Pazar
27.03.2016 - 02:30

Hayat dursun mu durmasın mı?

Geçtiğimiz pazar Kadıköy’de yürüyorum. Sokakta toplam iki kişi var; onlar da korka korka konuşuyor: “Boğa’yı geçince rahat bir nefes alırız, sık dişini abi”

Sitene Ekle
Hafif müzik hafif başka şeyler  |  Mehmet Tez mehmet.tez@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Herkesin kafasında riskli yerler haritası oluşmuş belli ki: Aman bir bombaya kurban gitmeyelim. Kalabalık yerlerden uzak duralım. Mesajlar geliyor: Emirgan sahil boş. Köprü boş. Beşiktaş sahilde in cin top oynuyor (ama Fenerbahçe-Galatasaray oynayamadı). Kadıköy boş. Moda boş.

“Last Man On Earth” diye bir dizi var. Dünyada hayatta kalan son insanın maceraları. Kendimi onun gibi hissediyorum. Etrafta kimse yok. 

Bebek boş. Arnavutköy boş. Bağdat Caddesi boş. Karaköy boş. Sirkeci boş. Taksim boş. Beyoğlu boş. İstiklal boş. Kabataş boş. Ne üzeri çıplak derililer ne başörtülü bacı... Elinde satırla gösterici kovalayan adam bile evinde düşünüyordur bence: Gezi’deki çocuklar olsaydı su, soda, süt falan satardık en azından.

Ben çocukken İstanbul’da sokağa çıkma yasağı olurdu. Sıkıyönetim ilan edilir, yollar bomboş kalırdı. Bir de sayım olduğunda herkes evinde oturmak zorundaydı. TRT bu olağanüstü durumu haberleştirir, köprünün, şehir merkezindeki yolların, meydanların terk edilmiş hallerini gösterirdi. Adeta çocukluğumuza döndük geçen hafta. Yakında yağ, benzin, şeker kuyruğu da olur mu? Valla güldürmeyin beni diyemiyorum gönül rahatlığıyla. Çünkü bilmiyoruz. Gönlümüz, içimiz rahat değil. Bugünlerin hakim duygusu bu, tedirginlik. Aman çok sevinme, aman çok eğlenme, aman dikkat et...

Birkaç ay önce gene bombalar patladı. Konserler iptal oldu. Televizyona çıktık, dedik ki “Yas tutuyoruz, acılıyız ama hayat devam etsin. Böyle durumlarda ilk iş olarak küt diye kültür sanat etkinlikleri, konserler iptal edilmesin. Dileyen çıksın sahneye, dileyen de gitsin izlesin. Sahnedeki de seyirci de zaten durumun farkında, acısını yaşıyor. Bizi evlerimize tıkmalarına izin vermemek lazım. Ayrıca bu sektörden insanlar ekmek yiyor. Yapmayın etmeyin...”

İstiklal’e dönelim ama...
Başladılar lince. Vay bunlar yas tutmuyor, eğlence peşinde hepsi... Geçen hafta bombalar patladı. Hükümet sözcüsü çıktı, “İçimize kan akıtacağız ama dostlarımızla hayata devam edeceğiz. İnşallah yollarda, çarşılarda, pazarlarda günlük hayatımızı devam ettireceğiz” dedi.

Bir karar verin beyler. Hayat dursun mu, durmasın mı? 

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan neredeyse hayalet bölge haline gelen Taksim ve İstiklal Caddesi’ni yeniden canlandırma çabasında. Belediye #İstiklaldeyiz hashtag’i ile sosyal medyada bir kampanya başlattı. 

Bu çabaya karşı çıkmak ve “Hayır, İstiklal’e gitmeyin” demek söz konusu olamaz. Elbette hayat devam etmeli, İstiklal Caddesi canlı, renkli, çokkültürlü, kozmopolit hayatına bir an önce kavuşmalı. Ama bunun gerçekleşmesi, her yönden güvenlik hissini sağlamakla olur. Ayrıca “Ülke bu durumdayken bunlar Beyoğlu’nda eğleniyorlar” diyen zevatı ve tehditkar tavırlarını da hatırlıyoruz.

İnsan destek vermekle birlikte şu eleştiriyi getirmeden de yapamıyor. Bizi uzun zamandır İstiklal’de istemiyorsunuz ki Sayın Demircan. Masaların kalkmasından bu yana gelişen olaylar, tarihi sinemaların yıkılması, her tarafın Beyoğlu’nun kültürel yapısıyla alakasız basit otellerle dolması, içkili mekanlara ruhsat vermede çıkarılan güçlükler, caddenin sadece Arap ve Ortadoğulu turistlere yönelik lokumcu, kadayıfçı, hediyelik eşyacılarla işgali, Taksim Meydanı’nın yayalaştırma adı altında insansızlaştırılması, Talimhane’nin niteliksiz turist cenneti haline dönüşmesi ve daha pek çok nedenden İstiklal eski ziyaretçilerini kaybetti zaten uzun zamandır. Eski İstiklal biraz Cihangir, biraz Şişhane biraz da Karaköy’de üç beş sokak, o kadar. Kim geri gelsin İstiklal’e, kime bu çağrı, bize mi, saç ektiren turistlere mi?

Öğrencilik hayatımın büyük bölümünün geçtiği İstiklal ve çevresini özlemedim desem yalan. Bu pazar umalım ki biraz daha normal manzaralarla karşılaşsın şehrin sakinleri. Biraz huzur, tebessüm, biraz güneş, aydınlık herkesin ihtiyacı.

Gerçek hiphop bu değil!
50 Cent (Curtis Jackson) temmuz 2015’teki iflasının ardından mahkemelere borçlarını ödeyemediğini, parası olmadığını anlatıp duruyor. Ancak bir yandan da Instagram hesabında elinde tomar tomar paralarla pozlar veriyor. 

Mahkeme bunu fark etmiş, “Hayrola, hani paran yoktu” diye sormuş. 50 Cent’in açıklaması şöyle:

“Hiphop insanlarda özenme duygusu yaratmasıyla bilinen bir kültürdür. Sanatçı ve hayranları arasında bu anlamda para, mücevherat, lüks ürünler ve bunların tanıtılmasına dayalı bir ilişki vardır. Artık markaların sosyal medyada bu şekilde müşterilerine ulaştıkları malumdur. Ben kendi markamın gereklerini yapmaya çalıştım. Elimde para olması mahkemeden finansal varlıklarımı sakladığım ya da iflasım hakkında yalan söylediğim anlamına gelmez.”

Hiphop ölmüş, ağlayanı yok. Her şey yalan, “marketing” gerçek. İşte bu da kanıt olarak kayıtlara geçsin.

©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.