Yoga camiasında olanlar bilirler, küresel yoga topluluğunu temsil etme iddiasında olan, adlarıyla bir eğitmenlik Yoga sertifikasyon sistemi oluşturmuş ve kendilerinin kâr amacı gütmeyen birer oluşum olduğunu söyleyen uluslararası birkaç dernek var. Bu derneklerden sertifikanızı aldığınızda –buna «Yoga Sertifikasyonu» veya « YS » diyelim- Yoga eğitmeni olmuş addediliyorsunuz ve dünyanın birçok yerinde eğitmenlik yapmaya başlayabiliyorsunuz.  

Yoga merkezlerindeki eğitmenlerin neredeyse tamamı YS onaylı eğitmenlik sertifikasına sahiptir. YS onaylı Yoga eğitmenlik sertifikalarının çoğu, 200 saatlik bir programı takip etmek suretiyle alınabiliyor. Türkiye’de bu eğitimi verenler, düşünebileceğinizin aksine, yabancı değil. Türkiye’de daha önce YS sertifikası almış herhangi bir eğitmen, YS sisteminde 200 saat ders verdiği öğrencilerine YS onaylı sertifika verebilmektedir. Bu kursların bedeli de, birkaç bin TL gibi oldukça yüksel bir rakam.

Şimdi şöyle düşünün. 200 saatini, yani 8 tam gününü yoga eğitimine vermiş olan bir kişiye siz, en değerli hazineniz olan sağlığınızı emanet ediyorsunuz. Örnekleme yapmak gerekirse, 8 gün muhasebe eğitimi almış birisine holdinginizin hesaplarını emanet eder misiniz ? 8 gün tıp eğitimi görmüş birisine çocuğunuzu teslim eder misiniz? 8 gün aşçılık eğitiminden geçmiş birisine herhangi bir restoranın mutfak şefliğini verir misiniz?

Hayır, bunların hiçbirini yapmazsınız.

Ama işte 200 saatlik bir eğitimden geçmiş olan herhangi birisine bedeninizi, fiziksel ve ruhsal sağlığınızı emanet etmek durumunda kalabiliyorsunuz. Yoga çok ciddiye alınması gereken bir iş. Ehil olmayan bir eğitmenin –istediği kadar YS onaylı sertifikası olsun- insanlara geçici veya kalıcı hasarlar verme olasılığı azımsanmayacak kadar yüksektir. Ne yazık ki Yoga’nın bilincinden, öğretilerinden ve hayata dair pratik önerilerinden bir haber hocalar Yoga merkezlerinde mantar gibi türedi.

Yoga eğitmenlik sistemi her zaman böyle değildi.

Veda’ların zamanına dayanan bir uygulamaya göre, Yoga’nın yayılmasına aracı olacak kişiyi, ustası uzun süre gözlemlerdi. Öğrenci seneler boyunca ustasının yanında karşılık beklemeden hizmet eder, usta da bu süreçte öğrencisinin ahlakî ve kişisel niteliklerini gözlemlerdi. Işık gördüğü çıraklara öğretiyi verir, Evren’e ve insanlığa yararı olmayacak kişileri ise yolundan usulca ayırırdı. Bu sistemin adı «Gurukula» sistemiydi. Bir öğrenci, ancak ustasının yanında 12 yıl kaldıktan sonra Yoga’yı öğretmeye ehil görülürdü. Bu sistemde fiziksel meziyetler önem skalasının en altlarındaydı. Ezoterik bir öğreti olan Yoga, böylece damla damla ustadan öğrenciye akıtılırdı.

8 gün boyunca Yoga eğitimi görmüş bir bireye «usta» denemeyeceği gibi, YS gibi, tüketim toplumuna ayak uydurmuş ve Yoga’nın felsefesinden tamamen uzaklaşmış oluşumlara da çekinceyle yaklaşmak gerekir. Günümüzdeki Yoga eğitmenliği ne yazık ki «Parayı ver, YS onaylı sertifikanı al» düşüncesinden ibaret. Etraf Yama ve Niyama’lardan bir haber «eğitmenlerle» dolu. Ben bu kişilere «Yoga eğitmeni» yerine «beden terbiyecisi» demeyi yeğliyorum, ki o da saygıdeğer bir uğraş (ama Yoga değil).

