Amerika’da kendini yoktan var eden nesil

ABD’de bugün Amerikalı Türklerden bahsedildiğinde akla önce onlar geliyor. ‘Üçüncü dalga’ göçmenlerin eğitim seviyesi belki düşük. Ama çalışkanlıkları ve girişimcilikleriyle tanınıyorlar.

Amerika’da kendini yoktan var eden nesil

Türkiye’den Amerika’ya göç eden üçüncü dalga daha önce gelenlerden çok farklı. 1970-80’li yıllardan itibaren 200 bin kişinin geldiği tahmin ediliyor. Çoğu New York, New Jersey ve Connecticut civarına yerleşen bu insanlar kendilerini genellikle geldikleri şehrin, hatta ilçenin mensubu olarak tanımlıyor. “Nerelisin” diye sorduğunuzda Karadenizli ya da Giresunlu değil Yağlıdereli (Giresun’un bir ilçesi) olduklarını söylüyorlar. Kimliklerinde Müslümanlık önemli bir yer tutuyor. Eğitim seviyeleri daha önce gelen jenerasyona göre daha düşük... Genelde vasıfsız işçi olarak çalışıyorlar. New Jersey civarında Türkler için en popüler meslek boyacılık... Ancak girişimcilikleriyle ünlüler... Long Island’da benzin istasyonlarının dörtte birinin onlara ait olduğu söyleniyor. Birçok Türkün burada kendi boyama ve tamir şirketi bulunuyor.

Kanada sınırından ormanda koşarak Amerika’ya geldik

-Ünal Kahya: Kanada’da Yağlıdereli bir arkadaş var, o geçiriyor bizi... O zamanın parasıyla 400-500 dolar vermiştik. Anahtar teslim yapıyor. Kimin yanına geleceksen seni getirip bırakıyor. Kış günü, ormanlık yoldan geçip gelmiştim.
- Cemil Kahyaoğlu: Size harita veriyor. Şuradan yürü, yolun kenarında bekle diye anlatıyor. Kendisi arabayla gümrükten normal geçip oradan alıyor.
- Ünal Kahya: Ama o köylüler sizi yolun kenarında gördü mü şikayet ediyor. Ben 3 saat koşa koşa geçmiştim ormanı. Ne çektim.
100 dolara geçiyorlar
- Cemil Kahyaoğlu: Meksika’dan gelenleri vagona koyuyorlar. Orada 100 dolar. Ama vagonun ne tarafa gideceğini bilmiyorsun. Amerika tarafına giderse şanslısın, diğer tarafa gidersen dolandırıldın demektir.
- Ünal Kahya: Yağlıdereliler he böyle kaçak geldi. Belki 1-2 kişi vardır vizeli gelen. Ama bizim zamanımızda gelenlerin hepsi şimdi vatandaş.

‘Lefter Amca’nın peşinden 15 bin kişi geldi

Amerika’da 30 binden fazla Giresunlu yaşıyor. Bunların yarısı ise aynı ilçeden geliyor. New Jersey’nin güneyine dağılan toplulukla Türkiye’dekileri aratmayan kahvehanelerinde bir araya geldik

