Antika tüfeğe bakıp beni terörist ilan ettiler

Ergenekon davasının tutuklu sanığı, gazeteci Vedat Yenerer, “Sayın savcılar, 135 yıllık antika tüfek, PKK kamplarında çekilmiş haber amaçlı fotoğraf ve Veli Küçük’ü tanıyor olmamı gerekçe gösterip bana terörist yaftasını kolayca vurdular” dedi

Antika tüfeğe bakıp beni terörist ilan ettiler

Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından gazeteci Vedat Yenerer savunmasında, “Sayın savcılar, 135 yıllık antika tüfek, PKK kamplarında çekilmiş haber amaçlı fotoğraf ve Veli Küçük’ü tanıyor olmamı gerekçe gösterip, bana terörist yaftasını kolayca vurdular” dedi. Yenerer, polislerin PKK kamplarındaki fotoğrafları alırken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dizinin dibine oturduğu Gulbeddin Hikmetyar ile Hamas lideri Şeyh Ahmet Yasin’le olan fotoğrafları almadığını söyledi.
Silivri Cezaevi’nde devam eden Ergenekon davasının dün görülen 30. duruşmasında, “terör örgütü üyesi olmak” suçlamasıyla yargılanan gazeteci Vedat Yenerer savunmasını yaptı. Yenerer, 18 yıldır sarı basın kartı taşıdığını, meslek hayatında yalan, iftira ya da yüz kızartıcı hiçbir suç işlemediğini ve ceza almadığını belirtti.

‘Eleştiri yazısıyla başladı’
Başbakan hakkında yazdığı eleştiri yazısı nedeniyle hakkında 2 dava açıldığını hatırlatan Yenerer, “başına ne geldiyse, bu süreçten sonra geldiğini” söyledi. Erdoğan aleyhine yazı yazan ve hakkında dava açılan herkesin Ergenekon davasında sanık olduğunu öne süren Yenerer, “Bu terör değil, intikam operasyonudur” dedi.
Arabası aranırken polislerin abartılı güvenlik önlemi aldığını, “Çakal Carlos’un bile böyle yakalanmadığını” iddia eden Yenerer, bu görüntü karşısında, “utancından yerin dibine girdiğini” kaydetti. “Terör örgütü PKK’nın kamplarında haber amaçlı Murat Karayılan gibi kişilerle çektiği 11 fotoğrafın da dosyaya konularak, bunlarla PKK ile irtibatının ortaya konulduğu iddiasında bulunulduğunu” ifade eden Yenerer, Abdullah Öcalan ile çekilmiş fotoğrafının olmadığını söyledi.
“Kanlı kukla PKK” adlı kitabında yer verdiği söz konusu belgesel fotoğrafların, 1991-1994 arasında çekildiğini ve gazetelerde de yayımlandığını anlatan Yenerer, şunları söyledi:
“Polis, PKK ile olan fotoğraflarımı aldı ama dünyanın en kanlı terör örgütlerinden Hamas lideri Şeyh Ahmet Yasin ile Gazze’de çekilmiş, Erdoğan’ın dizinin dibine oturduğu ortaçağ zihniyetindeki Gulbeddin Hikmetyar ile çekilmiş fotoğrafları almadı.” Yenerer, bu fotoğrafları da mahkemeye sundu.
Yenerer, “Sayın savcılar, 135 yıllık antika tüfek, PKK kamplarında çekilmiş haber amaçlı fotoğraf ve Veli Küçük’ü tanıyor olmamı gerekçe gösterip terörist yaftasını kolayca vurdular” diye konuştu.
Yenerer çapraz sorgusunda ise cezaevindeki koşullardan yakındı. Bir telefon görüşmesinde “5 sene sonra bu savcıların hiçbiri ortada kalmayacak” dediğini ve buna iddianamede yer verildiğini anlatan Yenerer şöyle konuştu: “Bu öngörümde yanıldım. Kaçamayacaklar. 10 aydır mesnetsiz iddialarla beni hapis yatırdılar. Hukuk mücadelem, sırtlarındaki ceketlerini alana kadar sürecektir.”
Yenerer’in avukatı Vural Ergül de iddianameye ilişkin eleştirilerde bulunarak “Irak’ta Bush’un kafasına atılan iki ayakkabının imhası istendi. Buna ayakkabıların suç delili olduğu gerekçesiyle itiraz edildi. İşgal altındaki Irak’ta bile delil imhası tartışılırken, burada savcı ve hâkimler el ele verdi, davanın delilleri olan el bombaları imha edildi” dedi.

‘Tuncay Güney geldi mi?’
Sanık avukatlarından Tolga Akalın, soruşturmanın kilit isimlerinden Tuncay Güney’in emniyetteki ifadesinden yola çıkarak, Güney’in bu yıl ocak veya şubat ayında Türkiye’ye geldiğini öne sürdü. Mahkeme de, Güney’in 2008 yılında Türkiye’ye giriş yapıp yapmadığının emniyetten sorulmasına karar verdi.

‘Silah için fişek bile bulunamadı’
Evinde bulunan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde yapılan 135 yıllık tüfeği 2000’de Erbil’de antika dükkânından 75 dolara satın aldığını, bunu daha önceki televizyon programlarında ve açtığı bir sergiye de koyduğunu anlatan Yenerer, “Silahı Kuzey Irak’tan kaçak olarak getirdiğim iddialar arasında. Habur Gümrük Kapısı’ndaki polis ve gümrükçüler eski ve pas içinde olması nedeniyle dikkate almadılar. Tüfeği yasadışı yoldan Türkiye’ye sokmadım. Erbil’de bir kalaş 50 dolar, bir el bombası 10 dolar, kanas 150 dolara satılıyordu” dedi.
Yenerer, bu tüfeği denemek için fişek bulunamadığını, tek fişek hazneli, üstten doldurmalı tüfeğin ‘vahim silah’ olarak kayda geçildiğini belirterek, 135 yıllık hurda tüfeğin Ergenekon’un cephaneliğine yazıldığını söyledi. Wendl markalı tüfeğin, Alman tüfeği olan mavzer yazılarak vahim nitelikli silah sınıfına sokulduğunu ifade eden Yenerer, mahkemenin kelime oyunuyla yanıltıldığını savundu. Yenerer, iddianamede silah denilen malzemelerle Bolu’daki bir köyün bile ele geçirilemeyeceğini savundu.
Mahkeme heyeti, Yenerer’den elde edilen tüfeğin atışa uygun olup olmadığı, vahim nitelikte olup olmadığı ve 6136 sayılı yasa kapsamına girip girmediği konularında Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını kararlaştırdı.

‘Ağlıyorum’
TSK’nın bir generaliyle telefon görüşmesi yaptığı için bir hukuk skandalıyla tutuklandığını savunan Yenerer, “Tam 10 ay oldu. Bu akıl almaz hukuk ihlalleriyle evimden, eşimden, şu anda 4 yaşına girmeye hazırlanan canım kızım Ayşe’mden koparıldım. Ağlıyorum, ağlıyorum, ağlıyorum” dedi. Yenerer, Yeniçağ gazetesinde yazdığı “Acınası Türk Medyası” başlıkla yazısıyla da kimseyi tehdit etme niyetinin olmadığını, amacının Basın Konseyi’nin dikkatini çekmek olduğunu söyledi.

Hatay'da kahreden olayKilis’te foseptik çukuruna düşen buzağıyı kurtarmak için giren 3 kişi metan gazından zehirlenerek hayatını kaybetti.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber