‘Film, izleyici düşünülerek çekilmeli’

26 Nisan’da Türkiye’de gösterime giren Fransa yapımı kara komedi türündeki ‘Seninle Başım Dertte / En liberté!’yi yönetmeni Pierre Salvadori’yle konuştuk

‘Film, izleyici düşünülerek çekilmeli’

Dünya prömiyerini geçen yıl Cannes Film Festivali’nin Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde yapan Fransa yapımı ‘Seninle Başım Dertte / En liberté!’, Türkiye’de 26 Nisan’da gösterime girdi. Film, polis olan eşini kaybeden polis Yvonne Santi’ye odaklanan bir kara komedi. Eşini herkes gibi bir kahraman zanneden Santi, zamanla eşinin yoz bir polis olduğunu ve onun suçları nedeniyle masum bir adamın hapiste olduğunu öğreniyor. Başrolünde Santi’yi Fransız sinemasının gözde isimlerinden Adèle Haenel’in canlandırdığı filmi, yönetmeni Pierre Salvadori ile konuştuk.

- Filmin çıkış noktasının hikâye anlatımına duyduğunuz sevgi olduğunu okudum. Biraz açabilir misiniz?

Aslında filmde hikaye anlatımının önemi, Santi’nin çocuğuna anlattığı hikayelerle başladı. Ama bunun öncesinde de hikaye anlatımının gücüne çok inanıyorum. Filmleri ve hikâyelerini çok seviyorum. Hikâye anlatımının bizi hakikate yakınlaştırdığını ve hayatınızı aydınlattığını düşünüyorum.

- Kara mizah filmde çok ön planda.

Mizah benim için önemli. Kara mizahın seçmemin nedeni ise biraz rahatsız edici bir mizah anlayışını sevmem. Sadece ironik değil, can sıkıcı ve zalim bir mizahı severim. Filmdeki mizahi ton, benim mizah zevkimi yansıtıyor kısacası.

- Marsilya’da gençliğinizden ne buldunuz?

Marsilya’da mekân bakarken denize açılan bir sokak gördüm ve rengi, dokusu, kokusu, her şeyiyle gençliğimin hislerini verdi. Bütün hikâyeyi bu kasabada çekmeye karar verdim.

‘Film, izleyici düşünülerek çekilmeli’
- Filmi Marsilya’da çekme nedeniniz neydi?

Öncelikle Fransa’nın güneyinde film çekmeyi seviyorum. Işık çok güzel ve günler daha uzun olduğu için çekim yapmak daha kolay. Gençliğime dair bir şeyler de hatırlatıyor. Ayrıca filmde yozlaşmış bir polis karakteri var ve yozlaşmış polisler Marsilya’nın bir geleneği adeta. Fransa’nın güneyine indikçe polis ve suçlu arasındaki sınır bulanıklaşır.

- Filmde Agnès Parent’i canlandıran Audrey Tautou ile birçok kez çalıştınız. İş birliğinizden bahsedebilir misiniz?

Onunla ilk kez ‘Zengin Avcısı / Hors de prix’ (2006) adlı bir filmde çalıştım ve yeteneklerine hayran kaldım. Sonra da ‘De vrais mensonges’da yeniden bir aradaydık. Bence, benim film çekme yöntemimi, zanaatimi çok iyi anlıyor. Bir kez bana “Bensiz film çekme, kısa bir bölüm bile olsa oynayayım” dedi. Bu filmde de ona Adele’in (Haenel) oynadığı karakteri veremezdim çünkü bir polisti ve aksiyon sahneleri vardı. O yüzden yan karakteri verdim ve bence rolüne çok fazla duygu yükledi. Karaktere getirdiği hüzün, melankoli inanılmaz. Karakteri hiç komik bir sahnesi olmayan bir karakter. Bu yüzden de bu tonda bir filme onunki gibi bir performansı uydurmak zor bir işti ama başardı.

- Adèle Haenel gibi dramatik rollerine alışkın olduğumuz bir isimden komedi ağırlıklı bir performans alma süreci nasıldı?

Onu farklı filmlerde gördüm ve bunlardan biri ‘Les combattants’dı. Bu filmde ondaki komik olma isteğini hissettim. Daha fiziksel bir komedi yapma hevesi var gibi geldi ama emin değildim. Çok sevdiğim bir oyuncuydu ve teklifi kabul etti. 4-5 gün sonra benim dilimi anladı ve izlediğiniz performans ortaya çıktı. İnsanlar şaşırdı. Çok zeki bir oyuncu. Sadece Adele değil, birçok oyuncu alışıldık rollerinin dışında rollerde bu filmde. Kalıpların dışına çıktıkları için hepsi memnun oldu filmden.

‘Cannes umurumda değil!’

- Cannes’da Yönetmenlerin 15 Günü’ne seçilmek şaşırtıcı mıydı?

Evet, açıkçası öyleydi. Çünkü genelde bu bölümde komedi türünde filmler olmuyor. Yani bir yandan Cannes’ı hiç beklemedim ve hiç umurumda değil. Çünkü şu durumdan hoşlanmıyorum: Cannes’a iki ay kala tüm sinema sektörü felç olmuş gibi Cannes’ı bekliyor. Bence bir yönetmen özgür olmalı. “Cannes ne yapacak?” diye düşünerek film çekilmez, izleyiciyi düşünmek zorundasınız. Özgürce film çekerseniz ve Cannes’a seçilirse ne âlâ. Tek umurunda olan film çekmek. Seçildikten sonra gördüğü ilgi ise güzeldi tabii ki. Film ilk gösterimini Cannes’da yapacağı için izleyici nasıl tepki verecek diye merak ediyordum. Ama insanlar kahkahalara boğuldu. Belki Cannes’daki filmler karanlık olduğu için de bu kadar güldüler ama ben çok rahatladım.

3 gün 3 gece sürdü! Aşiret düğününde geline takılan altının ağırlığı...Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinde üç gün üç gece süren aşiret düğününde geline 1 kilo altın, damada ise 150 bin lira para takıldı. Terörün tamamen bitmesinin ardından ilk defa 2900 rakımlı Kato Dağı'nda gelin ve damat düğün resimleri çektirirken, kesilen 60 koyunun etinden ve 3 ton pirinçten hazırlanan kavurma ve pilav davetlilere ikram edildi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber