Yazın son zamanlarına yaklaştığımız şu günlerde İstanbul’un keyfini doya doya çıkarabileceğimiz birkaç havadar mekan önerim olacak sizlere. Özellikle çok bilinmeyen, henüz insan akınına uğrayıp bozulmamış, lezzetleri ve ambiyansları ile de bi o kadar ilginizi çekecek mekanlar nereler bir bakalım…
 
MATYA CAFE 
 
Sıcak yaz günlerinde dört duvar arasında sıkışmış mekanlardan hoşnut olmayıp şöyle ferah ferah bahçe konsepti arayanlar için Matya Cafe, meraklılarına güzel manzaralar vaadediyor. İsmini Rumca'da 'göz' anlamına gelen 'matya'dan alan Matya Cafe, Samatya meydanının hemen arka sokağında yer alıyor. 180 yıllık bir rum evi olan mekanın girişindeki oymalı koltukları, tabloları, tahta merdivenleri görünce bi anda geçmişe dönüyorsunuz.  
 
 
Bahçeye açılan kapıdan geçtikten sonra kocaman rengarenk ve aynı zamanda da yemyeşil bir alan karşılıyor bizi. Bir tarafında yeşilçam artistlerinden oluşan bir köşe diğer tarafında rengarenk sandalyeler... Sahipleri masaların üzerlerine okey ve tavla takımlarını koymayı da ihmal etmemişler :)
 
 
Buranın en revaçta içeceği közde pişmiş türk kahvesi ve yanına ikram edilen ev yapımı vişne likörü imiş, denemeden dönmek olmaz tabi. Siyah çay eski usül demleme, mis... Aynı zamanda menüde kahvaltılıklar ve fast food yiyecekler de bulunuyor.
 

İstanbul’un stresinden uzaklaşıp kendimi şöyle huzurlu yeşil bi ortama atabileceğim, çayımı kahvemi içebileceğim, ayaklarımı uzatıp kitabımı okuyabileceğim bir yer olsa diyenlerdenseniz burası size iyi gelecek. Dönüş yolunda Samatya’nın o dar sokaklarından geçip, bir dönemin Haydar Usta’sının İkinci Bahar isimli restaurantını da görmeyi ihmal etmeyin :)

ASİTANE RESTAURANT

Birçok kez önünden geçtiğim, her defasında da büyülü ortamı ile ilgimi çeken fakat lezzetlerinden bihaber olduğum Asitane Restaurant ile geçtiğimiz hafta nihayet tanışma fırsatı buldum. Edirnekapı Kariye Müzesi’nin yanı başında restore edilmiş konağın bahçe katında bulunan restaurant Osmanlı mutfağının görkemli lezzetine hasret kalanlar için adeta biçilmiş kaftan. Özellikle yaz aylarında sarmaşıklar ve kestane ağaçlarıyla çevrili huzurlu bahçesinde, canlı fasıl müziği eşliğinde sunduğu ambiyansla gönülleri fethediyor. 

Arşiv çalışması yapılarak özenle hazırlanan “Sarayda Şenlik Var” menüsü bu yazın favorisi. Babaganuş’undan, Vişneli yaprak sarmasına, Söğüş ana dilinden Ballı gemici böreğine, Ördekli zırbadan Zırva pekmezli aşure tatlısına kadar bir çok seçenek bulunan menüde en bayıldığım lezzet Ballı gemici börek oldu. Eskilere uzanan “ballı börek” lafının kaynağı buradan geliyormuş:)

Ana yemekte Beğendili ızgara kuşbaşı kebabı ile tatlılarda şeftali ve tarçınlı cevizli kurabiyeden oluşan Şeftalili k'aa tatlısı damaklarda güzel bir tat bıraktı. Yemek boyunca ikram edilen acıbadem, tarçın, narçiçeği, kavun ve demirhindi şerbetleri de tatlı sever bünyemin ihtiyacını fazlasıyla karşıladı.

Menü fiyatı: 110TL.

