DEĞERLERİN erozyona uğradığı bir çağda yaşıyoruz. Doğru, iyi ve güzeli tanımlayan ölçüler neredeyse ortadan kalktı. Para, mevki ve makam arzusu en temel hedef haline geldi. Böyle olunca dostluk, sevgi, yurtseverlik ve kamu yararı gibi değerler kaçınılmaz olarak can çekişiyor.
Bu sorun ya da boşluk, muhafazakarlığa önemli bir alt yapı oluşturmaktadır. Onun için artık yurttaşlık temelli, sivil dayanışma ve hareketlerden çok, din, ordu ve geleneğe sığınmaya çalışıyoruz. Toplumdaki bölünme ve çatışma da bunlar üzerinden gerçekleşiyor.
İrtica ve şeriattan korkup, ordu ve diktatoryal eğilimlere meyil ediyoruz. Yoksulluk ve metropol yaşamın kargaşası içerisinde tarikatların açtığı kucak bize cazip gelebiliyor.
Hangi tarafta, hangi cephede olursak olalım, diğerlerine karşı hangi yüce değerlere sarılırsak sarılalım, bir şey karşısında teslim oluyor veya boyun eğiyoruz. Para, mevki ve makam. Söz konusu bunlar olunca, İslamcılığımız, muhafazakarlığımız, Cumhuriyetçiliğimiz ya da laikliğe derin bağlılığımız teferruat haline dönüşüveriyor.
Yani birbirimizle çatışsak da, artık hepimiz kapitalizmden yanayız. Hem de öyle medeni ve kurallı olanından değil, kimsenin kimseye arkasını dönemediği, kimin, ne zaman, kimden yana olacağının bilinemediği cinsten.
Çeşitli olaylar karşısında bu düşünceler aklımdan geçerdi. Geçen akşam EGE -KOOP ile İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’nin ortaklaşa düzenlediği, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ile ilgili paneldeki konuşmaları dinlerken, aynı düşünceler farklı yönleri ile yine zihnimde canlandı.
Konunun uzmanlarından Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Tayfun Özkaya bazı çarpıcı örnekler verdi. Bunlar bilimin ya da bilim adamlarının da kapitalizmle içli dışlı oluşuna ilişkin örneklerdi. Örneğin, plastik su şişeleri, bağımsız araştırmaların yüzde 80’ni tarafından zararlı bulunurken, şirketler tarafından finanse edilen araştırma sonuçlarına göre zararsız gösterilmektedir.
Siyanürle altın çıkarma, diğer madenler ve taş ocaklarının çevreye etkisini değerlendirme raporlarını hazırlayan çeşitli bilim adamlarının farklı sonuçlara ulaşmalarını nasıl açıklayacağız?
Bir bilim heyetinin çevreye zararlı bulduğu bir maden ya da taş ocağına başka bilim adamları nasıl zararsız raporu vermektedir? Bu fark, bilimsel yöntem farkı mıdır? İdeolojik yaklaşım farkı mıdır? Yoksa başka nedeni de var mıdır?
Bul

Tarık Dursun K, 81 yaşını, Kocaoğlu ile kutladı...