Aynı Tanrı’nın çocuklarıyız

Erivan’da Ermeni stili taş evinde sorularımızı yanıtlayan Civan Kasparyan’ın ailesi 100 yıl önce Muş’ta yaşamış. Ailesinin tehcire maruz kaldığını söyleyen Kasparyan, “Hayat çok kısa, düşmanlık içinde yaşasak ne olacak? Hepimiz aynı Tanrı’nın çocuklarıyız” diyor

Aynı Tanrı’nın çocuklarıyız

Erivan’daki eski Ermeni stili taş evinde görüştüğümüz dünyaca ünlü duduk ustası Civan Kasparyan, Türkiye ile Ermenistan arasındaki yakınlaşmadan son derece memnun... Kasparyan, Türkiye’de bugüne dek birçok kez konser vermiş, Türkleri çok yakından tanıyan bir sanatçı. Ben daha soru sormadan “100 yıl önce olmuş olayların iki halkı ayırması kadar saçma bir şey olamaz” diye söze başlıyor. Üstelik Kasparyan, ailesi tehcire maruz kalmış on binlerce Ermeniden biri. Tehcir sırasında ailesinin başına gelenleri şöyle anlatıyor:

‘Bizi bir Türk kurtardı’ ağıtı
“Benim büyük dedelerim 100 yıl önce Muş’ta yaşıyordu. Tehcir sırasında aile ortadan kalkıyor, ama komşuları da bir Türkmüş ve ailenin 7 çocuğunu götürüp ahırda saklamış. Çocukların hepsi de kurtulmuş. Benim ninem de bu 7 kardeşin en büyüğü. Ben küçükken ninem ‘Siz, Türkler kötü diyorsunuz ama benim ailemi bir Türk kurtardı’ diye ağlardı. ‘O Türkü bulursam altından heykelini yapacağım’ derdi...”
Kasparyan, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin dönüp dolaşıp tıkandığı “soykırım” konusu için, “Soykırım bir gerçektir, bunu kimse inkâr edemez. Ama 100 yıl önce olan olaylar neden şimdi halkların yakınlaşmasına engel olsun ki?” diyor. Aslında Kasparyan’ın tüm bu olaylara bakışı tam bir “evrensellik” ve “sanatçı duyarlılığı” içerisinde... “Halkın hiçbir suçu yok. Kimse savaş istemiyor. Hayat çok kısa, düşmanlık içinde yaşasak ne olacak? Ben şimdi Türkçe bilseydim memnuniyetle konuşurdum. Hepimiz aynı Tanrı’nın çocuklarıyız” diyor. Ermenilerle Türklerin, hatta Ermenilerle Azerilerin birbirleriyle “hep iyi anlaştıklarını” söylüyor.

‘Azeri arkadaşlarım var’
“Benim Azeri arkadaşlarım var, birbirimizi çok seviyoruz. Asım Kazımov, Şevket Hadimova, Sara Gadimova, bu sanatçıların hepsi benim arkadaşım. Sovyetler Birliği döneminde hafta sonları onları görmek için Bakü’ye giderdim. Onlar da buraya gelirlerdi. Azerilerle ilişkilerimiz Karabağ sorunu başlayıncaya kadar çok iyiydi” diyor.
“Bu Karabağ sorunu nasıl çözülecek?” dediğimde, “Benim anlamadığım bir şey var” diyor. “Nedir?” diyorum, Kasparyan’dan gelen yanıt belki de tüm insanlık tarihi boyunca sorulmuş olan soruları barındırıyor: “Erivan’da eskiden çok Azeri yaşardı, şimdi onların hepsi gitti. Bakü’de de bol Ermeni yaşardı. Karabağ’da ise Ermeniler ile Azeriler bir arada yaşardı. Şimdi ne orada Ermeni, ne burada Azeri kaldı. Buradan gidenler de evlerini bırakıp gitti, oradan gelenler de burada evsiz kaldı. Buna ne gerek vardı? Bu kadar insan öldü. Şimdi tekrar barış yapmanın yollarını arıyorlar. Peki, tüm bu savaş neden yapıldı, birisi bana bunu anlatabilir mi? İnsan hayatı bunun için çok kısa...”

