Hayatınıza yön veren seçimlerinizin sebeplerini düşündüğünüz oluyor mu hiç? Neden bu işi yapıyorsunuz mesela? Veya niye evlendiniz? Evlendiniz de, çocuk kararı... Hadi ilkini yaptınız, peki ikincisi?


Bir şekilde iş hayatına atılıyoruz, belli bir yaşa geldiğimizde, hayatımızda biri de varsa, ‘‘Eeee, düğün ne zaman?’’ soruları başlıyor. Düğün gecesi, ‘‘Ehh artık, bebiş de gelir.’’ İlk çocuğunuzu kucağınıza aldığınız gün, ‘‘Kardeş yapacaksınız herhalde, değil mi?’’ Kabul edin, toplumun istekleri bitmiyor. Hep bir talep var; karşılamamız gereken. Biz de bir şekilde istediklerini veriyoruz. Peki gerçekten isteyerek mi? Kendi seçimimizle mi?


Mir doğduktan sonra arkadaşlarım ‘‘İkinciyi düşünüyor musun?’’ diye sormaya başlamışlardı. Bunun cevabı benim için çok netti. ‘‘Tabii ki.’’ Ama neden ‘evet’ dediğimle ilgili aslında ‘gerçek anlamda’ hiçbir fikrim yoktu.


En büyük etkenlerden biri eşim çok istiyordu. Peki, tamam da ben? ‘‘Ben Mir’e neden kardeş istiyordum?’’ Esas soru buydu...


Fark ettim ki; ilk başta benimkisi de ezberin peşinden gitme haliydi. Geçmişten gelen duyguların su yüzüne çıkması. Bana öğretilenlerin, sorgulanmadan tekrarlanması. Emre (kardeşim) ve benim ilişkimize baktığımda, Mir Kaya’nın da böyle bir duyguyu-sevgiyi tatmasını istiyordum. Peki, bizim gibi olmazlarsa-birbirlerini bizim kadar sevmezlerse ne hissedecektim? Büyük ihtimal; hayal kırıklığı. (Tabii toplumun buna da verecek bir cevabı hep olur: ‘‘Siz sevgi dolu bir ailesiniz. Sizden ne görürlerse o olacak, onlar da birbirlerini sevecekler.) Gerçekten hep öyle mi olur? Sırf bu yargıya dayanarak, kendi yaşadıklarımı çocuklarıma yansıtma hissiyatıyla ikinci çocuk yapılmalı mı?

Peki, kötü bir kardeşlik hikayem olsaydı, ikinci çocuğu düşünmez miydim? Sanırım, evet. "Yaşadım, biliyorum, çocuğumun da aynı zorlukları-üzüntüleri yaşamasını istemiyorum." derdim muhtemelen. Bu sefer de; belki onu çok güzel bir kardeşlik ilişkisinden mahrum bırakmış olacaktım. Sırf yaşanılanlara karşıt tepki geliştirdiğim için. Kendi geçmişimi reddetme isteğiyle, çocuğumun hayatına müdahale etmiş olabilirdim.


Ama kabul edelim en etkili dayatmayı etrafımızdakilerden görüyoruz. Ve daha doğmadan ilk çocuğumuzla, ikincisi arasında karşılaştırmaya bile girebiliyoruz. Birinciden alamadığımız randımanı ikinciden bekleyebiliyoruz. Mesela, Mir laktoz intoleransından dolayı karın ağrısı olan bir bebekti ve çok zor uyurdu. Tecrübeli çevrem, ‘‘Merak etme ikincisi uyur. Gazı da olmaz.’’ derdi. Az yiyorsa, diğeri güzel yer. İlki yaramazsa, sonraki uslu olur. İleride okulu var; başarısı var. Gelecekte evliliği, istediğin gibi hareket etmesi... Tüm bunların totaline bakınca da evin popüler çocuğu var, günümüzde annelerin üzerine en çok düşündüğü ve böyle bir duyguyu çocuklarına geçirmeme çabaları. İkinci çocuğu kucaklarına ilk aldıkları andan beri, ilkine haksızlık mı yapıyorum düşünceleriyle, ilkinin üzere çok düşmeler, belki bu sefer küçük olan-bebeğin unutulması... Acaba bu da bize öğretilen bir duygu mu diye düşünüyorum...