‘Üçüncü dalga’ göçmenler Amerika’ya 1980’li yılların ortasından itibaren akın etmeye başladı. Türkiye’nin her yerinden gelen gruplar arasında en çok dikkat çekenlerden biri Giresunlular oldu. Amerika’nın doğu kıyısında, Connecticut’tan Florida’ya kadar uzanan alanda 30 bin Giresunlu yaşadığı tahmin ediliyor. Bunların 15 bini bugün artık dilencilerin bile dolarla para istediği Yağlıdere ilçesinden geliyor. İlçeden göçün hikayesi ise ilginç...
Önce Lefter Çember isimli bir Rum geliyor. Giresunlular Çember’e kısaca ‘Lefter Amca’ diyor. New York’ta çiçekçi dükkanı açan Çember, burada zengin oluyor. 1967’de köyünü ziyaret etmek için Yağlıdere’ye dönüyor. Burada eski evini bulmaya çalışırken ahbap olduğu fırıncı, terzi ve kamyoncuyu Amerika’ya davet ediyor. Önce terzi İzzet Aydın gidiyor. Sabahları terzilik, akşamları temizlikçilik yaparak para biriktirdikten sonra arkadaşlarını yanına alıyor. Üç arkadaşın açtığı yoldan daha sonra binlercesi Amerika’ya geliyor.
Türk-Amerikan Giresunlular Derneği Başkanı Cevdet Özdemir’e Giresun’un neden bu kadar göç verdiğini sorduğumuzda “Giresun sadece buraya değil her yere göç vermiş. İstanbul’da nüfusumuz 400 bin. Nedeni tamamen ekonomik” diyor. Fındık tarlalarının çocuklar arasında bölüne bölüne kimseyi geçindiremeyecek kadar küçük hale geldiğini, başka da iş olmadığını anlatıyor. Ancak son yıllarda Amerika’nın ekonomisinin zayıflamasıyla okyanus aşırı göçe ilginin azaldığını ekliyor.
Kara lahana pişiriyorlar
New Jersey eyaletinin güneyinde yaşayan Yağlıderelilerle Edgewater Park’taki kahvehanede buluşuyoruz. Televizyonda Lig TV açık, okey masasında sigara tüttürülüyor, duvarlarda Türk-Amerikan bayraklarıyla birlikte dört büyüklerin logoları var. Acıkanlar arkadaki kantinden kuru fasülye-pilav, sucuklu tost söylüyor. Kahvehanenin bir yanında Türk restoranı, diğer yanında derneğin lokali var. Yazları burada çocuklar Türkçe dersleri, büyüklere İngilizce dersleri veriliyor.
Kendi evlerini almışlar
Prof. Dr. Müzeyyen Güler’in 2000’li yılların başında burada yaptığı araştırmaya göre Amerikalı Yağlıderelilerin evlerinde kara lahana, mısır ekmeği pişiyor. Yüzde 33’ü aşçı ya da garson olarak çalışıyor. Yüzde 31’inin kendi işi var, yüzde 17’si benzin istasyonlarında, yüzde 13’ü fabrikada hayatını kazanıyor. Yarısından fazlası biriktirdikleriyle kendine ev almış. Yüzde 20.67’si yasadışı, yüzde 57.33’ü tarihi geçmiş vizelerle ABD’de kalıyor. Neredeyse tamamı ABD vatandaşı olmak istiyor.

Erdoğan’ı ve Gülen’i misafir etti
Ömer Kılıç, Giresunluların “Ömer Hoca”sı... Türkiye’de dokuz yıl ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra 30 Haziran 1971’de Amerika’ya gelmiş. “Herkes yurtdışında bir yere giderken ben de istedim” diyor. Ona da Lefter Çember kol kanat germiş. Oturma iznini bir Rum avukatın yardımıyla 1974’te almış. 1976 yılında ilk restoranını açtıktan sonra yıllar içinde yüzlerce Giresunlunun, New Jersey’ye gelmesine yardımcı olmuş. Sırf kendi köyünden (Keşap) 800 kişi onu takip edip Amerika’ya gelmiş.
Ömer Hoca’nın son 30 yılda misafir etmediği kimse yok gibi... Başbakan Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde onun restoranında bir sohbete katılmış. Fethullah Gülen, Amerika’ya ilk geldiği yıllarda Ömer Hoca’nın evinde kalmış. “O zaman çok büyük bir evim vardı. 17 odalı... Hocaefendi’yi tanıyanlar da gelmek isteyince ‘Uyku tulumlarınızı getirirseniz buyurun’ dedim. Evin altındaki salonda 80-90 kişi uyudu” diye anlatıyor. Diğer misafirleri arasında Turgut Özal, Kemal Kacar ve Abdurrahman Dilipak’ı sayıyor. “O zamanlar burada çok kişi yoktu. Sağcısı da geldi solcusu da... Hepsi Tanrı misafiri” diyor.

Kalma niyetiyle gelmiyoruz ama rahat ülke, kimse dönmüyor...