NÂZIM VE GEVORG ARKADAŞMIŞ

Bilinmeyen fotoğrafta iki ünlü şair

Erivan’da tanıştığım onca insandan biri de Artaşes Emin; ünlü Ermeni şair Gevorg Emin’in oğlu. Emin, iki ülke arasındaki yakınlaşmanın “kaçınılmaz” olduğunu düşünenlerden. “Türkiye ve Ermenistan’ın bu kadar uzun bir tarihi paylaşıyorken iyi ilişki kurmamaları aptallık olurdu” diyor.

‘Nâzım Hikmet’i bilir misin?’
Emin ailesi, Ermenistan’a iki nesil önce Muş’tan gelmiş. Artaşes Emin, gerek Osmanlı İmparatorluğu, gerek Türkiye Cumhuriyeti döneminde Türk toplumunda kültür ve sanata katkıda bulunmuş çok sayıda Ermeni bulunduğunu hatırlatıyor: Türk Dil Kurumu’nun kurucusu Agop Dilaçar’dan, Osmanlı döneminde birçok mimari esere imza atan Balyan ailesi gibi ünlü Ermenilerden bahsediyor. Söz Ermenilerin en ünlü şairlerinden olan babası Gevorg Emin’e geldiğinde ise “Benim babam sizin ünlü şairlerinizden birinin çok yakın arkadaşıydı” diyor. “Kimin?” diyorum. Soruma bende şaşkınlık yaratan bir soruyla cevap veriyor: “Nâzım Hikmet’i bilir misin?”
Meğer Gevorg Emin, Nâzım Hikmet’in aralarında “soykırım”dan bahsettiği “Akşam Gezintisi” şiirinin de bulunduğu çok sayıda şiirini Rusçadan Ermeniceye çevirmiş. Daha sonra Nâzım Hikmet’in Sovyetler Birliği’nde yaşadığı yıllarda tanışıp arkadaş olmuşlar. Ben, Nâzım Hikmet’le Gevorg Emin’in arkadaşlığının Türkiye’de pek bilinen bir şey olmadığını daha sonra Nâzım Hikmet’in Türkiye’den Sovyetler Birliği’ne kaçışında ona yardımcı olan yazar Refik Erduran’dan öğreniyorum.

Kayıp kelimenin sırrı
Artaşes Emin, Nâzım Hikmet ile babasının arkadaşlıklarını ve ilginç anılarını şöyle anlatıyor: “Nâzım ile babam buluşup birlikte içki içerlermiş, hatta şu kadarını söyleyeyim; Rus kadınlarına birlikte asılırlarmış. Bir gün babam Nâzım’a ‘Biliyor musun, ben senin şiirlerini Ermeniceye çevirdim’ demiş. Nâzım da babama ‘Madem öyle, bana bir şiirimi Ermenice okur musun? Ermenice kulağa nasıl geldiğini merak ediyorum’ diye yanıt vermiş. Okurken şiirde Ermenice ve Türkçede ortak olan “şerbet” kelimesi geçer. Nâzım bu kelimenin şiirin orijinalinde, yani Türkçesinde olduğunu, ancak Rusçasında olmadığını bilir. Gevorg Emin’e ‘Dur bir dakika, sen bu kelimeyi nereden buldun, bu kelime şiirin Rusça çevirisinde yok’ der. Gevorg Emin ise ‘Ben onu Rusçadan Ermeniceye öyle çevirdim’ diye cevap verir. Yani şiir Türkçeden Rusçaya çevrilişi sırasında yitirdiği sözcüğü, Rusçadan Ermeniceye çevrildiğinde tekrar geri kazanır. Şiirin adı da
“Hoşgeldin Kadınım.”
Nâzım Hikmet’in “Akşam Gezintisi” şiirinin sansürlenmiş olduğu ve şiirin orijinalindeki 5 dizede soykırım konusuna atıfta bulunulduğu 3 yıl önce Nokta dergisi tarafından ortaya çıkarılmıştı.

Aynı Tanrı’nın çocuklarıyız

Nâzım Hikmet’in Türkiye’den Sovyetler Birliği’ne kaçışında ona yardımcı olan yazar Refik Erduran, Nâzım Hikmet ile Gevorg Emin’in birlikte çekilmiş fotoğrafıyla ilgili olarak “Bildiğim kadarıyla bu fotoğraf daha önce yayımlanmadı” dedi.

