Hayatınız, sağlıklı yaşam trendlerine uyacak kadar değersiz mi?

Modern dünyanın kaçınılmaz 'mecburiyeti' olarak bize sunulan her şeyi hızla tüketiyor ve dayatılan hiçbir şeyi düşünmeye vakit ayırmıyoruz. Bu içinde boğulduğumuz dayatmalar arasında bizleri en iyi sömüren ve en medyatik olanı ise 'sağlıklı yaşam' trendleri... Her gün bir yenisi türeyen beslenme şekilleri, zayıflama içecekleri, spor türleri ve nicesiyle dolu olan bu sektör, hızla popülerleşip uygulanıyor. Trend olan her yeni sağlık stili, ne yiyip ne içeceğimizden hangi sporu yapıp ne kadar süre uyuyacağımıza kadar hayatımıza dair birçok kararı bizim yerimize veriyor. Üstelik bu kararların hiçbiri göründüğü kadar masum değil...

Hayatınız, sağlıklı yaşam trendlerine uyacak kadar değersiz mi?

Son zamanlarda 'sağlıklı yaşamak' ne büyük bir trend haline geldi, farkında mısınız? Sağlıklı yaşamla takıntı derecesinde ilgiliyiz...

Özellikle kanser, diyabet ve obezite gibi hastalıkların artan oranları insanları hem bilinçlendirip hem de korkutarak sağlıklı yaşam kurallarına uymaya zorluyor. Hal böyle olunca her kafadan ayrı bir 'beslenme tavsiyesi' çıkıyor. Bol takipçili diyetisyen hesaplarında her gün farklı bir sebze-meyvenin faydaları sıralanırken, ne yiyeceğimizi şaşırır hale geldik... Yetmedi, yediğimiz birçok besinin aslında sağlıklı olmadığını da öğrendik... Peki neyin sağlıklı neyin sağlıksız olduğuna kim karar veriyor? Sağlıklı olma uğruna yaptıklarımız ne kadar doğru? 

 

Kocaman, sağlıksız, şişko bir dünya...​

 

 

Sağlıklı beslenme akımları, doğal beslenme yolunu seçen insanların sömürülmesi için de bir pazar oluşturdu elbette.  Her derde deva olduğu iddia edilen otlar, detoks tarifleri, alkali sular, kırmızı meyvelerin mucizleri gibi şişirilmiş balonlarla dolu bir doğallık furyası yaratıldı. Tüketim kültürünün bir sonucu olan 'hazır gıda bağımlılığı'na karşı 'doğal beslenme bağımlılığı' geliştirildi... Birkaç yararı nispeten test edilmiş, çoğunlukla uzmanlar tarafından onaylanmamış diyet yöntemleri ve besinler, tek tek moda haline geldi. Sonuç, kocaman, sağlıksız, şişko bir dünya...

Sağlıklı yaşamla ilgili  yanlış, çelişkili, çarpıtılmış bilgi veren medya, kâr peşindeki alternatif tıp terapistleri ve beslenme uzmanları ile karşı karşıyayız. Her birinin söylediğinin uygulandığını ve iyi kötü birilerinin sonuç aldığını görüyoruz. Bazılarını beğenip hayatımıza dahil ediyor, bazılarının ise trajik sonuçlarına üzülüp uzak durmaya çalışıyoruz. Fakat bu bilgi kirliliğinin içinde sürüklenip giderken, habersizce sağlımızdan da oluyoruz...

 

Protein ağırlıklı beslenmenin tek yolu et tüketmek mi?

 

 


Sağlıklı beslenmeyle ilgili genelgeçer yargıları sıralayacak olsak, herhalde bir, bilemediniz iki numaraya etin 'en doğru ve güçlü protein kaynağı' olduğunu yazarız. Bu klişe bilginin ne kadar doğru olduğu tartışılır... Hayvansal ürünlerde yüksek miktarda protein olduğu bir gerçek; fakat proteinin tek kaynağının et olduğu, büyük bir yalan...

Aslına bakarsanız protein ihtiyacınızın tamamını bitkisel  beslenmeyle de sağlayabilirsiniz. Çünkü ıspanak, bezelye, brokoli gibi yeşillikler; fasulye, nohut, mercimek, bulgur gibi bakliyatlar; antep fıstığı, badem, ceviz, kaju gibi yemişler, kolay bulunan, mükemmel protein kaynaklarıdır.

Çoğumuz etin yerine geçen (daha doğrusu alternatif olan) protein kaynakları olduğunu az çok biliyoruz. Burada asıl sorulup üstünde durulması gereken, neden ete alternatif bir protein arayışı içinde olduğumuz... Bu arayışın tek sebebi vicdani yükümlülük veya veganizm mi, yoksa başka önemli sebepler de var mı?

