Cumartesi

12.05.2018 - 01:30 | Son Güncelleme: 12.05.2018-1:30

'Hayattaki kavgam hep kendimle oldu'

İstanbul Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazanan Tolga Tekin: “Hayattaki kavgam hep kendimle oldu. Hep mesleki anlamda kendimi daha iyi yerlere götürmek için, daha fazlası için çalıştım. Kendimi belki fazla yordum ama meyvelerini de topluyorum şu anda”

Sitene Ekle

Özge Tabak-ozge.tabak@milliyet.com.tr

Son dönemde beni en çok etkileyen filmlerden birinin, “Kelebekler”in Cemal karakteri Tolga Tekin’le bir araya geldik, filmin ve oyuncunun aldığı ödüller sonrasında. Tiyatro ve sinemanın onun için ifade ettiklerini anlatırken gözlerindeki ışığı görmemek imkansızdı:  “Muhteşem bir yönetmen, çok iyi bir senaryo, çok iyi oyuncular, ortaya da çok iyi bir film çıktı bunlar sayesinde. Kariyerimde mihenk taşlarından biri olacaktır. Kendimi şanslı hissediyorum. Çağan Irmak’la başladım sinema hayatıma, daha sonra ‘Zenne‘ gibi cesur bir işte oynadım, sonra Seren Yüce’den ‘Rüzgarda Salınan Nilüfer‘ ve Tolga Karaçelik, ‘Kelebekler‘. Şans eseri hep senaryosunu yazan yönetmenlerle çalıştım ve muhteşem işlerdi benim için. İnşallah devamı gelir…” diye başladı anlatmaya. Yakında TV‘ye yeni bir diziyle döneceğini de müjdeleyerek...

- “Kelebekler”in Sundance’den aldığı Büyük Jüri Özel Ödülü’yle başlayalım isterseniz...

Gideceğimizi duyduğumuzda çok heyecanlandık ama böyle bir ödül beklemiyorduk tabii. Oscar’dan sonra bence dünyanın en önemli ödüllerinden biri, çok değerli. Ben gidememiştim, sabah 05.30’da Tuğçe (Altuğ) mesaj attı “Kazandık Tolga!” diye. Bağıra bağıra, “Anne kalk, Sundance’i kazandık” diye annemi uyandırdım, sarıldık... İnşallah devamı gelir Türk sineması için. Çok mutluyuz, onore olduk.

- İstanbul Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü de Tansu Biçer’le paylaştınız.

Bu üçüncü ödülüm. Nürnberg Film Festivali ve Ankara Film Festivali’nden ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülleri almıştım öncesinde. Ödül sizi ileriye götürmek için güzel bir motivasyon.

- Üç kardeşi ortaya çıkarmak için Bartu Küçükçağlayan ve Tuğçe Altuğ’la bir çalışma yaptınız mı?

Set öncesi çok faydalı bir prova dönemi geçirdik. Her gün yönetmenin yakasına yapışıyorduk “Biraz daha çalışalım” diye. Aslında biz provalarda kardeş olmaya başlamıştık. Çıkınca eve beraber gidiyorduk, o birlikteliğimiz de birbirimizi tanımamıza fırsat verdi. Provalardan sonra üçümüz bir İstanbul-Çanakkale yolculuğu yaşadık. 12 saat sürdü, bir araba içinde… Filmdeki araba sahnelerini birebir yaşadık, çok güzel şeyler paylaştık. Ve artık sete girdiğimizde “Biz kardeş olduk” demiştik.

- Karakterinizin absürt mizah dram dengesini nasıl sağladınız?

Üç kardeşten yaş itibarıyla en olgun olması gereken Cemal’ken, en çocuksu olan o. Çünkü hayatı boyunca hep geçmişinden kaçmış ve vicdan kavgası var kendisiyle. Yaşadığı travmadan dolayı kendisini affedemiyor. Bu yüzden de kaçabileceği en uzak noktaya kaçmış: Uzaya. Kendisini ispat edebileceği tek meslek de astronotluk. Üç kardeşin de farklı farklı arazları var. Hepsi mutsuz, yalnız, geçmişlerinden kaçan üç karakter… Ama arazları kadar Cemal’in sempatik ve acınası taraflarını da çıkartmaya çalıştım.

Yüzleşemiyor filmde kardeşler, nasıl devam ederler hayatlarına sizce?

Bence filmin sonunda üçü de barıştı birbirleriyle, kendileriyle… O saatten sonra bir daha bir araya geleceklerini sanmıyorum, fakat artık hayata çok daha farklı bakacaklarını düşünüyorum.

- Abi olmak nasıldı sizin için?

Benim ablam var, hiç bilmiyorum abilik duygusunu. Ama gerek Bartu (Küçükçağlayan) gerek Tuğçe (Altuğ) beni sette abi olarak görmeye başlamıştı, çünkü gereğinden fazla karışıyordum. “Soğukta durma, esiyor”, “Güneşte çok durmayın”... Güzel bir duygu ama sorumluluğu da fazla.

“Aile güven demek”

- Filmde aile olamayan bir aile var aslında karşımızda. Birilerini “aile” yapan ne sizce?

Bence aile, illaki anne-baba-kardeşten oluşmaz. Hayatta öyle bir zamanda, öyle bir yere gidersiniz ki aileniz gittiğiniz yerdeki o insanlar olur. Aile demek güven demek. Güvendiğiniz, gerçekten sevdiğiniz insanlar ailenizdir. Ben Adana Devlet Tiyatrosu’nu kazanıp gittiğimde ilk kez ayrı kaldım ailemden ama baktım ki biz orada küçük bir aile olmuşuz…

- Tek bir gün aslında hayatlarını değiştiren karakterlerin... Sizin dönmek istediğiniz bir gün var mı?

Var tabii, hepimizin vardır. Babamı kaybettiğim gün… Babamı çok erken kaybetmek ailemiz için çok büyük bir travmaydı. Dönmek isterdim o güne tabii ama dönsem de ne yapabilirdim…

-Sizin hayattaki en büyük kavganız, meseleniz nedir?

Hayattaki kavgam hep kendimle oldu. Hep kendimi daha iyi yerlere götürmek için, daha fazlası için, mesleki anlamda. Kendimle çok uğraştım, kendimi belki fazla yordum ama meyvelerini de topluyorum şu anda…

- Astronot rolünden sonra nasıl bir karakter heyecanlandırır sizi?

Çok farklı bir şey oynamak isterdim sinemada, bir trans mesela… Beni çok zorlardı, çok fazla kafa patlatırdım, ki bu da benim çok sevdiğim bir şey.

“Seneye müzikal sürprizi olabilir”

- Müzikle de iyi bir ilişkiniz var.  Şarkı söylüyorsunuz. TEGV için söylemiştiniz...

Müzik hayatımda çok önemli bir yerde. Yemek yaparken, ezber yaparken, çalışırken hatta uyurken bile müziksiz yapamıyorum. Şan, solfej ve koro eğitimlerinin üçünü de aldım konservatuvarda. Çok iyi kulağım olduğunu, hatta bir absolut derecesi olduğunu falan söylüyordu hocalarım. Özellikle baritonum ama hem tenor hem bas söyleyebiliyorum. Üç sese de çıkabiliyorum.

Bir müzikal projesinde görebiliriz sizi o halde?

Seneye sürpriz bir şey olabilir... Çok ters köşe ve çok büyük bir müzikal mesela...

- Yemek yapıyorum dediniz...

Çok iyidir mutfakla aram. Benim hocam annemdi, annemin hocası da onun annesiydi. Annem muhteşem bir aşçıdır, onu izleye izleye çok iyi oldu mutfağım. Hamurişlerinde ve etlerde çok iyiyimdir, her şeyi yapabiliyorum.

- Stresten arınmak, sıfırlanmak için neler yapıyorsunuz?

Metropolden uzaklaşmak iyi geliyor. Mesela Çanakkale’ye; o dokuya, insanlarına, doğasına, yediğiniz sebze-meyveye her şeye aşık oldum. Benim için çok özel bir yer oldu. Bundan sonra vaktimi orada geçirmeyi düşünüyorum yazları.

“Tiyatro, ruhumu doyurduğum yer”

- Ankara Devlet Tiyatrosu’nda “Radyo-yu Hümayün” oyununu oynuyorsunuz bir yandan da...

Evet, bir Osmanlı komedisi. 23 yıldır devlet tiyatrosundayım. Tiyatro bizim ilk aşkımız. Orası mabedimiz. Daha sonra sinema geliyor. Kendimi en iyi ifade ettiğim yer. Tiyatroyu hiçbir zaman bırakmayı düşünmüyorum, sahneden uzak duramam. Orası benim kutsalım, ruhumu doyurduğum yer...

- Ün, şöhret... Bunlar ne ifade ediyor sizin için?

Hiçbir zaman ünlü olmak derdim olmadı. Konservatuvardan sonra yıllarca Adana’da bölgede çalıştım. İşçilik kısmını gördüm, sahne tozunu yıllarca yuttum. Ün zaten gelir işinizi iyi yaptığınız zaman… Benim için sevdiğim işi yapmak oldu asıl ödül.


©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.