gerekli olan evrakları hazırladık.

 

 

Vize başvurumuzu yapıp, aracın belgelerini hazırladık. Araç belgeleri için yeşilkart ve yeni ehliyet(ehliyeti kimse kontrol etmedi) gerekiyor. Gideceğimiz yerleri, koyları, kiraladığımız evlere olan uzaklıklarını,  aklınıza gelebilecek tüm ayrıntıları ince ince hesaplayıp, notlar çıkardık. Sonra Sygic isimli bir offline harita indirdik. Uygulama 1 hafta ücretsiz. Biz dönüşümlü olarak bitmeye yakin bir daha indirdik:)

Bu arada Hem Halkidiki de hem de Thassos'ta ev kiralayarak tatili daha uyguna getirmiş olduk. Halkidiki'deki evimize 4 gece için 1360,41 Tl ödedik.

 

Gitmeden önce, buradan makarna, peynir ve zeytin çeşitleri, ton baliği, su, ayçiçek yağı, plastik tabak, karton bardak, atıştırmalık, kahvaltılık, termos...baya alışveriş yaparak tatilimize başladık:)

Not: Okuduğum notlarda fazlaca sivrisinek olduğunu okumuştum, her zamanki tatillerimde aldıklarıma ek olarak ilk defa sinek kovucu bir sprey de aldım. Evet sivrisinek vardı ama arı her şeyden daha fazlaydı. Her yerdeler, gittiğimiz dönemle mi alakalı bilmiyorum ama çok fazlalar. Bununla ilgili bir önleminiz varsa ona göre bir tedbir almanızı öneririm.

Eveeet işte tatil sabahı geldi. Biz 5 gibi evden çıkıp 1 saat kadar İpsala'da oyalandıktan sonra aralarda minik molalarla yaklaşık 8 saatte Selanik'e geldik.

Burada tek amacımız vardı o da Atatürk'ün evini ziyaret etmek. Navigasyon ve tabelalarla eve rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Arabayı rastgele bir yol kenarına bırakıp eve kadar biraz yürüdük. Ben buraya ilk defa geldim ama açıkçası bir miktar hayal kırıklığına uğradım, çünkü evde Atatürk'e ait çok az eşya vardı.

 

 

Daha önce buraya gelip bu halini görenler bu değişime inanamadıklarını söylediler. Neden böyle olduğuna dair pek bilgimiz yok :( Atatürk'ün evini gezip  Selanik'ten ayrıldık ve Halkidiki'ye doğru yola çıktık, normalde 1 saat kadar arası var ama biz kaybolduğumuz için 1,5 saatte falan geldik:)

 

Halkidiki 3 bacaktan oluşuyor. Bunlardan biri Kassandra. Burası güzel koyları ve hareketli gece hayatıyla biliniyor. Bizim kaldığımız 2. bacak olan Sithonia bölgesi biraz daha sakin, daha az beachlerin olduğu, tam kafa dinlemelik bir yer. Ve 3. bölge Athos, dini bir ara. Ada'da bulunan manastıra kadınlar alınmıyor, erkekler de sadece özel izinle girebiliyor. Biz biraz daha sakin bir tatil istediğimiz için tercihimiz bu yönde oldu. Evimiz de Metamorphosis bölgesinde, deniz kenarı ve ulaşımı kolay bir yerdeydi. Merak edenler için, linkini aşağıda paylaşırım. Komşularımız daha ilk dakikalardan itibaren nereden geldiğimizi, ne kadar kalacağımızı, kim olduğumuzu her şeyi merak ettiler. Türk olduğumuzu öğrenince de Türk olan komşularından ya da aile bireylerinden öğrendikleri tüm Türkçe kelimeleri bizimle paylaştılar. 'Merhaba' 'Nasılsın?' Teşekkür ederim' hepsi pek tatlıydı :) Komşularımızdan ve bakkaldan aldığımız bilgiler doğrultusunda koyları gezmeye başladık. Her gün 3 koy değiştirerek gezdik, ben 2 saatten sonra bulunduğum yerden zaten sıkılıp başka yerler görmek istiyorum. O yüzden 2 saat bir koyda kalmak benim için yeterli oluyor.  Tamam biraz yorucu olabilir ama fazlaca yer görebilmek adına bunu yapmamız gerekiyordu. Biz Kalamitsi plaji, Voutvourou, Sarti plajlari, Orange beach(erken gidin çoook erken gidin) Latoura beach, Ormos panagias ve arabayla giderken ooo çok güzel görünüyor aşağısı diyip geri dönerken yolu bulabilmek icin fotoğraf çektiğimiz, ayy geçtik mi? Daha gelmedik mi acaba? diye heyecan yapa yapa gittiğimiz doğaçlama rotalarımız da oldu. Bu nedenle kendinizi "mutlaka" gidin gibi listelerle kısıtlamayın lütfen, blogları okuyup "ooo kesin gitmem gerekiyor" diye kendinizi zorlamayın, yol üstlerinde öyle kıyıda köşede kalmış tatlı yerler var ki, gideceğiniz hedeften sizi kolayca yoldan çıkarabiliyor. Siz nasıl olsa gittiğim yer beach, yemek vardır aç kalmam diye yola çıkıyorsunuz ama hiç bir yerleşimin olmadığı yol üstü koylarında aç kalmanız kaçınılmaz oluyor. O yüzden yanınızda mutlaka atıştırmalık bir şeyleriniz olsun.

Biz sabah kahvaltımızı ve çoğu aksam yemeğimizi evde yedik. Sadece tek aksam Sarti'de geçirdiğimiz günün akşamında yemeğimizi burada yedik. 

Yemek yiyeceğimiz yeri kuzenimin önerisiyle seçtik. Mezeler, balık ve içeceklerle 48 euro ödedik. Mezeler bizimkilerden daha büyük, balıkları ve diğer deniz canlıları gayet lezzetli, çok fazla öder miyim korkusu olmadan doya doya yemek yiyebiliyorsunuz.

Yemek sonrası Sarti çarşısında tur atıp dondurma yemeden de dönmeyin. Bu arada 15 Ağustos'a denk gelen tatilimizde Meryem'in göğe yükseliş kutlamalarına da katıldık. Kiliselerden gelen sesleri takip ederek, görkemli bir törende bulduk kendimizi. Denk gelirseniz içeri mutlaka göz atın...Büyük, küçük herkes bu kutlamalara katılıyor. Biz kilisede olana denk geldik ama aslında sokaklarda çok daha gösterişli kutlamalar da görebilirsiniz. Tatil boyunca katıldığımız en büyük etkinlik bu kutlama oldu :)

 

 Sithonia bölgesinin gece hayatı pek aktif değil, tamam ama bizim Metamorphosis baya pasif :) Aktif bir yer arıyorsanız kaldığımız yere hiç gelmeyin, lunaparkın pop müziğine karışan ergen bağrışları(öyle bir yer seçmişiz ki, öğrenci kamplarının hemen yanı) sizin için eğlence sayılıyorsa orasını bilemem:) Sonuç olarak Halkidiki benim için güzel anılarımın olduğu bir tatil olarak hafızamda yerini aldı :) Ve 4 gecenin sonunda Halkidiki tatilimiz son bulurken Thassos için yola çıkıyoruz.

 

Halkidiki'den Thassos'a nasıl gidilir?

Halkidiki'den yaklaşık 2,5 saat sonra sizi Thassos'a götürecek olan feribotun kalkış yeri olan Keramoti'ye varacaksınız.  Buradan da 45 dakikada Thassos'un Limenas limanına varabilirsiniz.

Bizim için buraya kadar her şey normaldi. Ta ki, evimizin anahtarını alacağımız lokantaya gelene kadar.  Burada ilk olarak, ev sahibimizden bizden önce kalan kişilerin evi boşaltmadığını öğrendik ve onu bekledik. Sonra tuvaletin bozuk olduğunu öğrendik ve onun yapılmasını bekledik.

Evimizin anahtarını alacağımız lokantada saatlerce bekledik.  Oranın en ünlü oğlak eti lokantası olduğunu bilmeden:) 'Yunan' kahvesi içip tatlılarını yedik. Bolca, oğlak etinin nasıl piştiğini ve onların hazırlık aşamasını izledik. Bu arada ben zaten küçücük olan bu Thassos'un köyünün her yerini gezmiş olup diğer günlerin akşamında da gezmeyenlere rehberlik yaptım.

Saatlerce ve saatlerce bekledikten sonra nihayet evimize vardık. Ama ev benim için tam bir perili köşk gibiydi. (Sadece benim için, geri kalan herkes çok beğendi) Ev  1800'lerden kalma bir köy evi, yerler her adımda gıcır gıcır ses çıkaran tahta, eşyalar bir tablodan çıkarılıp yerleştirilmiş gibi, bahçe içinde... (ki bu sadece benim için böcek potansiyelinin yüksek olması anlamına geliyor)

Neyse ev halkı eve yerleşirken ben böcek avına çıktım elbette, öylece teslim edemezdim kendimi, ilk gördüğüm bebek kertenkele, "ailesi dışarıda olabilir" iyi niyetiyle bahçeye atıldı. Bir kaç kelebek, zararsız olduğunu düşündüğüm minik bir kaç böcek dışında ev temizdi. (Bu arada hala tuvalet bozuk) O gece yemeğimizi pizzacıda yiyip, tüm tuvalet ihtiyacımızı 'son damlasına kadar' giderdikten sonra evimize ulaştık. 

Ben bir miktar böcek nöbeti tuttuktan sonra, uykuya ve göremediğim böceklere bedenimi teslim ettim.  Sabah kahvaltımızı evde yapıp koylara doğru yola çıktık ve sırasıyla;

* Astris

*Agia Anna

*Pisiliammos

*Giola (Beni pek cezbeden bir yer değildi. Dibini pek görmediğim bir yere atlamak bana göre değildi. Biz arabayı baya yukarıda bırakıp, fazlaca yol yürümek zorunda kaldık. Siz gidebildiğiniz yere kadar aracınızla gidin, çünkü yürüdüğünüz yol uzun, hava sıcak ve zorlu.

*Aliki

*Makriammos

*Paradise

*Golden( Çok güzel ama kalabalık, gidebildiğiniz kadar erken gidin)

 

*Marble(Bembeyaz bir kumsal, güzel bir deniz, fakat bizim gittiğimiz zamanla mı alakalı bilmiyorum, arı ölülerinden ve dirilerinden rahat edemiyorsunuz. Suyun üzerinden elinizle iterek ilerlemeniz gerekiyor. Ayrıca kumsalda da üzerlerine basmamaya çalışıyorsunuz. Benim için rahatsız ediciydi ama gayet keyifle oturanların sayısı da azımsanmayacak kadar çoktu.

 

*La Scala (Benim gibi konfor pek sevmeyen biriyseniz bence gereksiz. Oldukça lüks ve konforlu bir beach. Sadece tuvaletini kullanıp, kendimizi köhne koylara attık, üzgünüm La Scala :)

 

Not not: Tatil dönüşü, sınırda beklerken, başka bir gişe açıldığını sanıp o tarafa doğru yöneldik. Tek akıllı biziz çünkü :) Bu arada arabadaki iki kişi inip, biz size yetişiriz dediler. Ama biz yanlış taraftan arabayla beraber sınırı geçtik:) Polisler arabayı bırakın, pasaportlarınızı alın ve yeniden sınırdan geçip araç sırasında bekleyin deyince işte orada ipler koptu :) Yaya olarak sınırdan geçip şu gördüğünüz araç kuyruğuna girip bekledik, araçlar ilerlerken biz arkalarından koşup sıramıza girdik... Umarım fotoğraflarımızı bizden başka kimse çekmemiştir. Siz siz olun girdiğiniz sıraya dikkat edin. Yoksa araçla gittiğiniz tatilinizde sınırı yaya geçmek zorunda kalabilirsiniz:)

 

 

https://www.instagram.com/goncs/

https://www.instagram.com/gezginayii/