Pazar

03.12.2017 - 01:30 | Son Güncelleme: 03.12.2017-1:30

Her dönemin oyunu

Tennessee Williams’ın yazdığı, Hira Tekindor’un yönettiği, başrolleri Zerrin Tekindor, Onur Saylak, Şebnem Bozoklu ve İbrahim Selim’in paylaştıkları “Arzu Tramvayı” prömiyerini yaptı. Temsiller Uniq Hall ve Zorlu PSM’de devam edecek

Sitene Ekle

ASU MARO - asu.maro@milliyet.com.tr

New Orleans’da bir kenar mahalledeki kaba saba yaşamın ortasına tüyleri, incileri, hülyalı bakışları ve bütün zarafetiyle bomba gibi düşen Blanche Dubois tiyatro tarihinin en unutulmaz karakterlerinden biridir. Tennessee Williams’ın oya gibi işlediği bu şiirsel varlık, evine sığındığı kız kardeşi Stella’nın ve onun odun inceliğindeki acımasız kocası Stanley’in hayatında tutunmayı başaramaz. Hayatta da çoğu zaman olduğu gibi oyunda da zarif ve ince olan sert ve kaba olana yenik düşer.

Tennessee Williams’ın 1947’de yazdığı, Elia Kazan’ın 1951 tarihli filmiyle sinema tarihine de damgasını vuran “Arzu Tramvayı” bu ay itibarıyla İstanbullu seyirciyle buluşuyor. Hira Tekindor’un yönettiği, başrolleri Zerrin Tekindor, Onur Saylak, Şebnem Bozoklu ve İbrahim Selim’in paylaştıkları oyun bir BKM ve ID İletişim ortak yapımı olarak Uniq Hall ve Zorlu PSM’de sahnelenecek.

- Sizin için bu dönemde “Arzu Tramvayı” oynamak ne ifade ediyor? Nasıl bir karşılığı var sizde?

Zerrin Tekindor: Tiyatro tarihinin çok önemli metinlerden biri, bir tragedya aslında. Kahraman yok, bütün karakterlerin zaafları var, bencilliği var, iyi tarafı ve kötü tarafı var. Demode olacak, miyadı dolacak bir metin değil. Aslında miyadı dolmadığı gibi, bu döneme dair de söyleyeceği çok şey var. Daha zarif, hayallerdeki gibi bir dünya ile kaba saba gerçekliğin çarpışması mesela.

İbrahim Selim: Ben “Arzu Tramvayı”nın zaten her döneme bir şekilde uygun olması nedeniyle bu kadar değerli olduğunu düşünüyorum.

Zerrin T.: Tiyatrocu olup da bana, ‘Şu zamanda niye Arzu Tramvayı oynuyorsunuz?’ diyen bile oldu. Ne diyeceğini bilemiyorsun.

Onur Saylak: Şu cevap verilebilir belki de; bir takım etik kurallar var evrende ya da insanın yaradılışında. Bunlar insanlık tarihi yürüdüğü sürece var. O yüzden bu kavramları işleyen oyunlar her dönemin oyunları.

Şebnem Bozoklu: İnşallah sana bunu soran arkadaşın kadın değildir. Gerçekten inanılmaz kadın karakterler yazabilen bir yazar çünkü Tennessee Williams ve kadınları erkek dünyasının içinde gerçekten çok objektif gösterebilen bir yazar.

- Blanche tiyatro tarihinde her kadın oyuncunun en çok oynamak istediği karakterlerden bir tanesidir. Sizin için en cazip yanı ne?

Zerrin T.: ‘Vay be ne güzel karakter’ diyorsun da bunu canlandırma kısmına geldiğimizde ‘Ben ne yaptım?’ dedim mi, dedim. İnanılmaz bir karakter ama şimdi doğruya doğru; hayatımda en zorlandığım rol kişisi Blanche oldu. - Bana biraz sizin tablolarınızdaki kadınları hatırlattı.

Zerrin T.: Evet. Ben çünkü hayatın pek öyle dramatik yanlarına girmekten hoşlanmıyorum, biraz hayatı tatlı yapmak istiyorum kendi adıma, etrafımdakiler adına. Biraz o dertli, kasvetli yerlerden zıplayarak geçiyorum doğru.

- Sihir yapıyorsunuz Blanche gibi.

Zerrin T.: Biraz yapıyorum çünkü beni motive eden bir şey oluyor. Resimlerimde de kuvvetli, renkli kadınları görmek istiyorum. Kendimi de öyle görmek istiyorum aslında, onlar benim tam da olmak istediğim kadınlar.

- Stanley için ne söyleyebiliriz, o tam tersi bir karakter.

