İÇ çekişmelerin İzmir’e nelere mal olduğunu, bir yazı için yaptığım araştırma sırasında yine üzüntüyle gördüm. İşte birkaç örnek: Davalar nedeniyle yıllardır başlayamayan Alsancak-Turan 3.İzmir Gökdelenler Projesi, mahkeme kapılarında sürünürken, çökebilecek metro, yatırım yapılamadığı için Akdeniz’in en önemli merkezi olma fırsatını kaçıran Alsancak Limanı, yıllardır siyasi iktidarların keyfini bekleyen İzmir-İstanbul otoyolu, kaçan hızlı trenler, bitmeyen çevre yolları ve daha neler neler...
Bu projelerin büyük bölümü en az on yıl önce bitebilirdi. Doğacak yeni iş imkanlarıyla İzmir’in eğitimli gençleri İstanbul’a gidip kapı kapı iş aramak zorunda kalmaz, ücretli, esnaf, tüccar, sanayici her kesimin geliri artabilirdi. Trafikte boğuşma yerine metroyla rahat rahat seyahat edebilen İzmirlilerin yaşam standardı yıllar öncesinden yükselebilirdi. Ama adeta akıl tutulması yaşanmış ve İzmir yıllardır kendi ayağına çelme atmaktan bir türlü vazgeçememiş. Aynı bugün Türkiye’de yaşananlar gibi.
Şu sıralarda dünyayı kurtarmaya soyunan Çin, 1960’lı yıllarda Nijerya ve Etiyopya’dan bile kötü durumdaydı. Arjantin, İrlanda, Güney Kore birbirine yakın, Türkiye onlardan bile iyiydi. Elli yıl sonra bugün Çin, ABD’nin rakibi. İrlanda ve Güney Kore zenginler sınıfında. Türkiye onların yanında yerinde saydı, Etiyopya ve Nijerya’nın hali ise ortada.
Bilim adamları ülkelerin gelişimini hukuk sisteminden politik sisteme kurumsal yapılarının belirlediğinde dikkat çekiyor. Teknolojiye, eğitime yatırım yapan, tasarrufa dikkat eden, siyasi istikrara sahip ülkeler yükseliyor.
Geçenlerde bir akademisyen son dönemde yaşananları ‘Fetret Devri’ne benzetiyordu. Malum, Osmanlı Devleti’nde Yıldırım Beyazıt’ın oğullarının taht kavgasına tutuştuğu otorite yokluğu ile geçen 1402-1413 arasındaki 11 yıllık döneme Fetret Devri deniyor.
İç çekişmeler İzmir’e altın yıllar kaybettirdi. İktidar kavgaları Osmanlı’yı yıktı, Cumhuriyet döneminde gelişime engel oldu. Bugünkü kavgayı bir taraf kazansa bile, galibi olamaz.
Halbuki bizim de kısa vadeli seçim hesaplarına değil, dünyadaki değişimi yakından izleyen eğitime, teknolojiye, ülkenin zenginliğine odaklanabilen liderlerimiz, hükümetlerimiz olabilseydi gelir dağılımı bugünden çok farklı olurdu. O zaman bugünkü iktidar kavgasına neden olan siyasi koşullar oluşmazdı. Kimse yarından endişe duymazdı.
Bu şartlarda “Hiç olmazsa İzmir’de artık kavga olmasın. Yarına umutlu bakalım” dileğinde bulunmaktan başka çaremiz yok.
Sıkıntıya çam havası
YEMYEŞİL çam fıstıkları görülen fotoğrafın bulunduğu sayfanın arasından çıkan yazıda “Biz bu ülkeyi, bu coğrafyayı çok sevdik, gönül verdik. Aşk ile bağlandık. 10. kitabımızı hazırladık. Bergamamızın Kozak Yaylası’ndan bir selam ediyoruz” diyordu Nezih Öztüre ve Nedim Atilla...
Çocukluğumun yaz aylarının en hoş anılarından biri, Ayvalık’ta teyzemin evinin bahçesindeki çam ağaçlarının altında kozalakları kırıp, içindeki çam fıstıklarını yemekti. Kozalağı ve içindeki sert kabuklu çam fıstığını kırmak göründüğünden çok daha zor bir iştir.
Öztüre ve Atilla’nın ‘Çam fıstığından yemeklerine bir yaylanın öyküsü Kozak’ adlı son kitaplarının sayfalarını çevirirken yıllar öncesine gittim. Ama doğrusu kozalaktan ve çam fıstığından bu kadar uzun bir öykü ve bu kadar çok yemek tarifi çıkmasına şaşırdım.
Mesela çam fıstığından helva yapılıp, düğünlerde ne amaçla ikram edildiğini gibi hoş bilgilerin hepsi bu kitapta var.
Bu sıkıntılı günlerde çam havası gibi gelen, gelecek nesillere armağan olan böyle bir kitabı hazırladıkları Öztüre ve Atilla’ya binlerce teşekkür...

Tarık Dursun K, 81 yaşını, Kocaoğlu ile kutladı...