Elbette kentsel yaşamın baş döndürücü hızında 12 sene bekleyerek Yoga eğitmeni sıfatını kazanmak gerçekçi olmaz. Ancak Gurukula dediğimiz bu sisteme daha yakın ekoller halâ mevcut.

Bu konuda hiç mütevazı olmayacağım. Ben hocam Adnan Çabuk’tan Gurukula sisteminde bu mucizevî öğretiyi aldım. O zamanlar, böyle bir sistemin içinde olduğumu bilmiyordum. Farkında değildim. Yıllar boyunca Hocamın derslerine gidip gelirken, toplantılara katılırken, Yoga dahilinde ve haricinde görüşmelerimiz olurken, Hocamın dikkatli gözetiminde olduğumu hiç fark etmemiştim. Söylediğim her söz, gerçekleştirdiğim her eylem, dışarıya aktardığım her düşünce en küçük detayına kadar meğer tartılıyormuş. Gerek derslerde, gerek ders dışında, gerekse aşramda kendisiyle çokca zaman geçirdikten sonra, Hocam aramızdan birkaç kişiye eğitmen olabileceğimizi söylemişti. Ve sonrasında eğitmenlik sürecinden geçtikten sonra sertifikamı almıştım. Hoca-eğitmen ilişkisi asla burada bitmedi. Ne mutlu ki yıllardır Hocamdan aldığımız eğitimim devam ediyor.

Elbette Hocam da modern zamanlara ayak uydurmak zorunda kaldı ve daha kısa bir modülle şimdilerde eğitmenlik kursları açıyor. Ancak bu kurslar en az 500 saatlik çok ciddi bir öğreti içerdiği gibi, eğitmen adayının ahlakî ve kişisel nitelikleri, hizmet anlayışı ve yardımseverliği de değerlendiriliyor. Sürecin sonunda yazılı, sözlü ve uygulamalı zorlu sınavlar var ve herkes de bu sınavları ne yazık ki veremiyor. Sınavlardan geçemeyen bir sonraki dönemlerde rüştünü ıspatlamak zorunda kalıyor.

Kendi hocamın haricinde Gurukula sistemini benimsemiş başka ekoller de mevcut. Bunların arasında aklıma ilk gelen Iyengar Yoga eğitmenlik sistemi. Bu okuldan mezun olmak, kişinin ortalama 5-6 yılını alabiliyor. Burada da usta, öğrenci adayını belirliyor (tam tersi değil). Yani bu sistemde parayı bastıran öğretiyi alamıyor. Usta, en az 3 sene boyunca ve ortalama haftada 3 kere derse gelen öğrenciler arasından seçim yapıyor. En az 2-3 yıl süren bir eğitim sürecinden sonra kişi sınava giriyor. Sınavı yapanlar arasında öğrencinin kendi hocası bulunmuyor hiçbir şekilde. Tam bağımsız bir değerlendirme yapabilmek için, hakem veya moderatörler bambaşka Iyengar Yoga merkezlerinden geliyor. Bu zorlu sınavdan da geçemeyenlere sıkça rastlanabiliyor.

Her 200 saatlik YS eğitiminden geçen kişi «kötü» bir Yoga hocası olarak görülemeyeceği gibi, her Gurukula sisteminden gelen eğitmen «iyi» olacak diye bir kural elbette yok. Ancak deneyim, Yoga’nın altın anahtarı. 200 saatlik YS onaylı sertifikası olsa bile, eğitmeninizi, birkaç senedir adanmış bir şekilde ders veriyor olanlar arasından seçin.

Ve şu soruyu her zaman kendinize sorun: en değerli hazinem olan sağlığımı 8 günlük Yoga eğitiminden geçmiş bir kişiye emanet etmek ister miyim?

Esra E. Karaosmanoğlu

 "Acemi Yogi" 

25 Ocak 2018

YogaChiEsra@gmail.com