Bu konu hakkında kesin bir fikir birliği yok aslına bakarsanız. Bazı uzmanlar minimum dört yaşın doğru bir aralık olduğunu, böylelikle birinci çocuğun anne-bebek ilişkisini sağlıklı şekilde tamamlamış olmasının doğru olduğunu savunurken, kimi uzmanlar da iki yaştan fazla olmaması gerektiğini, bebeğin yeni gelen kardeşi çok daha kolay karşılayabileceğini söylüyorlar. Ben uzman değilim, bu süreci yaşayan bir anneyim. Sadece kendi tecrübelerimi aktarabilirim.

Bana göre, bu konuda en güzel yorumu bir psikologdan dinlemiştim... Demişti ki; ‘‘Bir gün eve eşinizin bir başka kadınla geldiğini ve ‘bu benim ikinci eşim, bundan sonra o da bizimle yaşayacak ama inan sana olan sevgim hiç değişmedi, seni eskisi gibi çok seviyorum’ dediğinde ne hissederseniz, çocuğunuz da kardeşi olduğunda böyle hissedecek.’’ Yani ha iki, ha dört, ha on dört...

İki yaş örneği
Benim oğullarımın araları tam iki yaş. Neler mi yaşıyorum? Öncelikle Mir Kaya’nın doğumuyla beraber çalışmayı bıraktığım için hiç ayrı kalmadık. Bu sebeple de bana oldukça bağlı (her günümüz bir arada, aktivitelerimiz birlikte, bağımlı değil) bir çocuk olarak büyüdü. Bu noktada da kardeşi olduğunda çok zorlanacağımızı düşünmüştüm. Fakat korktuğum kadar sancılı bir süreç geçirmedik. Bence bu noktada ebeveyn tavrı gerçekten önemli. Nasıl davrandığımızı merak ediyorsanız: Kardeş İlişkilerinde Ebeveyn Tutumu başlıklı yazı(1)

Mir, kardeşi Atlas’a karşı hiçbir zaman kin-öfke gösterisinde bulunmadı. Evet, Atlas Mir’in elindekini alınca veya saçını çekince sinirleniyor ve öfkeyle ‘‘Yapma Atlas!’’ diyor ama bu eyleme karşı duyulan bir öfke, kişiye karşı değil. Bazen oyuncağını paylaşmak istemeyebiliyor. Bazı geceler ‘‘Atlas’ı uyutma, benim yanıma gel.’’ diyebiliyor, zaman zaman ‘‘Atlas kucağından insin çünkü ben geleceğim.’’ diyor ama bu da işin doğalı. Diğer türlü sadece yapmacık tavırlar sergiliyor olurdu. Bu saydıklarım ‘bazen’ ya... Genellikle ise Atlas’ı oyalamaya çalışıyor. O ağladığında haber veriyor. ‘‘Anne dişleri olmadığı için sen onu emzir, acıktı sanırım.’’ veya ‘‘Sen git yemeği hazırla, Atlas’a ben bakarım.’’ diyor mesela. Tüm bu yaptıkları yüreğimin çok derinlerine dokunuyor.

Dört yaş örneği
Benim ve kardeşim arasında dört yaş var. Annemler ikinci çocuğu düşünmezken, ben o kadar çok kardeş istemişim ki; bana kardeş yapmaya karar vermişler. Emre doğduktan sonra o uslu-tatlı-güler yüzlü kız çocuğu gitmiş, yerine kardeşinden razı olmayan bir abla gelmiş. Emre’yi evden göndermek için elimden geleni yapmışım. Başına jöle sürmeler, sürekli ağlama krizlerim... Ona zarar veririm endişesiyle, bizi bir saniye bile yalnız bırakamıyorlarmış. (Zaten ne olursa olsun, çocuklar küçükken yalnız bırakmak doğru değil.) Şimdiyi sorarsanız; ‘‘Emre benim ilk göz ağrım, ilk evladım.’’ diyebilirim. İyi ki de annemlerden illa bir kardeş istemişim.

Bu yazdığım iki örneğin birebir zıtlarını da çok dinledim. Etrafınızdaki abla-abi-kardeş ilişkilerini düşünebilirsiniz...


Abi-abla tutumu
Dediğim gibi ne olursa olsun, ‘eve ortak geldi’ düşüncesi bir şekilde çocuğun kafasında oluşacaktır. Mir’in Atlas’a karşı sevgi dolu olması muhtemelen bizlerin Mir’e karşı yaklaşımımızdan. (Onunla yalnız kaliteli vakitler geçirmeyi ihmal etmememizden. Kıyasa dayalı bir ilişki kurdurmamamızdan.) Ama kardeşinin varlığı hiç mi değişiklik yaratmadı derseniz... Belki yaratmıştır, belki de büyüyordur... Bunu tam olarak ayırt edemiyorum ama Mir’e hala tuvalet eğitimi vermedim. Yazın kendisi talep etmişti ama kardeşinin doğumuna çok yakın olduğundan ve geri dönmek ister diye biraz geciktirdim. Ama bir kere bile meme emmek istemedi mesela. Belki beze de geri dönmeyecekti bu durumda.

Arkadaşlarına karşı oyuncak paylaşımı konusunda hırçın olabiliyor. Ama buna ‘‘Kardeşi olduğu için- kardeşinin hıncını arkadaşlarından çıkardığı için yapıyor.’’ diyemeyiz çünkü çocuklar dünyanın merkezinde kendilerini görürler. Paylaşma kavramı onlar için saçmadır. Talep ettikleri her şey  onlarındır, karşısındakinin gözünden olaylara bakamazlar. Empati kurmayı bilmezler. Tüm bu saydıklarımı zamanla öğrenirler.

Siz ne hissediyorsunuz?
Evet, Mir’in bazı arızaları var bize karşı çünkü çok basit; kişiliğini oturtmaya çalışıyor, bize bireyliğini kanıtlama derdinde. ‘‘Ben de varım! Sizden bağımsızım. Kendi kararlarımı alabilirim. Kendim için en iyisini ben bilirim. Kendim yapabilirim. Ben büyüdüm.’’ demeye çalışıyor. Tüm bunlara siz ‘terrible two’ diyebilirsiniz, bense ‘birey olma çabası’ diyorum. İki yaş sendromuyla da bitecek sanmayın. Ardından üçü çok da hareketli gelecek. Yaş büyüdükçe sorunlar hep büyüyecek, didişmeler artacak. O yüzden doğru zaman diye bir dönem yok! ‘‘Siz ne istiyorsunuz?’’ var! Sadece ikinci çocuğu neden istediğinizi bir düşünün... Kendinize hangi soruları sormanız gerektiğini İkinci Çocuk Kararı yazımda bulabilirsiniz. (2)

Şimdi bana sorular geliyor, ‘‘İki yaş arayla çocuk sahibi olmak nasıl?’’ diye... Çok zor. Ama nasıl ki bir bebeğiniz olduğunda yaşadığınız heyecan-sevgi sizinle, ikinci çocukta da duygular öyle... Tüm yorgunluğuna rağmen ‘iyi ki’ diyorum her saniyesinde. Zamanlamayı da on ikiden vurmuşum! Umarım sizin de öyle olur... İster iki, ister 4-5-7 yaş fark olsun, yeter ki; zamanlaması hepiniz için kolay olsun.

Not: Bu yazımla ilgili bir yazıyı daha önermek istiyorum. Hepsini birden okuyabilirseniz, taşlar daha çok yerine oturacaktır: Kardeş Birliği başlıklı yazı (3)
Kalabalık ailelerde sevgi dolu, mutlu kalabilmek dileğiyle...

 

https://www.facebook.com/bebekolduannedogdu/

https://www.instagram.com/bebekolduannedogdu/

(1) - http://www.milliyet.com.tr/kardes-iliskilerinde-ebeveyn-tutumu-pembenar-yazardetay-aile-2518864/
(2) - http://www.milliyet.com.tr/ikinci-cocuk-karari-pembenar-yazardetay-aile-2567712/
(3) - http://www.milliyet.com.tr/kardes-birligi-pembenar-yazardetay-aile-2543537/