Amerika’ya göç eden Yağlıderelilerin hikâyelerini, yeni ülkeleriyle ilgili düşüncelerini toplumun önde gelen isimleriyle konuştuk

Amerika’ya ilk gelen Giresunlulara Karadenizli bir Rum yardım etmiş, doğru mu?
Cemil Kahyaoğlu: Lefter Amca... Kendisini ben de hatırlıyorum. Çocukluğumda bize gelip giderdi. Türkçe konuşurdu. O köye ziyarete geldiğinde terzi İzzet Amca’yı, o da babamı getirmiş.
Cevdet Özdemir: Esas göç ama 83, 84’ten sonra başladı. 86, 87’de burada Türk ailesi yok, Türk kadını yok, çocuğu, bakkalı, çayı, peyniri yok.
Cemil Kahyaoğlu: Betamakstan video izleyip ağlardık.

Önce erkekler sonra aileler mi geldi?
Cevdet Özdemir: Bizde önce abim geldi, sonra ben... Sonra şartları uygun gören diğer biraderler, kuzenler... Nasıl geldiklerini soracak olursak nerden imkan bulunursa... Birçoğu Meksika’dan ya da Kanada’dan yasal olmayan giriş yaptı.
Ünal Kahya: Ben Kanada’da 85’te yakalandım yasadışı geçerken... 1.5 ay içerde yattım. 5 bin dolar kefaletle çıktım. Sonra “Türkiye’ye dön” dediler. Ben parayı yaktım Amerika’ya geçtim. Biz şimdi olduk hepimiz vatandaş. Vatandaş olmak için de Amerikalı bayanlarla evlendik.

Hala evli olanlar var mı?
Cevdet Özdemir: Çok yok. Genelde “green card” (yeşil kart) için evlenip bırakanlar var.
Ünal Kahya: O yıllarda çok fazla yabancı yoktu. Amerikalı kadınlar o zaman Green card’ı bilmiyorlardı. Götürüyorduk, imza atıyorlardı. Şimdi hepsi uyandı, para istiyorlar.

Geri dönen var mı hiç?
Cevdet Özdemir: Yok... 1000 kişi geldiyse belki ikisi dönmüştür.
Ünal Kahya: Buranın kolasını içtikten sonra mı ne oluyorsa artık, 27 sene oldu, hep döneceğim diyorum ama buradayım...

İnsanlar kalma niyetiyle geliyor yani...
Cevdet Özdemir: Hayır, hiç kimse kalma niyetiyle buraya gelmemiştir. Para kazanmak için geliyorlar, en fazla 5 yıl limit koyuyorlar. Ama o 5 yılda tabii çok şey değişiyor, ister istemez uzatıyorsunuz. Buraya alışıyorsunuz. Alıştıkça da çocuklar, aileler torunlar kalıplaşıyorsunuz.

Sen aramadan bela seni bulmaz

Ama kahvehanesiyle, camisiyle her şey aynı... Türkiye’deymiş gibi yaşayacaksanız neden Amerika’dasınız?
Cevdet Özdemir: Ekonomik şartları, yolu, caddesi, okulu, sineması daha iyi... Yaşam için çok rahat bir ülke... Kalorifer sisteminden tutun da evlerin rahatlığına kadar... Türkiye’deki o kargaşayı görünce bunları özlüyoruz. Burası rahatlatıyor bizi...
Cemil Kahyaoğlu: Biz 25 senedir kamyonculuk yapıyoruz. Amerika’nın her iline gittik. Hiçbir zaman polis bizi sebepsiz durdurmamıştır. Mutlaka bir suç işlemişizdir. Kanada’da, Meksika’da, Türkiye’de öyle değil. Burada sen aramadıkça bela seni bulmaz.
Ünal Kahya: Aslında rahatlık bayanlarda var.
Cevdet Özdemir: Köyden gelen bayanı düşünün. Tarlada çalışıyordu, ahırı vardı, alış veriş uzaktı, araba yoktu... Burada hep araba kullanıyorlar.

Kadınlar çalışıyor mu?
Cevdet Özdemir: Var. İlk jenerasyondan restoranda, fabrikada çalışanlar var. Şimdi bankada çalışanlar da var.

