Gülriz Sururi'nin bıraktığı en büyük iz neydi?

90'larda büyüyen çocuklar, kendilerinden sonra gelen kuşağın aksine hem sokakta oyun oynadı, hem de bilgisayara ve televizyona da hakim oldu. Birçoğu şimdilerde 30'larında... Ve bu nesil, 90'lar nostaljisini çok seviyor. O zaman soralım, 90'lar denilince aklınıza kim geliyor?

Gülriz Sururi'nin bıraktığı en büyük iz neydi?

Saçları, sıcaklığı...

Saçları, sıcaklığı...

90'lara dair 10 şey sayabilir herkes. Kimi Tarkan der, kimi Cem Yılmaz'ın bıyıklı halini anlatır. Benim 90'lar listemde Gülşen'in pijamalı hali, Okan Bayülgen'in karizması ve Gülriz Sururi'nin saçları var...

Gülriz Sururi hakkında henüz bir şey bilmiyordum. Tiyatrocu ya da kelimenin hakkını veren bir sanatçı olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu. Hafta sonları televizyonda gördüğüm, saçlarından ve sıcaklığından etkilendiğim, enteresan bir kadındı benim için.

Güneş, mutfak, hafta sonu

Güneş, mutfak, hafta sonu

Güneşli bir mutfakta, hafta sonu erkenden uyanıp televizyonu açtığımda karşıma çıkan biriydi. Bu ritüelin sonsuza kadar devam edeceğini düşünüyordum. Öyle olmadı.

Program bitti, zaten ben de büyüdüm. Büyümek bir yandan bilgiyi arttırdığı için şahane. Ama uzaklaşmayı da getiriyor beraberinde. Gülriz Sururi'yi 2000'lerin ortalarına kadar unutmamı bir ayıp olarak nitelendirmiyor, kendimi tanıma dönemi olarak yorumluyorum.

2000'lerde onu hatırlamak

2000'lerde onu hatırlamak

Peki 90'larda çocuk olan biri, 2000'li yıllarda Gülriz Sururi'yi hatırladığında ne yapar? Dünyayı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışma döneminde olduğu için Gülriz Sururi'yi araştırmaya başlar. 1929 doğumlu Sururi'nin röportajlarını okur, cümlelerine dikkat eder, o ana kadar yaptığı her şeye "Acaba ben de yapabilir miyim?" gözüyle bakar. Kısaca; tanımaya çalışır. Gülriz Sururi, 2000'li yıllarda benim için her zaman 'üzerinde düşünmem gereken önemli bir insan' olarak kaldı.

Ruhu yeter!

Ruhu yeter!

2010'larda Sururi'nin bu ülke için ne kadar kıymetli bir kadın, insan ve her şeyden önemlisi bir ruh olduğunu keşfettim. 70'lerinin üstünde, el üstünde tutulması gereken, aydın kelimesini sonuna kadar hak eden bir Cumhuriyet kadınıydı.

1929 doğumlu bir kadından, neredeyse bu yazıyı okuyan herkesin annesinden, babasından daha önce bu dünyaya, bu ülkeye gelmiş birinden bahsediyorum.

"Kokteyl havasında"

"Kokteyl havasında"

Gülriz Sururi artık yaşamıyor. 31 Aralık 2018'te hayatını kaybetti. Sessiz, sedasız. Kimsenin haberi olmadan... Onun için toplanılmasını istemedi Sururi. Son röportajlarını açın okuyun, "Kokteyl havasında cenazeler. Ölen kişi dışında her şey konuşuluyor. İstemiyorum bunu" demiş. Vasiyet etmiş. Manevi kızı, gazeteci Zeynep Miraç'tan birkaç cümle duyduk, hepsi o. Gülriz Sururi, dilediği gibi sessiz, sedasız, toprağa karıştı.

Dilediği gibi toprağa karışabilmek...

Dilediği gibi toprağa karışabilmek...

Dilediği gibi toprağa karışmak... Belki de bütün mesele bu. Ülkenin en önemli kadınlarından, insanlarından, sanatçılarından ve tekrar ediyorum en kıymetli ruhlarından biri, önemli bir duruş sergileyerek veda etti bizlere, bu dünyaya. Tepkisellik gibi değerlendirilebilir. Ama altında hiçbir etki-tepki durumu yok. Nasıl doğduğumuzu bilmediğimiz bu dünyaya, samimiyetten yoksun, "Adettendir" denilerek yapılan toplanmaları kabul etmeyerek, törensiz gitti.

Kimseye malzeme vermeden

Kimseye malzeme vermeden

Biliyorum, "Ama nasıl?" diyorsunuz. Ben de dedim. Sonra "Hayır!" dedim. Gülriz Sururi, hepimizden önce dünyaya geldi, hepimizden önce yaşadı, tecrübe etti. Ve 89 yıllık koca bir yaşamı sona erdiğinde kimseye malzeme vermeden, huzurlu bir vedayı uygun gördü. Bunu çizgilere, sınırlara fazlasıyla bağlı ve bağımlı yaşayan bizlerin anlaması güç. Ama çok az empati kurduğumuzda gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Gülriz Sururi, bizlere kocaman bir ders vererek ayrıldı bu dünyadan.

Tek başınalığın pozitifliği

Tek başınalığın pozitifliği

Gösterişten, samimiyetsizlikten, vefasızlıktan dolayı negatif duygular beslemek kolay. Zor olan, tek başına gelinen bu dünyadan tek başına gidilebileceğini, bunun sanılanın aksine daha doğal ve daha pozitif olduğunu fark etmek.

Gülriz Sururi, yaşamı boyunca pek çok konuda öncü olsa da, zaman zaman bazı çevreler tarafından kırıcı bir şekilde marjinalleştirildi. Bu ötekileştirilme, bana göre başarılı bir sonuç vermedi. Aksine, onu seven daha çok sevdi, daha çok sahiplendi.

'Gülriz' değiliz, olamayız

'Gülriz' değiliz, olamayız

Gülriz Sururi, adeta maçın 89'uncu dakikasında bizlere kocaman bir ders verdi. İlla skor mu duymak istiyorsunuz? Gülriz Sururi 1, bizler 0'ız. Koca birer 0'ız. Şekilciyiz. Sayılar olmadan konuşamıyoruz. Hesapçıyız, kitapçıyız, veda töreni istemeden sessiz sedasız toprağa karışmasını yadırgayabilecek, duyar duymaz şaşkınlık yaşayacak kadar empati yoksunuyuz. Çünkü bir 'Gülriz' değiliz. Olamayız da!

'Son ders'ten geçer miyiz?

'Son ders'ten geçer miyiz?

Kendi adıma onun son dersini doğru anlama çabasındayım. Umarım bir gün ruhunu tam olarak üzerime giyinebilirim. Hayatı boyunca önemli izler bırakmış bir kadının, zihnimizi sarsan, 'son ders' kıvamındaki vedası bence bu dünyaya verdiği en büyük katkı. Bu 'son ders'ten geçer miyiz, şüpheliyim.

İyi ki senin gibi özgün bir ruhla aynı nefesi soluduk bu dünyada. Böyle unutulmaz bir veda, ancak senin gibi bir sanatçıya yakışırdı zaten...

twitter.com/mayksisman
instagram.com/mayksisman
youtube.com/mayksisman
can.sisman@milliyet.com.tr

Bu makaleye ifade bırak