Fuar’daki minyatür tren... Bizim yaş grubunda binmeyenimiz azdır. O yılların çok iz bırakan mekanı, hala anılan ismiyle eski Bonjour... Şef Aziz... Karşıda Sandviççi Faik... Az ötede Marlboro’ya taş çektiren tombalacılar...
Dünya, Güneş, Ar, Hastürk, Kemahlıoğlu yazlık sinemaları... Sütsan’ıyla, çiğdemiyle... Oyuncakçı Odak... İçeride maymun vardı bir de. Adı “Garip”.
Manav Kemal, pahacı ama kaliteli... Selluka Kasabı... Hey gidi Ahmet abi hey... Elinde gazeteleri ile “bir sigara versene abi” diye yaklaşan Pinokyo... Masajcı “Müdür”... Her an her yerde karşınıza çıkabilen İğneci Aziz...
Disko Saffet...tay Lokalinden isparoz avı... Sonra Disko Karina... Sibel Gazinosu... Trafik polisi Salih... Fereli kitapçısından ikinci el kitaplar... Dut ağaçları, ipek böcekleri... Müziğin kalbinin attığı yer, Ekim 77... Büyük Efes’in papağanı Erdoğan... Meyhanesi apayrı. Yazın Akvaryum’da kızarmış patates... Abdullah Restoran’da Tire köfte...
Mahallenin teknoloji merkezi Erdal Karasu... Keyifli mekan Melon Pastanesi... Neşeli, enerjik, hayırlı Marika Corsini... Yaz akşamlarının favori kulüpleri: Mogambo ve Kübana...
Laklaktan bilekleri şişenler... Tayyare sineması... İzmir Sinemasının cumartesi 14 seanslarında romantik denemeler... Video kiralamak için Hanedan...
Heykel’deki sandviççiler.. Yerlerini hala koruyan Doy Doy ve Damla.. Pizza Emin.. Anatolia... Talatpaşa’dan Cumhuriyet Bulvarı’na dönerken boynuzları çıkan troleybüsler... 124’lerle
Kordon’da turlamaca...
Hachette kitabevi. Tenis Kulübünde Ziya Kıpkızılörenli-Fabio Capadonna maçları... Önce Doğan Kardeş ve sonra Hey dergileri... Franco Gasparri..
Pasajdaki berber... Çiçek için vazgeçilmez adres Schlosser... Bugünü taa o yıllardan öngören bakım uzmanı Madame Janine.. Kuaförler Musa, Selahattin, Bayram... Ağdacı Gülsev...
Çeşme yolunun giderek uzayan konvoyları... O zamanki Amerikan pazarından ya da PX’ten kırmızı Converse çıkartabilmenin zorlukları... Fesçioğlu... Büyük heyecana sahne olan Göztepe-İtfaiye voleybol maçları... Babanın Yerinin sandviçleri...
Son kırk küsur yıldan akla gelen kareler bunlar. Kısa kısa yakın Alsancak tarihi de diyebiliriz... Kimi silik, kimi daha canlı, bazıları unutulmaya yüz tutmuş anılar... Facebook’ta oluşmuş “Çocukluğunu ve Gençliğini Alsancak’ta Geçirenler” grubundaki yazışmalardan derledim bunları. Yazılan daha o kadar çok şey var ki.
Teknolojinin güzel yüzü, güzel gücü bu olmalı. Grup sadece dört beş günlük... Üye sayısı çabucak 1.300 kişiyi buldu, mesaj sayısı da 1.200’ü geçti. Nefis bir paylaşım ortamı oluştu. Bir kitap oluşturabilecek zenginlikte anılar, hatırlatmalar ve yorumlar geldi. Yağdı adeta. Kısa zamanda, çok katılımcıyla, heyecanla ortaya çıkmış bu malzeme umarım günün birinde kitaplaşır.
Asıl dikkat çeken nokta, gelen mesajların “hey gidi günler hey” ya da “ne güzel zamanlardı onlar” havasında olması. Geçmişe bu kadar özlem duymak sadece ilerleyen yaşla ilgili olmasa gerek. Belki bugünkü Alsancak o günlerdekine göre daha gelişmiş. Ama fark etmiyor işte, insanlar o günleri daha masum, daha temiz, daha yaşanır olarak hatırlıyorlar. Bugünkü Alsancağa bayılmıyorlar. Hakikaten biz büyüdük ve kirlendi dünya hissi var hepimizde...
Bul

Tarık Dursun K, 81 yaşını, Kocaoğlu ile kutladı...