Onur S.: Stanley düz bir adam, hayatın gerçekleriyle boğuşan bir adam. İçinde bir volkan var ve bu volkanın da sebebi sıkışmışlığı olabilir. Bütün oyun boyunca eylem olarak tabii ki oyuncuyu çok rahatlatan öfke nöbetleri, volkanik patlamaları var. Hayatta tutunduğu iki şey var; bir Stella, kızgın boğalar gibi sürekli onun peşinde ve tabii bir de en yakın arkadaşı Mitch ve poker grubu. Bu düzeni bozan, Blanche’ın o eve gelmesi. Ve bu iki karakter Stella üzerinden bir iktidar kavgasına tutuşuyorlar oyunun sonuna kadar. Blanche, Stanley ile iletişim kurmaya bir şekilde çabalıyor çünkü yapayalnız, kardeşiyle birlikte olmak isteyen bir kadın fakat evin içinde bir, tırnak içinde, boğa var.

- “Öküz” demeyelim, diyorsunuz.

Onur S.: Diyecektim de sadece öküz diye tanımlamak da haksızlık olur Stanley’e, o tekdüze tipolojiye götüren bir şey. Var böyle adamlar, bu adamların mantığını çözebilmek de zor. Bir şeyi onlara aktarmak da zor, inandırmak da zor. Fakat aynı anda da kurnaz bir adam. Mitch’i etkiliyor ve Blanche ile birlikte olmasını engelliyor. Ve sonunda zaten en tuhaf noktası o, Blanche’a tecavüz ediyor.

İbrahim S.: Zaten o tecavüz bütün oyunun kurduğu, bahsettiği dünyaya tecavüz ve o suskunluk hali de içinde yaşadığımız dünya. Onurumuza tecavüz eden bir sistemin içinde yaşamaya çalışıyoruz ve her şey yolundaymış gibi arkadaşlarımızı, sevdiklerimizi akıl hastanelerine gönderiyoruz.

“Hira’nın oyuncuyla ilişkisi çok iyi”

- Yönetmenimiz aramızda değil, biraz ondan da söz edelim, Hira Tekindor ile çalışmak nasıldı?

İbrahim S.: Hira öncelikle çok zarif biri. Yani estetik bilgisi ve entelektüelliği tartışılmayacak bir çocuk.

Onur S.: Sonuçta 28 yaşında bir yönetmen olarak oyuncuyla ilişkisi de bence çok çok iyi, çok olgun.

Şebnem B.: Çok açık bir yönetmen, benim az rastladığım kadar.

Zerrin T.: Ben estetik gözünü de acayip kuvvetli buluyorum. Bir de bize iç içe güzel sunabiliyor, “Burada müzikte bu var, konumunuz bu” böyle bütünlük içerisinde anlatıyor. O mesela beni çok rahatlatıyor.

Hepsinin favori repliği aynı

- Efsane olmuş replikleri var; “Yabancıların nezaketine her zaman güvenmişimdir,” gibi. Sizin cümleniz ne?

Zerrin T.: ‘Sihir istiyorum.’

Onur S.: Benimki de o.

İbrahim S.: Vallaha benimki de o. “Ben gerçeği istemiyorum ki ben sihir istiyorum”. “Sen niye gerçeği istiyorsun ki zaten?” gibi bir şey geliyor benim içinden. Çok iyi değil mi ama laf?

- Çok iyi. Siz de mi öyle istiyorsunuz?

İbrahim S.: Evet. Ne yapayım gerçeği? Manyak ettiler gerçeği göstere göstere zaten.

Şebnem B.: Yaz beni de bu cümleye, çok etkiledin bu çıkışınla.

- Sizin o cümleyi seçme sebebiniz ne?

Onur S.: Aslında hemen hemen aynı. O kadar zorlaştı ki artık akıl sağlığını korumak. Nereden tutsan elinde kalan bir sistem var bütün dünyada. Kapitalizmin geldiği yer, sana dayatılan hayat biçimi, evrensel etik kurallarının olmayışı... Bazen şunu hissediyorsun insan olarak; aslında yaşamak istediğim dünya bu mu, değil. Ama yaşıyorum ve burdan bir şekilde zevk almam gerekiyor. O yüzden de kendine bir fanus yaratıyorsun.

Zerrin T.: Düşünsene biz çocukluğumuzda yengeler, teyzeler, halalar, bir sürü içiçe hayatlar, arkadaşlıklar, komşuluklar, ne kadar zengin karakterlerin içindeydik. Ama şimdi en ufacık bir şey rahatsız ettiği anda insanlar birbirinden vazgeçiyor ve tek başına yaşıyor. Çünkü uzaklaşmak en kolayı. O zaman daha tek boyutlu oluyosun, daha tek başına kalıyorsun. “Yalnızlığı seviyorum,” demek zorunda kalıyorsun. Yalnızlığı kim sevsin, niye sevsin?  


©Copyright 2017 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.