Rakamlar tutarsız somut belge yok

Ermeni ayaklanmalarının başladığı yıllarda yaklaşık 25 bin Türk’ün silahlı Ermeni çeteleri tarafından öldürüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Karaca, ‘Ermeni iddialarında bahsedilen rakamlar tutarsız’ dedi

Rakamlar tutarsız somut belge yok

Rakamlar tutarsız somut belge yok
Bozok Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca, Ermeni ayaklanmalarının başladığı 1890-1896 yılları arasında 25 bin Türk’ün öldürüldüğünü belirtirken, “Bu dönemde isyan eden Ermeniler de hayatlarını kaybetti. Ancak ortaya atılan rakamlar o kadar tutarsız ki. Örneğin Nalbandian, 50 bin ile 300 bin Ermeni’nin öldüğünü iddia ediyor.

Aradaki yanılma payı 250 bin kişi olması iddialarını baştan çürütüyor. 1. Dünya Savaşı başladıktan sonra sadece Doğu Anadolu bölgesinde Ruslar tarafından tehcire tabi tutuldukları sırada veya Ermeniler tarafından katledilen Müslümanların sayısı ise 410 bin. Katledilen Müslümanların yaşadığı köyler ve isimleri Osmanlı genelkurmayı tarafından listelendi” diyor.
‘Kayıp 200 bin civarında’

Tehcir konusunda Talat Paşa’ya ait olan bazı kayıtların doğru yorumlanması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Karaca’nın verdiği bilgiler şöyle: “Kayıtta yer alan 924 bin kişinin tehcire mi tabi tutulduğu, yoksa bu kişilerin tehcire tabi tutulmasının mı planlandığı belirtilmiyor. 1914 yılı Osmanlı kayıtlarına göre Ermeniler’in toplam nüfusu 1 milyon 200 bin civarında. 1 milyon 200 bin kişinin öldürüldüğünü iddia etmek geriye neredeyse hiç Ermeni kalmaması demek. Tehcir de Ermeni kayıpları 200 bin civarında. Çoğu salgın hastalıktan hayatını kaybediyor. Kafilelere saldırarak Ermenileri öldüren 2 binden fazla suçlu idam ve farklı cezalara çarptırıldı.”

Sözde soykırım iddialarını Alman arşivlerinde araştıran Atatürk Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Prof.Dr. Selami Kılıç ise şunları söyledi:

“1. Dünya Savaşı sırasında Ermeni çetelerinin korumasız ve masum Türk halkına yönelik kıyımları Alman Dışişleri Bakanlığı Siyasi Arşiv belgelerinde yer alıyor. Bu kıyım, Doğu Cephesi’ndeki savaş durumuna son veren Erzincan Mütarekesi’nden sonra kitlesel bir katliama dönüşüyor. Örneğin 18 Mayıs 1915’te Erzurum Konsolosluğu’ndan ulaşan haberleri Alman Dışişleri Bakanlığı’na ileten Büyükelçi Hans von Wangenheim; Van’ın Ruslar tarafından işgal edildiğini, Ruslarla işbirliği yapan Ermeniler’in Müslümanları katlettiklerini, 80 bin Müslüman’ın Bitlis’e doğru kaçtığını dile getiriyor. Büyükelçi Bernstorff, İstanbul’dan Alman Dışişleri Bakanlığına; Ermeni mezalimi yüzünden Erivan, Iğdır ve Nahcivan’dan Bayezid’e göç eden Müslümanların sayısının 10 bine ulaştığını, bunların büyük bir kısmının ise yiyecek, içecek ve barınma zorlukları nedeniyle İran’a gönderildikleri aktarılıyor.”

‘Türk düşmanlığı sistemli yayılıyor’

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giray Saynur Derman, Diasporasının özellikle ABD ve yurtdışındaki faaliyetleri hakkında araştırma yapan uzmanlar arasında. Prof. Dr. Derman’a göre Türkiye’ye karşı uygulanan Ermeni diasporası faaliyetleri Türkiye-Ermenistan arasındaki diplomatik yakınlaşmayı da engelliyor.

Prof. Derman, “Diasporanın ABD’de toplam 1000 civarında kuruluşu var. ABD’deki Ermeni Diasporasının diğer ülkelere göre en güçlü ve etkili derneği Amerika Ermeni Birliği ve Amerika Ermeni Milli Komitesi (ANCA). Her iki dernek de diasporanın yönetiminde, ‘Türkiye karşıtı’ faaliyetlerini yoğunlaştırarak devam ettiriyor. 1967’de Ermeni Diasporası sistemli yayılışının ilk göstergesini, Kaliforniya eyaletinin Montebello şehrine diktikleri ilk soykırım anıtı ile kanıtladı. Fransa’da ise Ermeni nüfusu 350 bini geçiyor. Fransız Ermeni Gençliği Hareketi aktif şekilde gençler arasında Türk düşmanlığını yayıyor” dedi.

‘Tehcir kararı güvenlik tedbiridir’

Dr. Ahmet Kılınç Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi-Hukuk Tarihi Anabilim Dalı Başkanı):
“Tehcir kararı, güvenlik tedbiridir. Güvenlik sorunu oluşturan grup ve üyeleri hakkında böylesi bir karar almak, hukuken meşrudur. O dönem yürürlükte olan Kara Savaşı Kanunları ve Geleneklerine ilişkin 18.10.1907 tarihli Lahey Sözleşmesi ilkelerinin 29’uncu maddesi, casusluk yapmanın suç olduğunu ve mahkeme kararı olmaksızın cezalandırılacağına amirdir. Bu mevzuat hükümleri ve vakaları beraber değerlendirdiğimizde Osmanlı idaresinin almış olduğu kararın hukuka uygundur. Savaş halinde olunmasına rağmen, göç ettirme, geride bırakılan mallar gibi hususların ‘idari tasarruflarla’ değil ‘kanunlarla’ düzenlenmesi, Osmanlı idaresinin konuya verdiği önemi gösteriyor. Bu tedbirler, savaş sırasında silahlı mukavemet, casusluk, ihanet gibi ülke savunmasına zarar veren herkes için uygulandı. Dolayısıyla bir grup ya da topluluk değil ‘fiile’ ilişkin tedbir söz konusu. Keza, anılan tedbirler ‘gizli’ tutulmamış; dönemin resmî gazetesi olan Takvim-i Vakayi’de ilan edilmiştir.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un 24 Nisan’ı anma günü ilan etmesi, hem Fransa’nın iç hukukuna hem de uluslararası hukuka uygun değil. AİHM’nin kararı, Macron’un aldığı kararın hukuki meşruiyetinin olmadığını ortaya koyuyor.”

‘Devlet başvurusu yapılabilir’

İsviçre-Perinçek Davası avukatlarından Mehmet Cengiz de, İtalyan ve Fransız parlamentolarından çıkan kararların AİHM kararları doğrultusunda hiç bir hukuki geçerliliği olmadığını vurguladı. Cengiz, “Türkiye, İsviçre’deki davanın kararına dayanarak Fransa’ya yönelik devlet başvurusu yapılabilir. İsviçre kararı bu açıdan önemli. Ortada uluslararası içtihat kararları var. Fransız parlamentosu aldığı kararı iptal etmek zorunda. Soykırım iddialarının hukuki dayanağı yok, çünkü ortada alınan bir mahkeme kararı yok. İsviçre davasının alt metni, gerekçeli kararında 1915 olaylarının soykırım olmadığı belirtiliyor” diye konuştu.

-BİTTİ-

Brezilya’da rehine kriziBrezilya’da silahlı bir kişinin otobüste bulunan 17 yolcuyu rehin aldığı belirtildi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber