Bizim evde kalk borusu saat 6:30 da öter. Sonra ertelerim, bi daha öter, sonra bi daha bi daha...
Sabah kahvaltı edilmeyecekse saat 7 ye kadar telefonun alarmıyla aramızdaki savaş periyodik olarak sürer.
 
Hafta içi sabahları kızlardan çıt çıkmaz. Uyansalar da gürültü patırtı yapmazlar, usulca odaya gelip sessizce yatağımızda yanımıza yatarlar.
 
Ama hafta sonu, uyanan acıktım feryadıyla atar kendini yatağından. Yanımıza uzanan, önce saçımızı sever, sonra parmaklarıyla birimizi dürter, olmadı sevdiği saçı çeker, hala anne babadan tepki gelmemişse küççük parmaklarını burun deliklerimize ya da göz kapaklarımızı açıp içine sokmaya çalışırlar. Bu merasim biz çıldırıp onları yastıkla def etmeye çalışana kadar sürer.
Ama dedim ya hafta içi yapmazlar bunları.
Nefes almaya korkarlar uyanık oldukları anlaşılacak diye.
- Hadi kızlar kalkın geç kalacağız sesini duyan örtüyü başına usulca çeker ya da gözleri açık görünmesin diye iyice yumup yumuş yumuş yaparlar gözlerini.
 
Tabi ki tüm bu delilleri bir araya getirip gerçeği anlayan bir anneleri var. Akıllı mı akıllı...
Benden kaçmaz uyanık olmaları.
Onları kaldırdıktan sonra ilk zor aşama Sare'yi tuvalete oturutmaktır.
Önceki yazıda belirttiğim gibi Sare çiş öğreniyor.
-Aaaa Sare uyanmış. Hadi bakalım kim koşacak tuvalete önce. Sen mi ben mi?
Bu ilk söz onu ikna edip koşturduysa hemen anlarım ki o gün şanslı günümdeyim. Güneş gibi, daha ilk adımda kader de yüzüme güldü..
Ama değilse gene de küsmem kadere.
-Hadi Sarişşş ..
Olmadı lafı değiştirip kucaklayarak karga tulumba tuvalete oturtur, hemen kaçarım yanından ki "vıyyy vıyyy" nidaları ve çığlıklarına muhatap olacak zamanı ona vermeyeyim.
 
Sare tuvaletteyken ben giyinir, hazırlanır, saçımı başımı toparlarım.
Bu arada Ayşe'yi yakalayıp saçını taramam gerekir.
Ona da çeşitli kumpaslar kurar, pufun önüne oturturum. Bu aşamada firar etmek istekleri pek fazladır çünkü. Taramak üzere oturtmuş olsanız bile bir sonraki saç toplama aşamasına geçip geçemeyeceğiniz hala belirsizdir.
 
Ayşe'nin sabahları iki çorabını ayağından çıkarması arasında geçen sürede A noktasından hareket eden araba, arada durmuş kavaltı için simitçiden simit alıp yola devam etmiş, Bileciğin B noktasına varmış olur. Yani bu süre takriben 15 dakikadır. Bi de iki çorabın ve kalan bilimum kıyafetin giyilmesini düşünün.
Ben koridordan her geçişte Ayşe'yi dürterim.
 
-Hadi Ayşe... Geç kalıcaz Ayşe. Daha giyinmedin mi?  Ayşe.
 
Sare'yi tuvaletten çıkarmak da oturtmak kadar profosyonelik isteyen bir iştir.
-Sariş bitti mi sorusunun cevabı 1 saat boyunca
-Hayyıyyyy! kaka da yapıcammmm olabilir.
-Hadi kalanını okulda yap geç kalıcaz talebinin yanıtının ise çığlık olması muhtemeldir.
 
Diyelim ki tuvaletten de çıktık.
Saç tarama faslında kullandığım yöntemlere gelir sıra.
Ben Sare'ye saçını taratmayan kedi ile ilgili bir hikaye uydurmuştum, ona gönderme yaparak
-Sariş çirkin kedi olmuşsun hadi saçını tarayalım da güzel kedi ol derim.
O da
-Hayıy Siel Ötmenim tarayacak der.
 
Bu aşamada başarı kaydım çok fazla olmadığından okula genelde çirkin kedi moduyla gider.
Akşam geldiğide o muntazamca ayrılmış, güzelce taranmış, toplanmış saçlar, her gün, ben nerede yalnış yapıyorum sorusunu sordurur bana. Ama bu sorunun pek üstünde durup da cevap arayacak vaktim olmaz, çünkü akşam da kafamdan çok ellerimi kullanarak yetiştirmem gereken binlerce işim olur (yemek, bulaşık, süpürge) o yüzden enerjimi beyin hücrelerime göndererek harcamayı tercih etmem.
 
Akşam hikayelerimizi de bilahere anlatırım.
Elimden kaçan Sare, emziiim nerdee diye dolanmaya başlar; emziği bulunca suyum nerde ve çantam nerde aşamalarına geçer.
Bu arada Ayşe tuvalete girip orada uyuklamaya başlamıştır bile. Kapıyı önce çalıp, sonra yumruklayıp, sonra tekmeleyerek onu uyandırıp evin kapısından dışarı adımımızı atarız.
Tam orada bir kaos daha oluşur.
Çünkü herkes aynı anda kapıdan geçemez, herkes aynı anda kapıda ayakkablarını giyemez. Ama tüm bunları herkes aynı anda yapmak ister. Daha büyük kapısı olan bir eve taşınmalıyız bence.
Kapıdan beraberce geçilemeyeceğine ikna olan, diğerlerinin ayakkabılarına basarak kendi ayakkabısına doğru ilerler, bu arada ayakkabısına bastığı kişi kızıp söylenir böylece bu aşama da geçilir.
Ayrıca her gün kapı önüne ulaştığımızda Sare spor ayakkabılarımı giyecem diye bağırmaya başlar.
Ama onun spor ayakkabı dediği, kendine 5 numara büyük gelen eskimiş babetleridir aslında, ev ahalisi olmayan bu aşamayı Sare'yi ağlatmadan asla geçemez.
Asansöre binilir, asansör hareket edince kimin neyi unuttuğu çıkar meydana. Unutulanları geri dönüp almak işi genelde bana kalır.
Arabaya da sağ sağlim bindik mi işin çoğu bitti demektir.
Arabada Sare "akşam beni alacanız demi, uyucaz uyuncaz akşam olcak beni alcanız, paka gitcess demi" sorularına.
Ayşe ise "akşama şu bize gelsin, ben şunlara gidecem" pazarlıklarına başlar.
İlk önce Sare okula bırakılır, hızlıca yanından ayrılınır (kaçılır demeye dilim varmıyor ama aslında kaçılır).
Sonra Ayşe .
Ayşe, bıraktığmız yerden 3 merdivenle çıkılan yaz okulunun kapısına gidene kadar 5 kere el sallar, 19 kere arkasına bakar. Bazan de onu götürmedim diye fırça atar bana.
-Ama Sare'yi sen bırakıyosun okula diye. O zaman anne yüreği dayanamaz ona eşlik edilir....
Sabah macerası saat 8 e 5 kala ile 8 i  5 geçe arası bir saatte kampüsde biter.
Akşama kadar sürecek, adına "çalışmak" denen ama benim ev temposuna göre çok dinlengeçli bulduğum iş saatleri başlar.