Etraf çocuk ihmali, istismarı ve çocukluk travmaları ile dolu. En azından bir yirmi sene önce farkedildi ki, bunların önemli bir kısmı, biraz bilgi sahibi olmak sayesinde ciddi şekilde azalabilir. Bunun üzerine iyi niyetli uzmanlar, aileleri çocuk gelişimi ve çocuk yetiştirme üzerine 'bilgilendirmeye' başladılar. Bunun uzun vadede kendi içinde bir başka soruna yol açabileceği o zamanlar fark edilemedi. Fark edilse bile, çocuk ihmal ve istismarını azıcık bile azaltabilecekse değer diye düşünüldü. Haksız da değillerdi.

Neydi bu kendi icinde başka bir sorun? Bilgi bombardımanında boğulmuş, herşeyi bilen ama ne yapacağını bilemeyen, yetersiz hisseden, suçluluk hisseden, kaygılı ebeveynler..

Bilgi, 'bizim' olduğu zaman, deneyimlediğimiz, prensiplerimizle harmanlayabildiğimiz, içselleştirebildiğimiz zaman işe yarıyor. Öbür türlü teknik ve ezbere birşey olarak havada asılı kalıyor.

Dışarda duran, kullanıma hazır olan bilgiyi, bize ait, bizim olan ve dağarcığımıza işlemiş bilgi haline getirmek için bir içselleştirme sürecinden geçmek gerekiyor. Hayatınız boyunca edindiğiniz tüm bilgilere baktığınız zaman, içselleştirdiğiniz, deneyimlediğiniz, halihazırdaki diğer bilgileriniz ve dağarcığınızla harmanladığınız bilgilerin daha size ait ve daha kullanılır olduğunu fark edebilirsiniz. Gündelik yaşamımızda kullandığımız bilgiler de bu tip bilgilerdir. Yoksa lisede kitaplarda okuyup geçtiğimiz bilgiler değil. Tam da bu yüzden çocuklarda da deneyimleyerek öğrenmeyi esas almıyor muyuz?

Ebeveynliği bir bilgi edinme ve bilgiyi uygulamaya koyma süreci halinde yaşamak son yirmi yılın çocuk yetiştirme sorunsalı hali geldi denilebilir. Ebeveynler yeni yeni, kendilerini keşfetmeyi, kendilerine uygun doğruları takip etmeyi, kendilerini tanıyarak çocuklarını yetiştirmeyi daha iyi bir yöntem olarak benimsemeye başladılar.

'Ne yapmalıyım?' yerine 'ne yapabilirim?' ya da 'ne yapsam?' diye sormak bile bir anda bütün çerçeveyi değiştirebilir. Çünkü ilki zorunluluk, kural, yaptırım, mecburiyet, tek bir doğru cevap çağrıştırırken; diğerleri seçenek, beceri, kapasite, istek, seçim, alternatif, çözüm, umut, rahatlık, doğallık ve güven çağrıştırıyor. 'Ne yapmalıyım' demek ‘Orada bir yerde bir doğru var, ben onu bulup uygulamazsam yanlış ve hatalı olacak/olacağım’ dedirtiyor. Oysa 'ne yapabilirim' ya da 'ne yapsam' demek ‘Benim dağarcığımda, bende bununla ilgili çeşitli alternatifler, seçenekler mevcut, ama şu ana, koşullara, bana, ona uygun olan hangisi acaba, hangisi yapılabilir ya da hangisini seçsem daha kolay/iyi/uygun/doğal/işlevsel olur gibi şeyler dedirtiyor. Birincinin doğuracağı davranış ve tutumlar ile ikincisinin doğuracakları epey farklı.

Elektrik süpürgesi olmayın. Etrafta ne bilgi varsa hepsini toplamaya çalışmayın. Kendinizi bilin ve tanıyın. Değerlerinizi, önceliklerinizi, prensiplerinizi, deneyimlerinizi, tercihlerinizi, isteklerinizi, zayıflıklarınızı, endişelerinizi, hayallerinizi bilin. Etraftaki bilgileri bunlarla harmanlayinca 'siz' olacaktır. Öbür türlü zorlama, zorlantılı ve doğallıktan epey uzak tutumlar adeta kaçınılmaz.

Pek çok ebeveynin uzmanların tavsiyelerine içten içe 'gel de sen yap!' demeleri biraz da bu yüzden belki. Bırakın uzmanlar tavsiyelerine devam etsinler. Siz onlardan gelen bilgilerin hangilerini içselleştirip içselleştirmeyeceğinize, hangisinin içinize uygun olup olmadığına, içerdeki başka nelerle harmanlanabileceğine bakın. O zaman bilgi de işe yarar, siz hele çok çok işe yararsınız.

Ama önce içinize bakın. İçinize iyi bakın. Nerde ne var bilin ki, dışardan gelecek olanı nereye yerleştireceğinizi ya da hangisine 'yer yok kusura bakma' diyeceğinizi bilin. Dışarıyı öğrenmekten daha çok zamanı, içeriyi öğrenmeye ayırın.