SiyasetRSS
30.05.2010 - 02:00

Halide’yi devletin kara listesinden kurtarmak!

Sitene Ekle

İpek Çalışlar’ın son kitabı Halide Edib elimden düşmedi bu hafta. Baştan sonra keyifle okudum.
Halide Edip’i yeniden öğrendim. Bir devir film şeridi gibi gözümün önünden geçip gitti.
Ve Türkiye’nin ‘resmi tarihi’nde yer alan bazı yalanların altını çizerken, bu ülkenin kendi geçmişiyle yüzleşmesinin niçin önem taşıdığını bir kez daha düşündüm.
Sevgili İpek’in deyişiyle, ‘tarihin kapalı odaları’na girmek zorundayız Türkiye’de.
Bunu ne kadar başarabilirsek, bu toplum o kadar olgunlaşabilir çünkü...
Tarihimiz yalanlardan arındığı ölçüde, şuna yürekten inanıyorum, barış ve huzura daha çok kavuşacak bu topraklar...
Bunun için geçmişimize daha eleştirel bakmamız, maziye dair ezberleri bozmamız ve bir takım sığ klişelerden kurtulmamız şart.
Hep korkularla yaşıyoruz.
Tarih korkusu da bunlardan biri.
Tarihi şöyle yazarsak böyle olur, böyle yazarsak şöyle olur korkusunun yakamızdan tümüyle düşmesi gerekiyor.
Örneğin Atatürk’e eleştirel yaklaşmaktan hala korkabiliyoruz.
Bu tarih korkusunun bir ürünü olarak bu ülkede Atatürk hala ‘kanun’la korunabiliyor.
Oysa büyük bir ayıp bu.
Ve bu ayıba, bu yasa çıkartılırken TBMM kürsüsünden karşı çıkma cesaretini bir tek kişi, Demokrat Parti mebusu Halide Edip göstermiştir 1951’de:
“Bu milleti Atatürk yoktan var etmiş değildir. Atatürk bu milletin evladıdır. Atatürk’e dil uzatmak gibi bir saygısızlığın önüne geçmek için yeni bir kanun yapmayı bir Şark zihniyetinin mahlulü(ürünü) telakki ederim. Tarih boyunca put haline gelen ve bugün yerlerinde yeller esen eski saltanatlar devrinde şahsı ilahileştirmek ve onlara adeta bir put gibi tapmak zihniyetinin tekrar hortlaması gibi geliyor.”
Halide Edip, İstiklal Savaşı yıllarında Atatürk’ün, İsmet Paşa’nın çok yakınında bulunmuştu.
Ama muhalif ve bağımsız kişiliğini her zaman korumuş, gerektiğinde sesini yükseltip eleştirilerini -Atatürk dahil- Cumhuriyetin kurucularına yöneltmişti.
Bu nedenle de dışlanmış, yurt dışında uzun sürgün yılları yaşamak zorunda kalmıştı.
İpek Çalışlar’ın deyişiyle:
“Halide Edip muhalif ruhlu bir kadındı; aşkın ve hürriyetin her gün yeniden kazanılması gerektiğine inanmış ve bu yüzden devletin kara listesine girmişti.”
Devletin kara listesi...
Halide Edip, bu listeye özellikle Atatürk’ü eleştirdiği için sokulmuştu.
Mesela Şeyh Said İsyanı sonrasında çıkarılan Takrir-i Sükun Kanunu dolayısıyla ve İzmir Suikastı sonrasında izlenen yol, yani Atatürk’ün kendi muhaliflerini tasfiye konusunda sergilemiş olduğu acımasızlık dolayısıyla eleştirmekten sakınmamıştı Atatürk’ü...
Ama ne var ki, “Mandacı etiketi de Halide Edip’in yakasına böyle yapıştırılmıştı.”
Sadece bizim resmi tarihimize kulak verdiğimizde, Halide Edip adı neredeyse bir tek mandacılığı çağrıştırır.
Oysa gerçeği yansıtmaz bu.
Gerçeği yansıtmayan o kadar çok şey var ki resmi tarihimizde...
Devlet baba bizi ille de yalanda yaşatmak istiyor.
Ama yaşamayacağız!
İşte elimde İpek Çalışlar’ın kitabı, yalanda yaşamayacağımızın kanıtlarından biri de bu kitap...
Latife’den sonra şimdi de Halide Edip’i yazdı, resmi tarihin ezberlerini bozarak...
Kitabının sonunda, “Hakikaten mandacı mıydı?” diye soruyor İpek Çalışlar, yanıtı kendi veriyor:
“Onun hayatını okuyanlar artık bu soruya gülüp geçecekler.”
İyi pazarlar!

 


Yazarlarda Ara
Bul
Amerika Birlesik Devletlerinin baskenti hangisidir?
©Copyright 2010 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.