Herkesi bir çizgiye çekme düşüncemiz yok

Sanatçı duyarlılığı olmadan açılım sürecinin eksik kalacağını söyleyen Erdoğan, herkesi bir çizgiye çekmek gibi düşüncelerinin olmadığını belirterek, “Buradan çıkışta torna makinesi yok dedi


Herkesi bir çizgiye çekme düşüncemiz yokErdoğan yazarlarla, Dolmabahçe’deki Çalışma Ofisi’nde biraraya geldi.

ŞAKİR AYDIN İstanbul

Demokratik açılım projesi kapsamında düzenlediği toplantıların üçüncüsünde yazarlarla bir araya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sanatçı ve sanatçı duyarlılığının yansımadığı bir sürecin eksik kalacağını söyledi. Dolmabahçe’deki Çalışma Ofisi’nde gerçekleştirilen ve Erdoğan’ın açılış konuşmasıyla başlayan toplantı yaklaşık 5.5 saat sürdü. Toplantının açılışında 35 dakika konuşan Erdoğan kalan sürede görüşleri dinledi, sorularını yanıtladı. Erdoğan suya sabuna dokunmadan iktidarda kalmayı bir politika olarak görmediklerini söyledi.

‘Sevgiden bir köprü’
“Türkiye’nin meselelerine her birimiz farklı bir zaviyeden bakıyor olabiliriz. Her birimizin tespitleri ve çözüm önerileri farklı olabilir ama her birimiz daha demokratik, çok daha kalkınmış bir Türkiye hayaliyle yanıp tutuşuyoruz” diyen Erdoğan, “Biz, herkesi bir çizgiye çekmeye, tek tipleştirmeye, herkesin bizim gibi düşünmesini sağlamaya asla çalışmıyoruz. Cemil Meriç üstadımızın, ‘Muhteşem bir maziyi daha, muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim. Kelimeden, sevgiden bir köprü.’ Biz bu köprüyü kurmak, birlikte inşa etmek istiyoruz” diye konuştu.
Falih Rıfkı Atay, Cemal Süreyya, Şevket Süreyya Aydemir, Cahit Zarifoğlu’ndan alıntılar yapan Erdoğan, Hoca Ahmet Yesevi, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Karacoğlan, Pir Sultan Abdal, Dede Korkut, Hoca Nasreddin, Fuzuli, Nedim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Rasim, Halit Ziya, Orhan Veli ve Âşık Veysel’in “bu toprakların dili, kelamı ve kalemi olduklarını” söyledi. Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti:
“Necip Fazıl kalemine nasıl bu toprakların ruhundan mürekkebini çektiyse, aynı şekilde Nâzım Hikmet de bu toprakların destanını yazdı. ‘Devlet Ana’yı yazan Kemal Tahir ile ‘Osmancık’ı yazan Tarık Buğra aynı destanı, aynı ruh ikliminde edebiyat tarihimize nakşettiler. Orhan Kemal, Yaşar Kemal ne kadar bu ülkenin değeriyse, aynı şekilde Sezai Karakoç, Nurettin Topçu da bu ülkenin aynasıdır.
Peyami Safa, Yahya Kemal Beyatlı, Sait Faik Abasıyanık, Fakir Baykurt, Oğuz Atay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Nuri Pakdil, Mustafa Kutlu, Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Akif İnan, Erdem Beyazıd farklı yerlerde duruyor gibi olsalar da, aynı kelimeleri kullanarak bu ülkenin sevinçlerini yazdılar. Namık Kemal, ‘Vatan Şarkısı’nı yazdı, sürgün edildi. ‘Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker, gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer’ diyen Mehmet Akif, Mısır’da memleket hasreti çekti.

‘Yazdıkları için kurşun’
Nazım Hikmet, Çankırı Hapishanesi’nden mektuplar yazdı, ‘Yalnız bize mahsus bir imtiyazdır, kış günleri hapisanede. Sade hapishanede değil, bu kocaman, bu ısınası, bu ısınacak dünyada, üşüyüp, kederli olmamak’ dedi. Sabahattin Ali ‘Dışarda mevsim baharmış, gezip dolaşanlar varmış’ diyerek, bu toprakların aşkına bir ömrü feda etti. Bu ülkenin Kemal Tahir’i, Orhan Kemal’i, Mehmet Uzun’u, Said-i Nursi’si, Musa Anter’i, Ahmet Arif’i, Rıfat Ilgaz’ı, Nihal Atsız’ı sadece ve sadece yazdıkları ve düşündükleri için adeta hürriyet hasretinden prangalar eskiterek göçüp gittiler.
Sabahattin Ali, Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Abdi İpekçi, Hrant Dink, Metin Altıok, Muhlis Akarsu’nun sadece ve sadece fikirlerinden, yazılarından dolayı kurşunların ve kirli senaryoların hedefi oldular. Her birinin dünya görüşü, siyaset anlayışı farklıydı ama bütün bu farklılıklara rağmen aşkları ve sevdaları aynıydı.”

‘Torna makinesi yok’
“Bir kalemin sahibi, ‘Ben Ak Parti’ye kökten karşıyım, onun için bu davete katılmıyorum’ derse bu bizi incitir” diyen Erdoğan, kahvaltıda bulunmanın kimseye bir şey kaybettirmeyeceğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada bulunuruz, konuşuruz. Buradan dönüşte hiçbir zaman kimsenin geleceğe yönelik iradesi, tavrı değişsin, böyle bir şey yok. Çünkü buradan çıkışta kalınlık makinesi, torna makinesi yok. Bunu böyle görmek durumundayız. Amacımız, sanatçılarımızla, yazarlarımızla iktidar arasında bir köprü kurmak değil. Amacımız, içinden geçtiğimiz hassas süreçte yazarlarımızın birikim, tecrübe ve fikirlerinden azami derecede istifade edebilmek. Sanatçılarımız olmazsa, sanatçı duyarlılığı bu sürece yansımazsa bu süreç eksik kalır. Kelimelerinizle, dizelerinizle, kitaplarınızla, eserlerinizle sizler zaten her zaman sürecin içinde oldunuz. Bugün de yarın da bu hissiyatınızı sürece yansıtmanızı özellikle rica ediyorum.”

Türk ve Baykal’a saldırıları eleştirdi
Son dönemde yaşanan olumsuzlukları da unutmadığını dile getiren Erdoğan, sadece il isimlerini anarak Samsun’da Ahmet Türk’e, Van’da Deniz Baykal’a yapılan saldırılara da değindi. Erdoğan bu konuda da şunları söyledi: “Eşber Yağmurdereli’yi, Şanar Yurdatapan’ı, Fikret Başkaya’yı, Şamil Tayyar’ı, Hakan Albayrak’ı elbette unutmuyorum. Bu ülkenin Nobel ödüllü yegane yazarı Orhan Pamuk’a reva görülenleri elbette hatırımdan çıkarmıyorum.  Elbette suça itilen çocuklar bizim görüş alanımızın dışında değil. Elbette Hakkâri’de hiç onaylamadığımız muameleye maruz kalan çocuk, İstanbul’da molotofkokteyli sonucu hayatını kaybeden kız yavrumuz, Samsun’da, Van’da saldırıya uğrayan siyasetçi bizim gündemimizin uzağında değil. Atılan yumruklar nasıl bu ülkenin barışına kastediyorsa, sokakları savaş alanına çevirenler de ülkenin huzuruna kastediyor.”

Toplantıya katılan yazarlar
Adnan Özer, Ahmet Bilgili, Ahmet Kot, Ahmet Turan Alkan, Alev Alatlı, Altan Tan, Atilla Maraş, Ayşe Kulin, Bejan Matur, Belma Akçura, Beşir Ayvazoğlu, Cahit Koytak, Doğan Hızlan, Ebubekir Eroğlu, Elif Şafak, Etyen Mahçupyan, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Feridun Andaç, Gani Müjde, Haydar Ergülen, Hilmi Yavuz, İskender Pala, Kemal Sayar, Kürşat Başar, Leyla İpekçi, Mario Levi, Mehmet Metiner, Mehmet Ragıp Karcı, Muhsin Kızılkaya, Murat Menteş, Mustafa Akyol, Müge İplikçi, Necef Uğurlu, Nur Yaycıoğlu, Rasim Özdenören, Refik Erduran, Roni Margulies, Sadık Yalsızuçanlar, Sait Zerevan, Sefa Kaplan, Selahattin Yaşar, Selçuk Altun, Sevinç Çokum, Şule Yüksel, Turgay Nar, Ülkü Tamer, Ümit Fırat, Vivet Kanetti Uluç, Yavuz Bahadıroğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Yılmaz Karakoyunlu, Yıldız Ramazanoğlu.

Erdoğan’ın andığı farklı portreler
Başbakan Erdoğan, konuşmasında kamuoyunun yakından tanıdığı yazarların yanı sıra kitlesel olarak çok tanınmayan yazarların isimlerine de yer verdi.
Cahit Zarifoğlu: Edebiyata lise yıllarında şiir ve kompozisyonlar yazarak başladı. Şair Zarifoğlu’nun ilk şiirleri Sezai Karakoç’un yayımladığı Diriliş dergisinde okurla buluştu. Bir süre kurucularından olduğu Akabe Yayınları ve Mavera dergisini yöneten, şiirleriyle olduğu kadar çocuk hikayeleri, günlük ve eleştirileriyle de tanınan Zarifoğlu, Yeni Devir, Milli Gazete ve Zaman gazetelerinde köşe yazıları yazdı. 1987’de vefat etti.
Nurettin Topçu: Sorbonne’da doktora yapan ilk Türk bilim adamı olan yazar, felsefe ve İslam ahlakı üzerine çok yazıda kitap yazdı. Fikri faaliyetlerini Türk Kültür Ocağı, Türk Milliyetçiler Cemiyeti, Milliyetçiler Derneği’nde sürdürdü. Türk milliyetçiliğinin İslamdan ayrılamayacağını savunan yazar 1975’te vefat etti.
Nuri Pakdil: Edebiyat dünyasında şiirleri, denemeleri, oyunları, çevirileri ve çıkardığı Edebiyat dergisiyle tanınıyor. Çağdaş insanın bunalımlarını tanrıdan ve yerli kültür değerlerinden uzaklaşmakta görüyor.
Mustafa Kutlu: Günümüz hikâyecilerinden Mustafa Kutlu, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde köşe yazıları yazan, Kanal 7’de sohbet programı yapan, Türk hikâyeciliğinin önemli isimlerinden.
Erdem Beyazıd: Şair olan Beyazıd, 1987 seçimlerinde Anavatan Partisi’nden milletvekili seçildi. TBMM’nin 18. Dönem çalışmaları süresince Milli Eğitim ve Çevre Komisyonlarında görev aldı. Bir dönem Akabe Yayınları’nın ve Mavera dergisinin yönetimini üstlenen Beyazıd, 5 Temmuz 2008’de vefat etti.
Akif İnan: Dil, Tarih Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okurken okulu yarım bıraktı. Necip Fazıl Kısakürek ile tanışmasının ardından tekrar üniversiteye döndü. 1964-69 yılları arasında Türk Ocağı’nda faaliyet gösterdi, 1969’da Nuri Pakdil ile birlikte Edebiyat dergisini kurdu. Ayrıca Mavera dergisinde de kurucu olarak yer aldı. Bir dönem Türkçe edebiyat öğretmenliği de yapan, Kanal 7’de kültür-sanat programları hazırlayıp sunan şair 6 Ocak 2000’de vefat etti. 
YASEMİN BAY

Kim ne dedi?
Elif Şafak: Rahat, samimi, herkesin fikirlerini özgürce paylaştığı bir ortam vardı. Kültür dünyasının toplumsal sorunları çözmekteki öneminin altı çizildi. Hükümetin kendisi gibi düşünmeyen yazarlarla da diyalog kurmak istemesini, sanata ve sanatçıya kulak vermesini önemli buluyorum.
Fatma Barbarosoğlu: Uzun ve verimli bir toplantı oldu. Başbakan çok dikkatle dinledi, herkesin görüşlerine yer verdi. Hakikaten çok iyi bir dinleme estetiği gördüm.”
Muhsin Kızılkaya: Yararlı bir toplantıydı. Kürt sorununun aslında Kürtçe sorunu olduğunu dile getirdim. Başbakan da önerilerin yapıcı olduğunu söyledi.
Müge İplikçi: Ben daha önce aralarında benim de olduğum yazarların eserlerinin bir bölümünün Kürtçe bir bölümünün Türkçe yayımlandığı ‘Mor Mühürler’ adlı kitap projemizin benzerlerinin desteklenmesi konusunda bir öneri getirdim. Sıcak baktılar.  
Refik Erduran: Toplantı yazar çizer toplantısı olmaktan çok Türkiye genelinin sorunlarının konuşulup tartışıldığı bir toplantı oldu. Aydınlatıcı bir toplantıydı.
Yılmaz Karakoyunlu: Ben genellikle edebi meseleler üzerinde görüşler ortaya konacak bekleyişindeydim. Fakat ilk konuşmacıdan itibaren mesele Kürt meselesine intikal etti. Benim için ilginç bir toplantıydı.
Bejan Matur: Toplantıda Türkiye’yi yansıtan bir tablo vardı: Yazarların arasında da kutuplaşma olduğunu gördüm. Söyledikleri sözün ayrımcılık olduğunun farkında olmadan konuşan yazarlar oldu.
Haydar Ergülen: Çeşitli anlayışlardan yazarlar vardı. Sonuçta ben de yazar şair ve bir de Aleviyim. Her üç kimliğimle oradaydım. Olumlu bir toplantıydı.
Gani Müjde: Tek bir insanın dahi burnunun kanamaması bizim tercihimizdir. Herkesin kendini birinci sınıf insan olarak kabul ettiği bir toplumun hayalini taşıyoruz. Bu sürecin tamamlanabileceğini düşünüyorum.
İskender Pala: Çok yararlı bir toplantı oldu. Başbakan hepimizi tek tek dinledi.
Hilmi Yavuz: Bu toplantı aynı zamanda zihnimizin de açılmasına katkı sağladı. Kendi payıma öğrenmeyi ihmal ettiğim bazı şeyleri Başbakan’dan öğrendim.
Ayşe Kulin: Olumlu buldum.
Ümit Fırat: Başbakan herkesi dinledi. Katılımcıların geneli bu sürecin devamında yana olduklarını ifade etti.
Vivet Kanetti Uluç: “Başbakan katılımcıların söylediklerini tek tek not aldı. Herkesi tek tek dinledi.” 
YASEMİN BAY, ŞAKİR AYDIN İstanbul

 

Vedat Türkali mektup gönderdi
Sağlık problemleri nedeniyle toplantıya katılamayan Vedat Türkali, Erdoğan’a yazdığı mektupta “Kürt sorunu çözülmeden demokrasi sorunu çözülmez, demokrasi sorunu çözülmeden de Kürt sorunu çözülmez “ diyerek, şiddete ve inkara dayalı politikaların sürdürülmesini eleştirdi. Başbakan’a “Bildiğime göre, eski bir ‘komünizmle mücadele’ örgütü militanısınız” diye seslenen Türkali,  anayasa konusuna da değindi: “‘Tam demokratik bir Anayasa’, Türkiye’nin temel gereksinimidir. Bugünkü ortamda böyle bir anayasanın yapılabilmesi de güç görünür. .”

 

Uzuner: Davet edilmem önemli
Toplantıya mazareti nedeniyle katılamayan Buket Uzuner de: “Bugüne kadar yazarlara hep düşman gibi davranıldı. Benim AKP’ye muhalif bir yazar olmama rağmen bu toplantıya davet edilmem önemli. Sansüre karşı açtığım 1 liralık davayı kazandım. THY’nin dergisine yazdığım Moda iskelesi ile ilgili yazıdan, alkol yasağıyla ilgili bölüm  kesilmişti. Bir yazarın düşüncelerinin kesilmesine karşı açtığım bu davanın üzerine, toplantıya davet edilmem alışık olmadığımız bir yaklaşım, çok takdir ediyorum. Yazarlara karşı tarafsız bir davet gerçekleştirmesi önemli” dedi.

 

Tartışma ve alkış bir arada
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılımla ilgili “elinizi siz de taşın altına koyun” diyerek sanatçılarla yaptığı toplantıların üçüncüsünü dün yazarlarla gerçekleştirdi. 
Kahvaltıya katılan yazarlar  kendilerine ayrılan yerlere oturduktan hemen sonra içeri girdi. Kafası başka bir işle meşgul gibi görünse de kürsüye çıktığında başkalaştı, konuşmasındaki performans oldukça yüksekti. Başbakan’ın edebiyatla ilişkisini bilmeyenler “Bu kadar şeyi nasıl ezberlemiş” diyerek birbirleriyle konuşurken, o Nâzım Hikmet, Oğuz Atay, Ece Ayhan, Ayşe Kulin’den Yaşar Kemal’e uzandı. Ece Ayhan’dan örnek verdi, “Herkesin kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk var” dedi, “Biz tüzüklerle çarpışarak büyüdük. Velhasıl onlar vurdu, biz büyük kardeşim” ifadesini kullandı.

Tek tek yanıt verdi
Konuşurken katılımcıları da tek tek göz hapsine almış gibiydi. Kim kendisini dinliyor, kim neyle meşgul oluyor, her şeyi takip etti. Toplantıda yaklaşık 40’ın üzerinde yazar söz alarak görüşlerini anlattı, sorular yöneltti. Başbakan herkesin sorusunu ve düşüncelerini not etti. Soruları da tek tek yanıtladı.

Alatlı-Kanetti atışması
Toplantı boyunca Erdoğan’ın en önemli “açılımı” ise Alev Alatlı’nın “iyi Ermeniler-kötü Ermeniler”, “İyi Kürtler-kötü Kürtler” ayrımında oldu. Alatlı’nın ayrımcı bir ifade kullanarak Etyen Mahçupyan’ı “hedef” alan konuşmasına karşı Vivet Kanetti’nin “Hrant Dink’i koruyamadık ama Etyen’i koruyacağız” sözlerini alkışlaması oldu. Doğan Hızlan, Sefa Kaplan ve Kürşat Başar hiç konuşmadı. Elif Şafak erken ayrıldı. İlk sözü alan Roni Margiules, Abdullah  Öcalan’a “sayın” dediği için yargılandığını söyleyince Başbakan “Benim hakkımda da bu konuda bir dava var” dedi. Altan Tan neredeyse başbakan kadar uzun bir konuşma yaptı. Açılımın önemli bir fırsat olduğunu, ancak sürecin iyi yönetilemediğini, Kürt sorununun Genelkurmay ile PKK arasına sıkıştığını söyledi. Başbakan ise dünyanın hiçbir yerinde terör örgütüyle aynı masaya oturulamayacağını tekrarladı ve “Habur’dan dönenlere nereden baktığınız çok önemli. Habur’la ilgili gelişmelerde samimiyet yakalansaydı aynı şekilde devam ederdi” ifadesini kullandı.

‘Adımı yanlış yazmışlar’
Bejan Batur “romantik bir öneride” bulunarak ayrımcılığa karşı bakanlık kurulmasını önerdi. Ayşe Kulin kendisine oy vermediği halde davet edildiği için teşekkür etti. 1998’de şiir okuduğu için aldığı hapis cezasının onanması hatırlatılarak “Siz başbakansınız ama biz hâlâ yargılanıyoruz” sözü üzerine de Erdoğan’ın ilginç bir yanıtı oldu: “Türkiye’de yargı sistemi her şeyin üzerinde. Benim aleyhime karar veren yargıçlar belli inanç grubuna mensup kişilerdi. Açıkça söylüyorum. Ne kadar başarılı yasal düzenlemeler yaparsanız yapın kararları yargıçlar veriyor.”
Etyen Mahçupyan önünde duran ve adının yazılı olduğu kartı göstererek “adım yine yanlış yazılmış” deyince, salonda gülüşmeler oldu. Mahçupyan’ın “Dindarlık cumhuriyetin sıkıştırılmış Türk kimliğine ihtiyaç duymadığı bir kimliktir” yorumuna ise Başbakan, “Mahçupyan’ı yaradanından dolayı severim” diye karşılık verdi. 5.5 saat süren kahvaltı sonrası içinde Türk Müziği CD’lerinin olduğu hediyeler verilirken, Başbakan’dan gazeteci olarak randevu istiyorum. Üç açılım toplantısını masaya yatırmak için...
Mario Levi da Başbakan’a neden ramazan ve kurban bayramlarını kutluyorsunuz da hristiyanların ya da öteki azınlıkların bayramının kutlanmadığını hatırlatarak “Acaba ne zaman bu ülkede azınlıklardan bir kişi müsteşar, büyükelçi ya da bakan olacak’ bunu sordu. Başbakan genel olarak soruya yanıt verdi ve “Biz etnik, bölgesel ve dinsel ayrımcılığa karşıyız” dedi.
BELMA AKÇURA

Milliyet iPhone uygulaması yenilendi.
Daha hızlı, daha canlı, en güncel! Yenilenen Milliyet.com.tr iPhone uygulamasını hemen indir!
iPad’i unutmadık!
iPad’inize özel Milliyet.com.tr uygulamasını ücretsiz indirmek için tıklayın.



Yorum Yaz
20Yorum Başlığı:420Yorum:
Foto Galeri
En yeni fotoğraf galerileri ...