Aynı Tanrı’nın çocuklarıyız


ERİVAN’IN EN BÜYÜK PAZARI VERNİSAJ’DA HALKIN NABZI:
‘Anadolu’da biz de yaşamak istiyoruz’

Ermenistan’da geçirilen bunca günün ardından birisi bana “Erivan’da en sevdiğiniz yer neresi?” diye sorsa kesin “Vernisaj pazarı” derdim. Vernisaj, Erivan’ın merkezinde her pazar günü kurulan büyük pazarın adı. İçerisinde Ermeni ressamların yaptığı şahane yağlı boya tablolardan antika likör takımlarına, eski kitaplardan ikinci el giysilere kadar her şey mevcut. Ayrıca “Ermeni halkının nabzını tutmak için” ideal bir yer.
Pazarda ilk konuştuğumuz kişi dudukçu Lova Manukyan. Manukyan’ın duduklarının fiyatı 10 dolar ile 500 dolar arasında değişiyor. Önce duduklar hakkında bilgi veriyor, sonra “Biz Türkiye’yle iyi komşu olmak istiyoruz, yöneticiler sınırı açarsa biz tabi ki seviniriz” diyor. Manukyan duduk konusuna geri dönecekken ben yeniden “açılım”ı soruyorum ama kendisi siyaset konuşmaya pek hevesli değil: “Cumhurbaşkanımız ne derse biz onu yaparız” diyor.

Almanya ve İsrail örneği
Oradan Elvis Presley plakları da dahil tezgâhında her tür antikanın mevcut olduğu Jacob’un yanına geçiyoruz. Jacob, “Bence Türkiye ile Ermenistan, Almanya ve İsrail gibi olmalı” diyor. “Nasıl yani?” dediğimde, Ermenistan’da herkesin siyasi görüşünün merkezinde “soykırım” konusu olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor: “2. Dünya Savaşı sırasında Almanya 6 milyon Yahudiyi öldürdü, ama şimdi her türlü ekonomik, siyasi ilişkileri mevcut. Biz de 1915’te olanları asla unutmamalıyız ama Türkiye’yle ilişki kurmamazlık yapamayız. 21. yüzyılda kapalı sınırlar kabul edilemez” diyor.

‘Türkiye’de çalışmak istiyorum’
Başında iki kadın bulunan bir giysi tezgâhına yanaşıyoruz, kadın satıcı Neli Vartanyan’a Türkiye’den olduğumuzu söyleyince o da “Aslen Vanlı” olduğunu söylüyor. “Benim dedelerim Van’dan sürülmüş. Ama bunun bugün için hiç önemi yok, biz artık barış istiyoruz. Biz daha önce Azerilerle de çok iyi anlaşırdık, akrabaydık, sonradan böyle oldu” diyor. Konuştukça anlıyorum ki Vartanyan’ın Türkiye’yle ilgili iyi düşünceleri daha önce oraya çalışmaya giden Ermeni arkadaşlarından duyduklarıyla da ilgili: “Türkiye’ye çalışmaya giden arkadaşlarım orada çok iyi karşılanmışlar, Türkler çok iyi insanlar diyorlar, iş bulursam ben de gidip orada çalışmak istiyorum.”

Neden sadece Kürtler ve Türkler?
Son olarak bir resim tezgâhına yanaşıyoruz, hepsi birbirinden güzel ve özgün yağlı boya resimlerin bulunduğu tezgâhın sahibi Tamara Kesoyan, “Bunları eşim ve oğullarım yaptı, ben de satıyorum” diyor. Kesoyan, Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesini savunanlardan. “Dünya artık global bir yer oldu, globalleşen bu dünyada kapalı sınırlar ne demek? Türkiye ile ilişki kurulmasına tabii ki destek veriyorum, ama bu olay bununla sınırlı kalmamalı” diyor. “Ne istiyorsunuz?” dediğimde birçok Ermeninin gönlünden geçen arzuyu sesli dile getiriyor: “Biz önceden yaşadığımız o topraklarda tekrar yaşamak istiyoruz. ‘Oralar Ermenilerin olsun demiyorum’ ama neden sadece Türkler ve Kürtler yaşıyor? İzin verin, Ermeniler de yaşasın...”

__ BİTTİ __

Otopark yüzünden komşusunu vurduNevşehir'de otopark yüzünden çıkan tartışmada komşusu tarafından pompalı tüfekle vurulan kişi ağır yaralandı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber