Her anne benzer adımlarla yürür ve benzer duraklarda mola verir, sıkıntı yaşar. Hikayelerimiz birbirine çok yakın da olsa, fark yaratan ayrıntılar çocuğu yeşertir yada çölleştirir.
 
 Tuvalet eğitimi zor duraklardan. Biberon hayatınızdaysa biberon bırakma, emzik emiyorsa emziği unutturma. Hepsi zor, hepsi benzer. Ama hepimiz ayrı hikayeyi yazıyoruz;  biberon, emzik  gibi aynı kelimelerle.
 
 Sare uzun zamandır kreşte emzik emmiyor olsa da evde tam gaz devam ediyordu emzikle muhabbetine. Sabahları okula yaklaşınca bana emziğini teslim edip “çantama koyar mısın” diyor akşamları arabaya biner binmez “emziiiiik” feryadı kopuyor bir kaç aydır.
 
 Evde neredeyse tüm akşam emzik ağzında.
 
 Aile dediğin tam kumpas kurucular tayfası. Oysa ki Sariş ve emzik aşkı başlasın diye ne çok çaba sarf ettik.
 
 İlk haftalarda minnak ağzına emzik ağır geldiğinden durmadan düşerdi. Emzik düştükçe ağlamalar arttığından emziği ağzına bantlamayı bile düşündüğüm olmuştu. Şaka şaka...
 
 Emmesi için internetten araştırmalara mı girmedik, el açıp dua mı etmedik. Elde ne imkan varsa hepsini kullandık işte.
 
 Aradaki bağ bunca çabayla kuruldu. Sariş emziğe meftun oldu.
Konuşmayı öğrendiğinde anne, baba mı yoksa “nenneee” (emziğin Sarişçesi) mi dedi önce hatırlamıyorum ya da hatırlamak istemiyorum.
 
 Bir ara emzik sayısı iki,üç, beşe falan çıktı. Her iki parmaktan birine bir emzik takar öyle uyur hale geldi. Çantada üç beş yedek, arabada üç beş yedek, kreşte üç beş yedek , mutfakta tencere içlerinde, beşikte falan derken renk çeşit çoğaldıkça çoğaldı.
 
 Çoğu kişilik sahibiydi bu emziklerin, isimleri vardı. Mesela en kocaman olan “inek emziği”, damaklı olup da Sare’nin emmediği ama uyumadan önce elinde olması konusunda ısrarcı olup çıngar çıkardığı “keçi emziği “.
 
 Her 3 fotoğrafından 2 si emziklidir.
 
 Emzik bırakma kararımız biraz doğaçlama oldu. Yarı yıl tatilinin ikinci haftası Ayşe halasında kalacağı için tek Sare’nin kalması avantaj sağlar, daha kolay ilgileniriz diye düşündük. Ayşe’yi bırakıp haladan dönerken “aaa bir de bakmışız emzik de hala da kalmış”.
Çocuk koltuğuna oturup, araba hareket eder etmez Sare dedi ki “Anne emziğim halada kaldı. Haydi dönüp alalım.”
 
 Teklifi reddedilince kızılca kıyamet koptu. Bu kadar erken fark edeceğini düşünmesek de  hazırlıklıydık işin bu kısmına.
 
 Bu akşam zor geçecek düşüncesiyle gittik eve, ki ağlamalar uyku saati gelene kadar bitmedi zaten. “Bu gece biz de senin odanda uyuyacağız dedik”. Yatağının yanına bir yorgan attık.
Uyku mu? O da neymiş.
 
 Sabaha kadar ağladı , tepindi hiç uyumadı desem yeri. Üstelik son bir kaç haftasını (ben izin alamadığımdan);  hastalık, kar vs derken hep babasıyla geçirdiği için benim yardımlarımı ısrarla reddetti. Bu durum bir hafta boyunca sürdü. Murat uykusuz geceler boyunca pışpışlarla geçirdi zamanını.
 
 Ama daha kötüsü beni bekliyordu.
 
 Birkaç gün sonra Murat eğitim için şehir dışına çıktığından biz Sare’yle başbaşa kaldık.
 
 Gittiği ilk gece durum daha da kötüleşti.
 
 Sare artık emzik için ağlamıyordu ama gece neredeyse saat başı kalkıp çığlıklar atıyor, tepiniyor, yardım teklifimi reddediyor ve bildiği en kötü sözü  durmadan bana söylüyordu.
 
 Hiç böyle bir şey görmedim hayatımda. Sare de Ayşe de bebekliklerinden beri asla çok hırçın, uykusuz,  bu denli huzursuz olmamışlardı. Şaşkınlık, korku hepsi birbirine karıştı ama ben iyimser tabloyu silmek istemedim gene de . “Kısa sürer bu durum , geçici.... Bir kaç gece daha .. dayan..”
 
 Tek ebeveynin çocuklarla ilgilenmeye çalışması, tüm sorumluluğu üzerine alması ne kadar zormuş meğer. Sanırım loğusalık dışında geçirdiğim, ömrümün en zor zamanı oldu bu hafta. Pazartesi günü iş yerinde ya uyuyacağım ya bayılacağım diye korktum. Murat’ın varlığı yanımdalığı ve desteği için çok çok şükrettim. Yanınızda eşiniz varsa uykusuzluğu dönüşümlü çalışmakla yeniyorsunuz, yorulduğunuzda bir kıyıya çekilip o yorulana kadar sıranızı bekliyorsunuz, üzülme geçecekleriyle güç kazanıyorsunuz. Sabah trafiği sizi kaygılandırmıyor, akşam çocukların ikisine birden yetişebilecek miyim diye dertlenmiyorsunuz.
 
 Cumartesi gecesi Ayşe de geldi. Halaları bırakıp hemen dönmek zorunda kaldıklarından hüzünlendi biraz da.  Ne zaman ki uyumak için yattık, Sare’nin inanılmaz tepkileriyle karşılaştı, işte asıl felaket o zaman yaşandı.
 
 Bir taraftan Ayşe halamı istiyorum, babamı istiyorum diye ağlarken bir taraftan Sare çığlık atıyor ve ben kimseyi sakinleştirmeyi başaramıyordum. En sonunda Sare ablasının onun çığlıklarından korktuğuna ikna olduğundan mı, yorulduğundan mı bilmem uyudu. Tam 3 hafta boyunca gecede en az 3-4 defa çığlık çığlığa uyanıp kötü sözler söyleme, sakinleşememe, korku devam etti.
 
 Uykusuzluğumuz, korkumuz birbirine karıştı. İnternet sağolsun. Sanırım yaşadığımız gece terörü denen olay. Haftalar boyu, gece uyandığında yoksunluğunun verdiği karmaşayla Sare bambaşka biri oldu. Çocuklar hırçınlaştığında sarılırsınız ve bir kaç sözden sonra sakinleşirler. Fakat ben geceler boyunca Sare ye ulaşamadım. Üzücü, travmatik. Ama yaşananların geçici olduğunu,  internet sayesinde öğrendik.
 
 Çocuğun, uyanması muhtemel saatleri belirleyip on on beş dakika önce  onu uyandırıp sakince tuvalete götürmek, sakin ses tonuyla konuşup henüz iletişim kurulabiliyorken ona yanında olduğunuzu anımsatmak işe yarıyor. Bir kaç gecedir bunu deniyoruz. Bir de ilk akşamlar uyumasından ben de korktuğumdan, uyku saatlerini geç saate çekmiştik. Bu yaptığımız en büyük yanlış oldu sanırım. Uykusu gelip yoruldukça tedirginliği arttı çünkü Sare ilk 3 ayından itibaren nerede olursak olalım saat 8 de uyutulan, dahası reddetmeden kendi uyuyan bir çocuktu.
 
 Bir günde emzik yoksunluğu hiç ummadığımız yerlere taşıdı bizi. Emzikle arasındaki bağın bu kadar sıkı olduğunun farkında değildim. Böyle bir travmaya sebep olacağı akımın ucundan bile geçmezdi. Bir kaç gece ağlar, biraz hırçınlaşır diye düşünürken tamamen tanımadığım bir hale büründü küçük kuzu. Bizim bebeklik maceramızın en zor dönemeci oldu bu.
 
 Ne kreşe başlarken, ne biberondan ayrılırken, ne çiş döneminde bu kadar üzülmedik ailece. Ama çok şükür ki umut ediyorum bu dönemin de sonundayız artık. Şimdi akşamları ve geceleri daha huzurlu, en yakın zamanda eski alışkanlıkları kazanacağına inanıyorum.
 
 Yaşananların onun için, bizim için olduğundan daha zor olduğunu biliyoruz, bu yüzden sabrımızı en üst düzeye çıkarttık. Emzik sığınılan bir limanmış Sariş için, şimdi o, emziğin yokluğunun huzursuzluğunu anne babanın sesinde, yanında  telafi edeceğine inanana kadar daha çok sevmeliyiz onu.
 
Çocuklu maceramızın diğer kısımlarına ulaşmak için
 
https://www.facebook.com/ANNEEBAK/