Çocuklarınız daha çok Amerikalı mı Türk mü?
Cevdet Özdemir: Aile nasıl istiyorsa çocuklar biraz öyle yetişiyor. İdeali tabii, burada doğan çocukların artık Amerikalı olduklarını hissetmeleri... Bizim gibi yabancı hissetmemeleri lazım. Buradaki okullara gittiklerinde tabii ki Türk, Müslüman olduklarını bilecekler ama bunu Amerikalılara böbürlenerek söylemenin onlara faydası olmaz. Amerikalı olduklarını anlatıp, o rahatlıkla okula göndererek yabancılık hislerini önlemeye çalışıyoruz.

Kim kimdir?

Cemil Kahyaoğlu (45)
Lefter Amca’nın peşinden gelen ilk üç kişiden biri Fethe KahyaoğluÖ Bugün onun sülalesinden en az 600 kişi Amerika’da yaşıyor. Oğlu Cemil Kahyaoğlu, 1978’te 10 yaşındayken gelmiş. “Götürdüler beni Brooklyn’de bir okulun bahçesine bıraktılar. İngilizceyi Çinlilerle, zencilerle öğrendim” diyor. 1988 yılında kamyonculuğa başlamış, 2009 yılından beri akrabası Ünal Kahya ile birlikte dampercilik yapıyor. “Günde 40 araba kaldırıyoruz. Misal yarın akşam otoyolu bütün biz küreyeceğiz” diyor.

Ünal Kahya (52)
Ünal Kahya, şoförlüğe 12-13 yaşında başlamış. “İlk trafik kazam 13 yaşında... Minibüs kullanırken bir kişi öldü. Sonra otobüs şoförlüğüne geçtim” diyor. Amerika’ya 1985 yılında Kanada üzerinden kaçak gelmiş. “Ben İngilizce ‘one, two, three, four’ biliyordum. Bir iki kelime daha öğrettiler. Sonra elimize verdiler benzin pompasını” diyor. O günlerde kendisiyle birlikte benzincide yatıp kalkanlar arasında öğretmenler, inşaat mühendisleri de olduğunu gülerek anlatıyor.

İhsan Yılmaz (73)
Yağlıdere’den gelen ilk isimlerden biri de İhsan Yılmaz... Türkiye’de zurnacıymış. “Düğünlerden Amerika sevdasına tutulduk” diyor. Amerika’ya gelirken vize ve gümrük işlemlerini nasıl halledeceğini Amerika’daki bir arkadaşının doldurup yolladığı kasedi dinleyerek öğrenmiş. 1974’te Amerika’ya geldikten sonra 9 yıl bir Rumun yanında çalışmış, sonra kendi restoranını açmış. İlk geldiği günleri “Türk görmeye hasrettik. Camiye gidemezdik. Şimdi Allah’ıma şükür her şeyimiz oldu” diye hatırlıyor.

Cevdet Özdemir (45)
Türk-Amerikan Giresunlular Derneği’nin başkanı Cevdet Özdemir, ABD’de üniversite okumuş ender YağlıderelilerdenÖ 1987’de gelmiş. “Türkiye’nin durumu çok kötüydü. Öğretmen bile olsanız alacağınız maaş 200 dolardı. Burada benzin istasyonunda haftada en az 200 dolar kazanıyordunuz. Biraz fazla çalışınca yılda 10 bin dolar biriktirmek mümkündü” diyor. 1995 yılında elektrik mühendisliğinden mezun olduktan sonra abisiyle benzin istasyonu açan Özdemir’in 4 benzinliği var.

YARIN: Amerikan rüyasını yaşayan Türkler... ABD'ye yatırım yapan iş adamlarının hikayesi...

'Mıknatıs adam' her şeyi çekiyorİzmir'in Konak ilçesindeki Basmane semtinde otel işleten Ethem Arslan (69), 1980'li yıllarda bir televizyon programında gördükten sonra denedi ve vücudunun belirli bölgelerinin metalleri bir mıknatıs gibi çektiğini fark etti. Arslan'ın göğsüne ve sırtına yapıştırdığı metal kaşık, kase, tepsi, bozuk para gibi materyaller, saatlerce düşmeden durabiliyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber