Gökkuşağı ülkesinde - Ayaklanmadan müzakereli devrime

Soweto’daki ateş, Güney Afrika’da bir devrimin yolunu açtı. Dönüşüm silahla değil müzakereyle olacak, adına da ‘müzakereli devrim’ adı verilecekti. Soweto ayaklanması”nı anlayabilmek için, Soweto’yu biraz tanımak gerekiyor

Gökkuşağı ülkesinde - Ayaklanmadan müzakereli devrime

Ne oldu da, ülke içinden ve dışından gelen tepkilere ve reform taleplerine aldırmayan, ırkçı rejimi zulüm ve zorla uygulamakta ısrar eden Güney Afrika yönetimi, müzakere masasına oturmayı kabul etti?
Rejimin karar merkezindeki bütün kadrolar,1980’lerin ikinci yarısına girildiğinde, Apharteid’ın sürdürülemez noktaya geldiğini seziyor, hatta görüyorlardı. Önceki gün görüştüğümüz Dave Steward da bunu açıkça söyledi.
“Geçiş süreci”ni rejim adına yürüten çekirdek ekibin önemli isimlerden Steward, o dönem devlet başkanı F. W. de Klerk’in başdanışmanıydı. ™imdi onun adına kurulan vakfın (F. W. de Klerk Foundation) başkanlığını yapan Steward, eski büyük elçi olmanın yarattığı alışkanlığın da etkisiyle epeyce “diplomatik” konuştu, ama müzakere süreciyle ilgili önemli bilgiler de verdi. Beyazların bu sürece dair bakış açılarını yansıtan bu değerli bilgileri yeri geldiğinde aktaracağım.
Evet, tarihin sarkacı 1980’lerin sonuna doğru salınırken, bir dönemin sonuna gelindiği artık aşikârdı. Peki, bu son ne zaman başlamıştı? O sarkacın bu yöne doğru harekete geçmesini sağlayan neydi?
Tarihsel gelişmelerle ilgili bu tür soruların tek ve net cevabı olmaz, biliyorum. Lakin yine de, bugünden bakıldığında, sarsıntının hissedildiği bir somut nokta tespit edilebilir. Çoğu kişiye göre, bu nokta, 16 Haziran 1976’da patlayan “Soweto ayaklanması”dır.
“Soweto ayaklanması”nı ve etkilerini anlayabilmek için, Soweto’yu biraz tanımak gerekiyor.
Soweto, acılı bir doğumun çocuğudur. Siyahların, Johannesburg’tan zorla sökülmelerinin ürünüdür. Yıl 1963’tür (Benim de doğduğum yıldır). Gözünü altın bürümüş “yatımcılar”, Johannesburg ve çevresinde yeni madenler açmakta, var olanları da büyütmekteler. Zenginlerin işgücü, yoksulların da iş ihtiyacı, siyahları kitleler halinde Johanneburg’a sürükler. Siyah nüfusun artışından tedirgin olan ırkçı yönetim, siyahları kent merkezinden çıkarıp şehrin çeperlerine yerleştirme kararı alır. Mevcut Township’lere yenileri eklenir ve bunlar birleşerek Soweto’yu meydana getirir.
Her türlü altyapıdan yoksun, derme çatma barakalardan oluşan bu yeni yerleşim, sefaletin en koyu hallerini temsil eden bir simgeye dönüşür zamanla. Bu simgenin diğer yüzünde ise, giderek keskinleşen “siyah öfke” yer alır.
Sharpeville katliamının doğurduğu tepkinin siyahlarda kalıcı bir direnişe dönüşmediğini, ANC’nin silahlı mücadele başlatma kararının korkulan etkiyi yaratmadığını gören ve bundan cesaret alan yönetim, ırkçı rejimi daha da sertleştirmeye yönelir. 1976 yılının başlarında, eğitim politikasında bu yönde bir değişiklik yapılır. Egemen beyaz sınıfın dili olan Afrikanca başat eğitim dili olarak belirlenir. Siyahların büyük bölümünün kullandığı İngilizce, sadece teknik-pratik derslerle sınırlanır. Yerel dillere de, yalnızca din ve müzik derslerinde izin verilir.

Özgürlük şarkısı Nkosi Sikele
Bu karar, siyahların zaten zayıf olan gelecek umutlarını tamamen söndürme anlamına gelir. Öğrenciler, tepki vermekte gecikmezler. Önce boykotlar yapılır, sonra yürüyüşler. 16 Haziran 1976’da kitlesel bir gösteri yapılması kararlaştırılır. O gün, büyük bir kısmı ilk ve ortaokul öğrencisi olan binlerce kişi yürüyüşe geçer. Bu kitlesellikten ürken ve sinirlenen polis şefleri, gösteriyi dağıtmak isterler. Ama gençler kararlıdır, dağılmazlar; bunun yerine hep birlikte özgürlük mücadelesinin şarkısı olan “Nkosi Sikele”yi söylemeye başlarlar. Öfkeden çılgına dönen polisler, önce köpekleri salarlar üzerlerine, sonra gaz bombaları ve ardından ateş gelir. İlk ateşte bir çocuk vurulur. Kanlar içinde yere düşüp bir arkadaşının kucağında can veren 13 yaşındaki bu çocuk, daha sonra direnişin ve özgürlüğün sembolü haline gelecek olan Hector Pieterson’dır.

Soweto’nun yüreklisi Biko
O anı tüm çıplaklığıyla gösteren fotoğraf, Güney Afrika’nın ve dünyanın dört bir yanına acımasızlığın ve acının çıplak yüzü olarak yayılır.
Hector’u katleden kurşun, siyah öfkeyi de patlatır.
Önce Soweto ayaklanır; sonra Güney Afrika’da siyahların yaşadığı her yer. Irkçı yönetim vahşice saldırılarla cevap verir. 1977’nin başlarına kadar devam eden ayaklanmalarda yüzlerce kişi polis kurşunlarıyla ve işkencelerde can verir. Bunlardan biri de Soweto’nun yürekli çocuğu Steve Biko’dur.
İyice ağırlaşan baskılar karşısında yüz binlerce kişi ülkeyi terk etmek zorunda kalır.
Yönetimin sınır tanımaz insafsızlığı, dünya çapında ırkçı rejime karşı yürütülen boykot kampanyalarının yoğunlaşarak yayılmasına yol açar. Uluslararası kıskaç giderek daralmaktadır. Rejimin sonunu getirecek en önemli gelişmelerden biri başlamıştır artık.
İkinci gelişme ülke içinde ve siyahlar arasında yaşanır. Soweto ayaklanmasını başlatan değil, ama sonradan devreye girip yöneten ANC’ye destek ve katılım olağanüstü boyutlara ulaşır. Sürgündeki büyük kitle, ANC’nin doğal kadro kaynağı haline gelir.
ANC, silahlı mücadele kararını 1961’de almıştı; ama bu kararı hayata geçirme konusunda hep çekingen ve temkinli davrandı. Soweto ayaklanması, silahlı mücadelenin meşru ve gerekli olduğu fikrinin yerleşmesine neden olur.

Gökkuşağı ülkesinde - Ayaklanmadan müzakereli devrime

Hector’un yaşlarında üç çocuk, neşe içinde Nkosi Sikele’yi söyleyerek bize küçük bir gösteri sundular.

Topyekün mücadele ve direniş
1980’lerin başına gelindiğinde ise, ANC hedef olarak, ülkeyi yönetilemez hale getirmeyi belirler. Rejim, buna “topyekzn saldırı” politikasıyla cevap veriri. ANC’nin cevaba cevabı ise “topyekzn mücadele ve direniş”tir.
Siyahların her an her yerde ayaklanabilecek duruma gelmesi, yönetimi sürekli bir teyakkuz haline sokar. 1985’te olağanüstü hal ilan edilir. Başkan, acımasızlığından dolayı Büyük Timsah lakabıyla anılan Botha’dır. İşin ilginç yanı, aynı yıl, aynı başkan, Mandela’yla müzakere şartlarının yoklanması talimatını verir ve ilk temaslar böylece kurulur.

Baez’den Biko dinlemek
Soweto’da kıvılcım alan ateş, Güney Afrika’da bir devrimin yolunu açmıştır. Siyahların acılarla keskinleşen öfkesine, beyazların derinleşen korkusuna, ırkçı rejimin bu korku üzerine inşa ettiği insanlık dışı politikalara rağmen, dönüşüm silahla değil, müzakereyle olacaktır. Bu devrime de, bu nedenle “müzakereli devrim” adı verilecektir.
Soweto, uzaktan sevdiğim, kalbime yerleştirdiğim bir şehir, daha doğrusu bir metafor. Dün buradaydım. Mandela’nın ve Desmond Tutu’nun evlerinin olduğu sokakta yürüyorum. Kulaklarımda Miriam Makeba’nın “Soweto Blues” şarkısı. Akşamın serin esintisine Joan Baez’ın “Steve Biko”su da karışıyor. Mandela House’un köşesinde ise, Hector Pieterson’un yaşlarında üç çocuk, neşe içinde Nkosi Sikele’yi söyleyerek bize küçük bir gösteri sunarlar...
Not: Dünkü yazıda BDP yerine, yanlışlıkla MHP yazmışım. Heyette MHP milletvekillerinin yer almadığını hatırlatır, bu yanlışlık için okurlardan özür dilerim.

Erzurum’da şimşekler geceyi aydınlattıErzurum’da akşam saatlerinde aniden bastıran yağmur hayatı olumsuz etkiledi. Gök gürültüsü ve sağanak yağışın beraberinde çakan şimşekler gökyüzünü aydınlattı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber