Çokça kişiyi analiz edince istatiksel korkunç tablo fazla tereddüt etmeden masaya koyulabiliyor. Gelişen dünya, sanal tutsaklığımız, küresel yalnızlık korkusu ve birçok altta yatan sebep üzerine toplumumuzun neredeyse yüzde yetmişi kendine gerçek anlamda zaman ayırmıyor.
 
Şimdi “Yoo, ben kendime zaman ayırıyorum, kitap okuyorum, dinleniyorum, müzik dinliyorum…” dediğinizi duyar gibiyim. Peki ya en son gerçekten “kendini ne zaman dinledin?”  Hakikaten “En son ne zaman gerçekten sen kimsin ve ne istiyorsun, buna dair içinden gelen gerçek duygu, istek ve sesleri duydun, dinledin ve hesaba kattın?”
 
Üzgünüm! Aksi cevaplarınızı çürütmek üzeredir bu yazım. O kendimize zaman ayırdığımızı sandığımız anlarda bile aslında aklımızda hayatın herhangi bir noktasına dair düşüncelerle boğuşuyoruz. Çoğunlukla ise bir an için bireysel yalnızlıktan sıkılıyor veya sıkıldığımızı dahi hissetmiyor ama her iki durumun neticesinde de ya sosyal medyada sörf peşinde koşuyoruz, dizi izliyor, bir arkadaşımızı arıyoruz… Bu süreç yanımızda birileri olsun ya da olmasın uyku anına kadar zamanı adeta son zerresine kadar doldurmaya çalışmakla geçiyor. 
 
Sanki bize boş bir an geçirirsek ceza keseceklermişçesine asılıyoruz zamanın yakasına. 
 
Yalnızlıklarımız ise çoğunlukla beynimizin bir soruna odaklanmasından sebep oluyor. Ya aşık olduğumuz ya da terkedildiğimiz ilişkilerimizi düşünüyor, sosyal medyada onun peşine düşüyor, en olmadı onunla olmaya dair gelecekler düşlüyor ve perdeye onun tarafındaki olasılıkları koyup çıkarımlar yapmaya çalışıyoruz. Bu anların içinde ise sadece bu kadarını yapmamızdan sebep onu istediğimizi düşünüyoruz. Bu söylemdeki aşkı çıkarıp yerine iş, kariyer, para vs. her neyi koyarsanız tablo değişmiyor.
 
Kişinin özüne korkunç bir ihanetidir bu!
 
Çoğu danışan ve dostumda örneğin “karşı cins için gerçek duygusunu bilemiyor olma” durumunu görüyorum. Çok ilginç gelen bu durumda önce kişinin kendi özündeki istek ve duyguya ulaşmaya çalışıyoruz. Kişi o kadar çok içini duymak yerine karşı cinsin olasılıklarını duyma peşindeki gerçekten onu isteyip istemediğini, belki çok kızdığını, kim bilir bu hatayı aslında affetmediğini duyamıyor. Böyle olunca ise “seviyorsan git konuş” “sevmiyorsan unut” gibi ihtimaller olmuyor ve kişi askıda kalıyor. Kalbinde bir aşk okumadığından aşkının peşinden gitmek gibi bir eylemsel dürtü gelmiyor. Ya da haksızlık ve isteksizlik gibi duyguları okumadığı içinde soğumuyor. Muhtemelen işin bir noktasına takıldığından, o kancada öyle bir süre asılı kalıyor. Geçen zaman mı? Belki de hayatta ne kadar önemli olan aylar, aylar…
 
Aşk bir yana hayatın kendisi de öyle suya atılmış ekmek parçası gibi nereye gittiği belli değilken eriyerek suyun yüzeyinde dağılıyor. Hayattaki amaçlar, istekler, hayaller bir duyulmaz halde derinlerde kalıyor. İşte tam bu yüzdendir ki 50-60 yaşında Ege’ye yerleşenleri, bir anda şirketini kapatıp balıkçı olanları, dünyayı dolaşanları duyuyoruz. Peki böyle yıllarca kaybolup hayat enerjinizin azaldığı yaşlılığınızda mı kendinizi duymaya başlayacaksınız? Koca bir “hayır” diyorsanız yaklaşın, tavsiyelerim olacak.
 
İlk öğreneceğimiz bilgi şu olsun: Hayat sorulardan ve sorulara hayatın vereceği cevaplardan ibarettir. Sorular bizim için hayatın mihenk taşıdır. Mesela partnerimiz “benimle evlenir misin?” diye sormalıdır ki “evet” diye çığlık atalım. 
 
Bu çalışmanın detayındaki sorular ise ikiye ayrılır: 1- Kendine sorular  2-Evrene sorular
Kendine sorularda kendi içindeki cevabı dinlersin. Evrene sorulacak sorularda ise sadece sorar ve ne bir cevap ararsın ne de soruya dair ihtimallere dalarsın. Bu her iki soru yöntemini uygulamak ise adeta ustalık gerektirir.
 
Peki kendimize nasıl misafir olacak ve nasıl gerçek özümüzü bileceğiz?
 
Hayatın akışında o diş fırçaladığınız zaman kadar bile zaman ayırmadığınız kötülüğü çöpe atacaksınız. Dilerseniz bir 5 çayı yapacak dilerseniz uyumadan önce, her ne zaman uygunsa 5 dakika kendinize dair oturacaksınız. 
 
En azından bir 5 dakika ayırdığınız bu zaman diliminde dümdüz bir koltukta oturabilir, bağdaş kurabilir ya da uzanabilirsiniz. Önemli olan kendinizle kalabileceğiniz ve rahat olabileceğiniz bir zaman yaratmaktır. Ben müzik tavsiye ederim. Müziği genelde insanlar tercih etmez. İlginç bir nedeni var onu da söyleyeyim. Müzik insanın zihnini kontrolde tutamadığı ses frekansları yaratır. Kontrol güdülü yapımız gereği müzikle kontrol kabiliyetini kimse yitirmek istemediğinden bunu tercih etmiyor. Ben mümkünse sözlerini anlamadığınız ya da sözü olmayan bir müziği tercih etmenizi hatta mümkünse yüksek ses olacak şekilde açmanızı tavsiye ederim. Bu müziğin de iyi gelen müzik oluncaya kadar deneme yapılması ve doğru enerji yakalanan müziğin olması taraftarıyım.
 
Müziği seçtik, konumlandık yerimize. Haydi başlayalım. Burnunuzdan nefes alıp ağızdan vererek, karnınıza gidecek şekilde diyaframdan derin derin 3-4 nefes aldıktan sonra önce bir süre kalalım. Ses frekansları ya da sessizliğin frekanslarıyla derin nefes alışımız dans etsin ve kalp ritmimizi aksine yavaşlatsın, öz dengemiz de bedenimize bir yere otursun isteriz. Biraz durduktan sonra tercihiniz hangi durum ise;
 
Kendinizde bulmak istediğiniz soruları sorun. Buna bir örnek: “Ahmet’i gerçekten seviyor ve hayatımda istiyor muyum?” (Gülmeyin, bu soruların bile gerçek cevabını bilmediğinizi az önce söylemiştim.) Bu soruyu sorduğunuzda, yaşananları gözünüzün önünden geçirmeyeceksiniz. Soruyu soracak ve bırakacak ama ruhunuzda olan biteni dinlemeye başlayacaksınız. Kalbinizde özlem oluştu mu, sesini özlediniz mi, içinizde ciddi bir güvensizlik ya da kırgınlık mı oldu? Bu soruya bedenin ve ruhun ne cevap verdi, onu dinleyeceksin. Örneğin aşırı kırgınlık hissi varsa “Kırgınlığımı geçirebilecek kadar seviyor muyum, affedebilir miyim?” diye sorular zinciriyle başından sonuna özünüzdeki cevapları alın derim.  Bunu yapmadığınızda mesela güvenmediğiniz halde her iki tarafa da zulüm olan ilişki ve iletişimler yaratıyorsunuz ve acınacak bir geçmiş zaman sahibi oluyorsunuz.
 
Evrene sorular ise kendinizde bulamayacağınız dışa yönelik sorulardan oluşur. Örneğin “O bana dönecek mi?” “Ödeme gelecek mi?” “Bu ay üst yönetime geçmek için nasıl bir yol izlemeliyim.” “Onunla ilgili neyi bilmeliyim” gibi gibi. Soruyu sorup hiçbir cevap almadan ve aramadan kalkıyorsunuz.
Benim tavsiyem önce kendinize soruları sormak, ardından kalkmadan birkaç evrene soru sorup bırakıp hemen kalkmak ve evrene sorulan sorulara odaklanmamak ve bulandırmamak için başka bir şey ile meşgul olmak şeklindedir.
 
Evrene soruları sormayı belki daha detaylı anlatırız ama yazımızın özünden sapıp yine evrene sorular kısmına taktığınızı hissediyorum. Unutmayın asıl önemli olan bu hayatta: “Sen kimsin?” “Özün gerçekten ne diyor? Yani kendine gerçekten zaman ayırman, özüne bir 5 dakika da olsa dönmen ve onu dinlemen.
 
Kendini duymayan dünyayı duyamaz!
 
Bizi bu zamana kadar can kulağıyla duyan ve dinleyen takipçimiz Özge Culha’nın bugün doğum günü. Bu yazımızda, onun bizimle değişimlere açıldığı yeni yaşını kutlayalım ve yazımızı ona armağan edelim isteriz. 
 
Sevgilerimizle…
 
Betül Yergök /Mentalizasyon
http://mentalizasyon.com/
mail: info@mentalizasyon.com
İnstagram/Youtube: @mentalizasyon