EgeRSS
05 Şubat 2010 - 21:45

İhtimaller denizi

Reşat Kutucular Gökkuşağıege@mil­li­yet.com.tr Tüm Yazıları »

Sürüklenip gidiyorum/Rüzgârının tam önünde/Bir batıp bir çıkıyorum/İhtimaller denizinde, diye başlıyor Yüksek Sadakat’in ‘İhtimaller Denizi’ şarkısı. Bir ara dillere dolanmış olan bu aşk şarkısı, ülkenin bugünlerdeki havasını da iyi yansıtıyor aslında.
Ekonomik tarafa bakın. Yüzyılın en derin krizinin bizi teğet geçiyor olma ihtimalini çok sevdik. Olası risklere karşı IMF jokerini kullanmayı öğrendik. “Ha anlaştık, ha anlaşıyoruz” şeklinde ince ayarlarla idare ettik durumu. 2001 krizine IMF’nin gözleri önünde sürüklenmiştik ama o ayrı. O günler başkaydı, bugünler başka. Unuttuk gitti.
Bugünün krizinden “görünürde” büyük bir darbe yemiş değiliz. Faizler tek haneli rakama indi, kurlarda bir hareket yok, borsada şirket değerleri kriz öncesi değerlere yakın. Hepsinden çarpıcısı otuz yıllık baş belamız enflasyon kontrol altında.
İşsizlik oldu ama gelişmiş ülkelerde bile sorun artık işsizlik. Pek çok ülkeye kıyasla iyiyiz. Ya da öyle görünüyoruz. Bu tablo bizi cesaretlendiriyor. En kötüyü geçtik diye düşünüyoruz. Çok hazır olmasak da, çok disiplinli davranmasak da, yapısal tedbirler almasak da 2010’daki toparlanma ihtimaline güveniyoruz. İki KDV indirdik, bir ÖTV kaldırdık zor günleri aştık.
Hani neredeyse ‘iyi ki bu kriz oldu da ekonomimizin gücünü dünya âlem gördü’ deme noktasındayız.
Kötü ihtimaller mi? Kötümserlerin eninde sonunda haklı çıkması ihtimali mi? Şu aralar gerçekçiliğe pek sıcak bakılmıyor! Ama iyimserlik, gerekli tedbirlerin alınmasına engel olmamalı. Ekonomi söz konusuysa, her gelen gün, iyi yönetilmesi gereken küresel ve yerel risklerle dolu yeni bir gün demek. Yapısal tedbir ihtimali güçlense ya!
Eski FED başkanlarından, şimdi de Obama’ya danışmanlık yapan 82 yaşındaki Paul Volcker, geçen gün Senato’da yaptığı konuşmada, bankalara getirilecek düzenlemelerden söz ederken şöyle dedi: “Gelecek krizi görecek kadar çok yaşamayabilirim ama ruhum gelip sizi rahatsız edecektir.” Bir köşeye not etmekte fayda var.
Siyasi tarafta ise yakın geçmişin darbe ihtimalleriyle meşgulüz. Planlar, krokiler, senaryolar... Kutuplaşmış medya üzerinden yürüyen tartışmalar. Kimileri bu senaryoları yeni güç dengeleri kurmak için fırsat biliyor, kimileri ise askere kayıtsız şartsız güvenmeye devam ediyor.
Bütün bunlar demokrasinin güçlenmesi açısından önemli. Yaşanması gereken süreçler belki. Ama nedense darbelerin hası 12 Eylül’e dokunulmuyor. Darbe ihtimallerinin ateşli muhalifleri bu son “gerçek darbe” konusunda maalesef o kadar da cesur değiller ve hemen kem-küm etmeye başlıyorlar. Kem-küm ettikçe de demokratlık konusunda inandırıcı olamıyorlar.
Öte yandan Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Hrant Dink cinayetlerinin azmettiricileri hala bulunabilmiş değil. Artık gözlerimizi suikast ihtimallerinin yanında, Muammer Aksoy, Necip Hablemitoğlu, Onat Kutlar gerçeklerine doğru çevirsek iyi olacak. Bir yığın başka faili meçhul! Bütün bunları unutur gibi olduk da!
Bu arada bir de sivil vesayet ihtimali, daha doğrusu tartışması belirdi. Malum, evlere şenlik bir siyasi partiler kanunu ve seçim sistemimiz var. Siyasi parti liderini tek adamlaştırmak için özel olarak hazırlanmış sanki. Seçimlerde yüzde 40’ları aşmaksa parti içi gücün Meclis içi güce transferi anlamına geliyor.
Böyle bir tabloda da liderin güç kullanımında aşırıya kaçma ihtimali artıyor. Aşırı özgüvenin kurduğu tuzaklar bitmiyor ki. Kendisi bu tuzaklara düşmemeye dikkat etse bile, lider zaman zaman çevresi tarafından gaza getirilebiliyor.
Diğer taraftan da sistem, seçilmişe müdahale etmeyi alışkanlık haline getirmiş. Seçilmişlerle, atanmışlar arasında devam edip giden ve bitmek bilmeyen güç savaşları... Demokrasi dışı öcülü ihtimaller!
İhtimaller denizinden çıkıp gerçeklerin toprağına basma zamanı geldi de geçiyor.

Reklamlar & Kişisel Ürünler
Yazarlarda Ara
Bul
Sıpa hangi hayvanın yavrusudur ?
Markapon
©Copyright 2010