 

Yarardan çok zarara sebep oluyor

 

 

Tavsiye edilen beslenme stillerinin, diyet önerilerinin ve tariflerin hemen hepsinin et ve şarküteri ürünleriyle dolu olduğunu fark ettiniz mi? Artan et ve et ürünleri tüketimiyle aynı oranda artan kanser vakaları, akla et yemenin gerçekten faydalı olup olmadığı sorusunu getiriyor. Cevap ise açıkça ortada: Etinin aşırı tüketimi ölüm riskini artıyor ve vejetaryen bir diyetin daha sağlıklı olduğuna dair kanıtlar da artıyor. Bir yandan da sporculara ve kilo vermek isteyen insanlara protein ağırlıklı diyetlerin tavsiye edilmesi, kocaman bir ironi olarak karşımıza çıkıyor. 

Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı bir başka önemli detay, daha da ironik... Fazla et tüketenlerin diyabet ve obezite riski, vegan beslenenlere göre daha yüksek... Yani aslına bakarsanız, sağlıklı olduğunu düşündüğümüz et ürünleri gerek hayvanların beslenme ve üretim şartları, gerekse endüstriyel hayvancılığın yarattığı tahribat ortamı nedeniyle, yediğimiz etleri sağlıksız ve kanserojen hale getirip yarardan çok zarara sebep oluyor. 

Hızla büyümeleri için genetiğiyle oynanmış, sağlıklı kalmaları için 'koruyucu' antibiyotiklere maruz bırakılmış, eziyetle büyütülmüş hayvan etlerini tüketmek (tüketebilmek) ne kadar sağlıklı olabilir ki zaten? Sizleri et yemeye teşvik eden, etsiz doymayacağınızı düşündüren reklamlara, kimyasallara doymadınız mı?


'Sağlıklı atıştırmalık' yalanı 

 

 

Bir diğer tavsiye edilen, fakat son derece sağlıksız olan yiyecek grubu ise, sağlıklı atıştırmalıklar. Son zamanlarda paketlenmiş diyet ürünlerinin çeşitlerinin artmasıyla beraber, bu yiyecekler de popüler olmaya başladı. Az kalorili krakerler, tahıllı barlar, şekersiz olduğu iddia edilen mini tatlılar gibi birçok çeşidi olan bu atıştırmalıklar, tüketim kültürünün tavan yaptığı şu günlerde tabii ki fazlasıyla seviliyor. Kolaylıkla bulunabilmeleri, ulaşılabilir fiyatları ve  üzerlerinde yazan inanılmaz düşük kalorileri ve sağlıklı imajları gözümüzü boyuyor...  Gerçeklerle yüzleşmek gerekirse, bu diyet grubu yiyeceklerin çoğu trans yağlar ve koruyucu maddeler barındırmıyor olsa da (ki barındıran örnekleri de mevcut), boyar maddeler ve raf ömrü uzatıcı kimyasallar içeriyor. Basitçe örneklersem; şeker yok ama tatlandırıcı var. Yani sağlıklı gibi yapıyor fakat zehirlemeye devam ediyor!..

Aslında sağlıklı ara öğünlere yönelmek isteyenlerin alternatifleri de var. Kuruyemişler, yoğurtlu-yulaflı meyveli tarifler veya smoothie'ler daha sağlıklı ve besin değeri yüksek ara öğünler olabilir. 

 

Ne yemek istediğinizi siz seçin

 

 

Tüketim kültürünün beslenmesi ve teşvik edilmesiyle, işlenmiş hazır gıdalara yönelim de artıyor. Ne yazık ki sonsuz bir döngü içinde birbirini desteklemeye devam edecekler. Devletlerin ve gıda endüstrisinin öncü markalarının arasındaki bu danışıklı dövüş, hepimizin sağlığına, geleceğine ve neslimize mal oluyor. Ne yiyip ne yemeyeceğinize siz karar veriyor olsanız da, günün sonunda size ne yedirmek istediklerine onlar karar veriyor. Kırmızı etin zararları anlatılırken beyaz ete yönelenler kuş gribine yakalanıyor... 

Neticede sağlığımız ve beslenme stilimize uygun besinleri seçmek ve bu konuda kendimizi eğitmek mümkün. Yapmamız gereken ilk şey, sağlıksız gıdalara yönelik baskıcı ve ikna edici bir düzende yaşadığımızı kabul edip bu düzene karşı durmak. Buradan çıkan sonuç, bitkisel kaynaklı bir beslenme stiline yönelmek mi, yoksa daha farklı bir beslenme stilini tercih etmek mi; kararı size bırakıyorum. Fakat en mantıklısı; paketlenmiş, işlenmiş, raf ömrü bulunan, tatlandırıcı, koruyucu ve diğer kimyasalları içeren besinlerden uzak durmak. Bir gün kanser, obezite, diyabet veya bir başka hastalığın kapınızı çalmayacağının garantisi yok. Bu tüketim dünyasında sağlıksız trendlerden uzak durmak elinizde...

 Doğaya ve insanlığa maliyeti çok büyük olan bu endüstriyi beslememek, bu tahribatın bir parçası olmamak adına kendi yaşamınızı ve beslenme stilinizi değiştirerek bir adım atabilirsiniz!

 

Bu makaleye ifade bırak