Bir keresinde nefes eğitmenime, ‘‘Atlas bebeği misafirler gelip, sevdiğinde, ben de hemen Mir’e koşuyorum. Yanlış anlasın istemiyorum. Onu kıskanarak büyümesini hiç istemiyorum. Atlas’ı biri kucağına aldığında, ben de hemen Mir’i alıveriyorum.’’ demiştim. O da bana, ‘‘Acaba kendi hislerini ona mı yüklemeye çalışıyorsun?’’ diye sormuş ve ‘‘Oyun oynayan bir çocuğun, oyununu bölerek, onu kucağına alıp, zamansız (Sırf biri Atlas’ı kucağına aldı diye) bir sevgi gösterisinde bulunmak belki de ‘bak burada işler ters gidiyor’ sinyalini ona daha fazla yansıtabilir.’’ demişti. Belki de haklı. Atlas’ın kucağa alınıp, seviliyor olması çok olağan bir şeyken, ben Mir’in dikkatini bu hareket üzerine çekiyor olabilirim. Bana öğretilen bir duyguyu, Mir’e yansıtıyor olabilirim.


Sonuç olarak, toparlamak gerekirse; toplum dayattığı için-zaten herkesin çocuğu var diye çocuk sahibi olmak istiyor olabiliriz. Veya yaşadığımız kardeşlik sevgisini, çocuklarımızda da görmek isteyebiliriz. Ya da anlaşamadığımız kardeşimizden dolayı, ikinci çocuğu istemiyor olabiliriz. Ne olursa olsun şunu bilmeliyiz ki; bizim yaşantımızla onlarınki bir değil, olmayacak. Hayatımız, geçmişimizde yaşadıklarımızı düşünmeden tekrar etmemizden ibarettir. Bundan sıyrılıp, esas olarak ne istediğimize odaklanır ve bu doğrultuda hareket edebilirsek, o zaman mutlu anlar biriktirmemiz daha kolay olur. Farkındalık... Kendi hayatımızı ve duygularımızı fark etmemiz gerekir. Ve öğretilen duygu-düşüncelerden kurtulmamız...


Eşim ve etrafımdaki herkes bana ikinci çocuğu sorduklarında bu konu üzerine oturup, düşündüm. Evet, ikinci bir çocuğum olsun istiyordum ama gerçekten neden istediğimi bulmak vakit almıştı. Kesinlikle kardeşimle olan ilişki en büyük etkenlerden biriydi ama aksi olursa da bunu kabulleneceğimi bilmeliydim. Sonra dedim ki kendi kendime; ‘‘Ben Mir'e bayılıyorum. Öyle ki; sev sev doyamıyorum. Paylaşımlar hiç bitmesin istiyorum. Hayatıma kattığı neşe daha da çoğalsın istiyorum. Bu sevginin bu derece kuvvetli olabileceğini eskiden tahmin edemezdim. Yaşamak bir başkaymış, anlatılandan çok daha güçlüymüş. Bir tanesini daha böyle sevsem sevsem hiç tükenmez, sürekli artar bu sevgi gibi hissediyorum. Ve ileride yaşanacaklar beni, farkındalığım boyutunda etkileyebilir-üzebilir-mutlu edebilir.’’ Size de diyeceğim o ki; çocuk istemek, ikinci çocuğun kararını vermek sizin seçiminiz olsun ve neden onu/onları istediğinizi gerçekten bilin ki; sizi bildiğiniz oranda yorabilsin-üzebilsin yaşanacaklar. Sonuçta, kolay bir süreç değil ama çok keyifli.

https://www.facebook.com/bebekolduannedogdu/

https://www.instagram.com/bebekolduannedogdu/