Aynı zamanda turistlerin de oldukça uğrak yeri olan mekanda rakı, şarap gibi seçenekler de mevcut. Bilindik kebablardan-şişlerden, rakı-balıklı sofralardan biraz olsun uzaklaşmak istiyorsanız ve farklı lezzet arayışları içindeyseniz burası tam size göre.

Son bi tavsiye; çıkışta hemen yan tarafta bulunan, mozaikleriyle görsel şov yaşatan Kariye Müzesi’ni ziyaret etmek de günün sosu olsun! :)

ASİA CHAİ ART

İstanbul’da son zamanlarda gittikçe çoğalan 3.dalga kahveciler yerini artık yavaş yavaş  ‘sadece çay konseptli’ mekanlara bırakıyor. Özellikle alışılagelmiş lezzet olan Türk çayı siyah çay dışında bir çok seçenek sunan mekanlar oldukça popüler. Bunlardan biri de Geçtiğimiz ay Maçka Palas’ın ev sahipliğini yaptığı “Çay Tadım Günleri” etkinliğinde tanıştığım Asia Chia Art. İstanbul Kazasker’de 2012 yılından bu yana hizmet veren işletmenin sahibi Halil Ulaş tadım etkinliğinde bizlere Asya çay sanatından ve dünyadaki yansımasından bahsetti. Çayı, dünyayı dolaşmış bir gezgin olarak tanımlayan Ulaş, “İstisnasız dünyanın her yerinde farklı şekillerde tüketilen bir içecek. Sudan sonra en çok tüketilen sıvı diyebileceğimiz çay Türkiye’de sudan bile önce geliyor. Üretildiği bölgenin tadını alan ve kültürü olan çayı yetiştirmek, işlemek ve demlemek sanattır” diyor. 

5000 yıllık çay kültürünü ileri nesillere aktarmak, yaşatmak ve kalite algısını arttırmak amacıyla yola çıkan Asia Chai Art’ın vizyonu ise Türkiye’ de Çay felsefesini dünyanın farklı bölgelerinden gelen yüksek kaliteli çayların sunumu ile birlikte kültürel bir değere dönüştürürken, ”Çay” denince akla gelen ilk isim olmak.

Tadım etkinliğinde sırasıyla  Maça, Beyaz, Yeşil, Sarı, Oolong ve Pu’erh çaylarını deneyimlediğim lezzetlerin arasında en sevdiğim “Maça” oldu. Görünüşü bildiğimiz “kına”ya benzeyen çayın hazırlanışında bambu fırçası ve maça bowl dedikleri çay kaseleri kullanılıyor. Buharla soldurarak hazırlanan çayın lezzeti ise harika! 

Oolong çayında yapraklar soldurulduktan sonra kısmen okside ediliyor . Beyaz ve sarı çayda soldurma, sabitleme ve kıvrılma işleminden sonra kurutma sözkonusu. Pu’erh çayı ise Çin’in Yunnan bölgesindeki yabani çay ağaçlarının iri ve dayanıklı yapraklarından üretiliyor.

Çayın en önemli konularından birisinin de demleme süresi olduğundan bahseden Halil Bey,  çayın demlenirken kaynar su dökülmemesi gerektiğininin, kaynamış suyu biraz dinlendirdikten sonra ortalama 80 dereceye geldikten sonra çayla birleştirilmesi gerektiğinin üzerini çiziyor. 
 
Etkinliğin son kısmında kurutulmuş meyvelerden özenle hazırlanan buzlu çay görünüşüyle akılları baştan alıyor:) Özellikle yaz aylarında iyi gidecek buzlu çayları sizler de evlerinizde kolaylıkla hazırlayabilirsiniz.
 
Güllü ve yaseminli çaylarının yanı sıra Asia Chia Art’ın sattıkları şık tasarımlı çay ve mutfak gereçleri de internet sitelerinden online sipariş verilebiliyor.

Son olarak çayın birçok çeşidini bizlere tanıtıp böylesi lezzetlerle bizi buluşturan Halil Bey’e buradan tekrardan teşekkürlerimi sunmak isterim:)

Yeni bir yazıda görüşmek dileğiyle...

https://www.instagram.com/gezikurdu/

Etiketler